Anasayfa Genel Ekonomi Spor Sağlık Kültür/Sanat Eğitim Resmi İlanlar Seri İlanlar İletişim

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 

   
   
ZİLE TŞO BASKANI NECATİ BİCE VE EKİBİ GÜVEN TAZELEDİ

Zile Ticaret ve Sanayi Odası hizmet binasında, 1 Ekim 2022 Cumartesi günü, İlçe Seçim Kurulu nezaretinde   gerçekleştirilen seçimde, mevcut Başkan Necati Bice'nin listesi güven tazeledi.        Resmi olmayan sonuçlara göre; Başkan Bice, çıkarmış  olduğu beyaz  listeyle tüm meslek komitelerinin  galibi oldu. Başkan Bice'nin karşısında rakip liste olmamasına rağmen, seçme hakkı olan üyesinin  % 60  oyunu alarak, aynı zamanda çok yüksek katılımlı  bir seçime de imza attı.         Seçim sonunda Zile Ticaret ve Sanayi Odası'nda konuşan Bice, üyelerinin teveccühleri ile bugün meslek  komitelerinin tamamında kazanmış olduklarını duyurdu. Ayrıca % 60 katılım oranının kendileri için önemli  olduğunu belirtirken, tek aday düşüncesi ile  gelmemezlik yapmayan, demokratik hakkını sonuna kadar kullanan,  yanında olan tüm  üyelerine minnettar olduğunu dile getirdi.        Başkan Bice; ülkemizin çok değerli kurumlarından olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ni oluşturan 365  oda ve borsanın yöneticilerinden biri olmanın sorumluluğunun farkında olduğunun ve bu sorumluluk çerçevesinde  “Güçlü Ekip Güçlü Kadro” sloganıyla çıktığı yolda; önceki dönem olduğu gibi, bu dönemde üyelerinin yanında  olacağının altını çizdi.          Başkan Bice konuşmasını “Odamıza sahip çıkan, sorumluluk ve vefa örneği göstererek gelip oy kullanan  bütün üyelerimize, seçimlerimizin  sağlıklı bir şekilde neticelenmesi için katkı veren İlçe Seçim Kurulumuza,  şahsıma güvenerek benim ve ekibimin yanında olan dostlarıma ve arkadaşlarıma sonsuz şükranlarımı  iletiyor, Zile halkına ve iş dünyamıza sonsuz sevgi ve saygılarımı sunuyorum” diyerek sonlandırdı.    

  

   
   
Şehit Piyade Astsubay Gökhan Ağıl, Tokat'ta son yolculuğuna uğurlandı

Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde çıkan çatışmada yaralanan ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden Piyade Astsubay Kıdemli Çavuş Gökhan Ağıl'ın cenazesi, memleketi Tokat'ın Turhal ilçesinde toprağa verildi. Şehit Ağıl'ın naaşı, Turhal Devlet Hastanesi morgundan alınarak Osmangazi Mahallesi'ndeki annesinin evine getirildi. Şehidin Türk bayrağına sarılı naaşı, Turhal Belediyesi önünde hazırlanan alana taşındı. Burada şehidin babası Ziya Ağıl, annesi Nuran Yıldız ve yakınları şehidin tabutuna sarılarak gözyaşı döktü. Şehit Ağıl'ın cenazesi burada, ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazı sonrası Asri Mezarlık'a defnedildi. Cenaze törenine, Tokat Vali Yardımcısı Osman Sarı, Tokat milletvekilleri Yusuf Beyazıt, Mustafa Arslan, Yücel Bulut, Kadim Durmaz, Ticaret Bakan Yardımcısı Sezai Uçarmak, Tokat Belediye Başkanı Eyüp Eroğlu, Tokat Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Çoban, İl Jandarma Komutanı Albay Bahri Bostancı, AK Parti Tokat İl Başkanı Cüneyt Aldemir ile vatandaşlar katıldı. Şehidin amca oğlu Astsubay Üstçavuş Şenel Ağıl da 27 Haziran 2017'de, Şırnak'ın Uludere ilçesinde, PKK'lı teröristlerce düzenlenen saldırıda 35 yaşında şehit olmuştu.aa

  

   
   
CÖNKLERİN TOZLU SAYFALARINDA UNUTULAN VE NAMELERİNİ ARAYAN ZİLE TÜRKÜLERİ Dr. Mehmet YARDIMCI

Yazının bulunmasından önce her ulusta olduğu gibi Türk ulusunda da oldukça güçlü sözlü edebiyat geleneği vardır.  Bu edebiyat geleneğinin ürünleri şölen, yuğ, sığır vb. adlarla anılan törenlerle yaygınlaşmış ve topluma mal olmuştur. Şaman, kam, oyun baksı, ozan gibi   adlarla anılan kişiler ilk edebi türlerin üretici ve uygulayıcılarıdır. İlk şiirleri oluşturup kopuz adı verilen sazı devreye sokarak yarattıkları müzikli söyleyişler türkülerimizin ilk biçimlerini oluşturmuştur. Bu nedenle türküler edebiyatımızın ilk ürünleri sayılmalıdır. Kam, baskı, ozan gibi sanatçılar müzik eşliğinde oyun türküleri ve şiirler okurken konu olarak kimi zaman efsanevi olayları, kimi zaman da dini ve toplumsal konuları dile getirerek ta başında türküleri şekillendirmişlerdir.  Şekillenen bu türküler, değişik Türk kavimlerinde aynı şeyi ifade etmek üzere farklı adlarla anılmıştır. Türkü için Azerbaycan’da mahnı, Başkurtlarda halk cırı, Türkmenlerde halk aydımı, Kırgızlarda eldik, Özbeklerde halk koşigi, Uygurlarda nahşa gibi  sözcükler kullanılmıştır.  Değişik Türk boylarında farklı sözcüklerle ifade edilen türkü kavramının  Türke özgü anlamına gelen Türkî sözcüğünden türediği görüşü yaygındır.  Türkü için yapılan bütün tanımlar da bu ortak noktada birleşmektedir.  Türk halkı Orta Asya’daki sosyal yaşamından kaynaklanan müzikten hiç kopmamış, halka halka genişleyip çeşitlenen ve yeni biçimlere bürünen müzik zevki hep varlığını korumuştur.  Oyunlarda, düğünlerde, şölenlerde, savaşlarda hep müzik yerini almış, duygu ve düşünceleri kamçılayıcı görev üstlenmiştir.  Türk halkının her gittikleri yere bu geleneği taşıdıkları gerçeği, Anadolu’nun yanı sıra Balkan türkülerinin canlılığında sergilenmektedir.  Türkler İslamiyeti kabulle,  sazın ana yapısını bozmadan  tür ve sistemlerini geliştirerek sesi, sazı ve ezgisiyle İslamiyete dayalı Türk müziğini oluşturmuşlardır.  İslamiyete dayalı Türk müziğinin bünyesinde şiirimiz yeni bir şekle girmiş, ilâhi, âyin, tapuğ, hikmet, münacat, devriye  vb. dini, tasavvufi türler ortaya çıkmıştır.  Mevlevîler, tasavvuf müziğini kuralcı topluluk müziğinin bir kolu olarak almışlar, Türkçe sözlü  âşık müziğine âyinlerde yer vermeyip âşığı tekkelerin dışına itmişlerdir. Âşıklara Alevi ve Bektaşi tarikatları sahip çıkarak edebiyatımızda deme, nefes, şathiye, duvaz gibi  yeni türlerin oluşmasına neden olmuşlardır.  Bunların yanı sıra din dışı konulardaki âşık şiiri de güzelleme, taşlama, ağıt koçaklama  adları altında şekillenmiştir.  Türkü ise  topluluk içindeki acıları, sevinçleri, aşkları konu alan ve her çeşit şiir biçimiyle, uzun ya da kırık hava şeklinde söylenen en yaygın halk müziği türü olarak gelişimini sürdürmüştür.  Dertlerimize yoldaş, gizli sevdalarımıza sırdaş olan  türkülere ilgimiz  gençlik   hatta çocukluk yıllarımızda  başlar.  Ne zaman bir köy türküsü duysak içimiz burkulur, nice anılar depreşir yüreğimizde.   Anadolu halkı türkülerle yatmış, türkülerle kalkmış, acısı sevdası  dillere destan olup dört bir yana yayılmıştır.  Anadolu insanı çocuğunu türkülerle büyütür. Anaların beşik ardında ünlediği  ninniler, nice özlemleri, nice dilekleri dile getiren namesi kendine özgü sazsız türkülerdir.  Anadoluda genç,  bağlamasıyla yoldaş olup sevdalarını, gizli sırlarını telin ucundan seslendirir. Yaşamın her aşaması türkülerde en çarpıcı ifadelerle yansır.  Acı günlerde ağıt, evlenmelerde kına türküsü, kahramanlık günlerinde koçaklama, yaşamın çeşitli durumlarında gurbet türküsü, iş türküsü, hapishane türküsü olup oyar yürekleri. Kimi zaman esen yelden, kimi zaman turnalardan yararlanır sesinin ulaşması için dilediğine.  Türküler, halkın yaşam savaşının dile ve tele dökülen yansımasıdır.  Halkımız türkülerle ağlamış, türkülerle gülmüş, yüreğini türkülerle dışa vurmuştur.  Türküler genellikle bir olay sonucu doğar.  Önemli bir olay sonucu duygulanma türküyü yaratır. Bu  nedenle her türkünün bir nikâyesi vardır.  Cahit Öztelli'nin dediği gibi "Beşikten mezara kadar her türlü günlük yaşantı olayları türkü yakılmasına neden olabilir."   Hızır Paşa'nın Pir Sultan'ı zındana attırması olayı;  "Yürü Bre Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır" türküsünü, 1315 doğumluların  Kurtuluş Savaşı'na gidişleri; "Hey Onbeşli onbeşli Tokat yolları taşlı" türküsünü, bir ananın bebeğinin çamdan yapılmış bir beşikte yitirmesi olayı; "Bebeğin beşiği çamdan Yuvarlandı düştü damdan" türküsünü, küçük bir çocukla evlendirilen genç kızın olayı; "Sabah olur çocuk gider oyuna Oynar oynar taş doldurur koynuna"  türküsünü,  Kızılırmak'ta bir gelinin boğulması olayı; "Kızılırmak nettin allı gelini"  türküsünü  yaratan olaylardandır.   Türkünün doğuşuna neden olan olay  kimi zaman gerçek ve yaşanan bir olay olduğu gibi kimi zaman da özlem, yurt sevgisi, doğa sevgisi, dini duygular ve kahramanlık duygularının ön plana çıkması sonucu da olmaktadır. Kimi türküler de halk hikâyelerinden ve âşıklardan halka geçmekte, bir süre sonra türküdeki kişisel izler silinip halkın ortak malı olmaktadır. Âşık Garip, Kerem ile Aslı, İlbeylioğlu gibi halk hikâyelerindeki bazı türküler bunlardandır. Hikâyeleri bilinen pek çok olaylı türkü vardır. Bunlardan; Elazığ türkülerinden Çayda Çıra Yanıyor, Boş beşik, Muğla türkülerinden Ormancı (Çıktım Belen Kahvesine) ve   Bodrum Hakimi,   Bitlis türkülerinden Bitlis’te beş minare, Bolu türkülerinden Halimem, Fatsa türkülerinden Hekimoğlu, Ankara türkülerinden  Misket, Nazilli türkülerinden Yörük Ali, Malatya türkülerinden Fırat Kenarı, Sarı Kurdelem, Kastamonu türkülerinden Sepetçioğlu, Sivas türkülerinden Kızılırmak, Silifke türkülerinden  Ham Çökelek, Muş türkülerinden Havada Bulut Yok, Tokat türkülerinden Bağa Gel Bostana Gel ve Minarede Taş mı Olur, Almus türkülerinden Burçak Tarlası,  İzmir türkülerinden İzmir’in Kavakları  sadece birkaçıdır.  Kimi türküler de başka yörelerde yakıldığı halde olayla ilgili bir yer adı geçmesi nedeniyle o yöreye bağlanmaktadır. Örneğin, Bursa’nın Ufak Tefek Taşları  türküsü Bursa türküsü değildir. Yine Bursa’da yakılan Cezayir Türküsü Cezayire bağlanmamalıdır.  Kastamonu’da yakılan Çanakkale İçinde Vurdular Beni türküsü Çanakkale türküsü olmadığı gibi Zile’de yakılan Hey Onbeşli Onbeşli türküsü de Tokat  türküsü değildir. Türkünün yakıldığı yer ve o yerdeki olay, olayın hikâyesi önemlidir.   Türküyü il bazına bağlamak doğru değildir. Bu günün ilçesi yarının ili olmaktadır.  Âşığı bilinen kimi türküler de mahlası okunmayınca anonimleşmektedir. "Fırgatlı fırgatlı ne inilersin Allı turnam sinen parelendi mi"  biçiminde  başlayan Esirî'ye ait bir deyiş son dörtlük söylenmediği için zamanla âşığın adı unutulmuş ve samah havasında okunan anonim bir türkü olarak halka malolmuştur.  Kimi türküler de okuyucuların bazı sözcüklerin anlamını bilmeyişi nedeniyle değiştirerek okumaları sonucu gerçek anlamını yitirmektedir.   Dert ehli olanlar dergâha gelir Elbette arayan dermanın bulur Sadık der ki kimde ne var kim bilir Geşt ü güzâr ettim elde neler var dörtlüğündeki  gezme-tozma anlamındaki  geşt ü güzar ettim sözü kimilerince  çekti gülizar etti  biçiminde okunup anlam yitirilmektedir.  Kimi türküler de farklı kaynaklarda değişik kişilere maledilerek okunmaktadır. Bu konuda Halil Atılgan çok önemli saptamalar yapmıştır.   Örneğin: El çek tabip el çek yaram üstünden dizesiyle başlayan Tokat türküsü kimi kaynaklarda Emrah, kimilerinde de Veli adına kayıtlıdır.  Gönül gurbet ele varma  dizesiyle başlayan Gaziantep türküsü kimi kaynaklarda Sefil Ali, kimilerinde Emrah, kimilerinde de  Karacaoğlan adına kayıtlıdır. Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün    dizesiyle başlayan türkü de Kul Himmet Üstadım, Pir Sultan Abdal ve Teslim Abdal adına üç değişik kaynakta görülen türkülerdendir. Kimi türküler de cönklerde  Türkü adıyla kayıtlı olup uzun süre söylenmediği için namesi unutulduğundan  düz bir şiir gibi durmaktadır. Oysa bu türküler kim bilir âşığının ne derdinin, ne çilesinin, ne sevdasının tercümanı olmuş, ne yürekten söylenmiş türkülerdir.  Cönklerin tozlu sayfalarında unutulan  ve söz yerinde ise namelerini arayan türkü sayısı  oldukça kabarıktır. Özel arşivimde bulunan Zile kaynaklı  Kirampalı Davulcuoğlu Bin Memet tarafından 19. yüzyıl başlarında tutulan bir cönkte çok sayıda Zile türküsü bulunmaktadır.  Kaynaklarda yer almayan bu türküler şunlardır: Arifi’nin ilk dörtlüğü:  Boyunu benzettim selvi dalına  Mail oldum hallerine ey güzel Cemalin vasfına yandım yakıldım  Pervaneyim yollarına hey güzel biçiminde başlayan türküsü ile yine ilk dörtlüğü: Dostum beni niçin zarıncıdırsın  Verdiğim ikrardan dönen değilim Senden başkasına meyil vermedim  Uçup daldan dala konan değilim biçiminde olan türküsü; ilk dörtlüğü: Gönül arzuluyor gül yüzlü yari  Gözetirim geleceği yolları Cihanın ihyası sebebi varı  Senden gayrı gözüm görmez elleri biçiminde olan türküsü;Zileli Fevzî’nin ilk dörtlüğü: Sabreyle ey gönül çile dolmamış  Erersin visale bir zaman olur Kim ki sabreyledi maksudun buldu  Elbet de bir gün şaduman olur biçimindeki türküsü; Halili’in ilk dörtlüğü: Bir selam göndermiş yar gelsin diye  Gitmek bir şey değil ayrılık çetin Göğsümden geriye çekmesin diye  Çekmek bir şey değil ayrılık çetin biçiminde olan ve yedi dörtlükten oluşan türküsü;Hamdi’nin ilk dörtlüğü: Erişti nev-bahar açıldı güller  Eyle şimden gerü zâr sarı bülbül Bağrıma kâr etdi ol şirin diller  Yakdı ciğerimi nâr sarı bülbül olan türküsü ile ilk dörtlüğü: Yine bir ayrılık düşdü serime  Aşayım gideyim dağlar dumanlı Bir ber-güzar vereyidim yârime  Bu günlerde ayrılacak zaman mı olan türküsü ve yine Hamdi’nin ilk dörtlüğü: Bir gönül düşürdüm çeşm-i âhuya  Cemali hüsnüne divane oldum Aşk ile bend oldum ol mâh-ı rûya  Kaşları hilâle giryâne oldum biçimindeki türkü;Kul Yusuf’un ilk dörtlüğü: Açılsın gönlümün baharı yazı  Âşık olanların gamlıdır sazı             Ölürsem şehidim ölmezsen gazi  Vermişim yoluna seri sevdiğim  gibi olan türküsü; Zileli Sıtkı’nın ilk dörtlüğü: Ayrılık zamanı geldi sultanım  Yakar bu sinemi nâr dertli dertli Ah ettikçe kara batım sızılar  Ağlayıp edelim zâr dertli dertli olan türküsü ile ilk dörtlüğü: Efendim gurbette çekerim âhım  Yari yaranımı göresim geldi Yüzü şems ü kamer gözleri mâhım  Canım parçasını göresim geldi biçimindeki türküsü ve: Seher yelidost eline varırsan  Selam söyle sultanıma hanıma Fırsat bulup divanına durursan  Halimi arz eyle kerem kânına türküsü; Zile’nin en eski âşıklarından Talibî’nin ilk dörtlüğü: Cemalin seyredip meyil vereli  Sen ateş bırakdın özüme dilber. Sual etmen bu bendene nereli,  Tütüyor hayalin gözümde dilber. türküsü; Zileli Ceyhunî’nin: Akıl beri gel beri gel  Bir gönüle nazar eyle Ağız söyler kulak dinler  Öten dile nazar eyle türküsü, Zileli Kâmil’in ilk dörtlüğü: Ben o nazlı yârden uzak düşeli  Yâralı gönlümden gam eksik değil  Zile’den ayrılıp yanıp pişeli  Yaramın üstünden em eksik değil olan türküsü arşivimizdeki cönklerde yer alan ve türkü adı ile kayıtlanmış deyişlerdir. Umarım işin ehli birileri çıkar da elde sözleri bulunan ve Türkü adı ile kaydedilmiş Zile türkülerini yöre tavrı içinde havalandırır ve halk türküleri repertuvarına önemli bir katkı koyar.   

  

   
   
30 Ağustos Zafer Bayramı Zile de coşkuyla kutlandı

Tüm yurtta olduğu gibi ilçemizde de 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk  Silahlı Kuvvetleri Günü’nün 100. yılı coşkuyla kutlandı.         30 Ağustos 2022 Salı günü saat 09.30'da Kaymakamlık Makamı’nda  ilçemiz Kaymakamı Mehmet Ali AKYÜZ tarafından tebrikler kabul edildi. 15  Temmuz Şehitler Meydanı’ndaki tören saat 10.00'da başladı. Atatürk  Anıtı’na Kaymakamlık Makamı çelengi Kaymakam Mehmet Ali AKYÜZ,  Belediye Başkanlığı çelengi Zile Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim  CEYHAN tarafından sunuldu. Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi  Mustafa Kemal ATATÜRK ve bütün Türk büyüklerimizin, Aziz Şehitlerimizin  manevi huzurunda bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal  Marşımız eşliğinde Şanlı Bayrağımız göndere çekildi.        Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın 30 Ağustos Zafer Bayramı  mesajı okundu. Okunan mesajda "Sevgili vatandaşlarım; Bugün, Büyük  Zafer'in 100. yıl dönümüne ulaşmanın haklı gururunu yaşıyoruz.                   Milletimizin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ki kardeşlerimizin ve  dünyanın dört bir yanında hayatlarını idame ettiren tüm vatandaşlarımızın  30 Ağustos Zafer Bayramı’nı tebrik ediyorum.         Bayram sevincimizi paylaşan tüm dostlarımıza şahsım, ülkem ve  milletim adına teşekkür ediyorum.        Tarihi şanlı zaferlerle dolu milletimiz, her türlü yokluk ve imkânsızlığa  rağmen yürüttüğü kurtuluş mücadelesini, 30 Ağustos 1922'de kesin ve  tartışmasız bir zaferle neticelendirmiştir.        Büyük Zafer'le birlikte bugün üzerinde özgürce yaşadığımız toprakların  ebedi ve ezeli vatanımız olduğu bir kez daha tescil edilmiştir.        30 Ağustos, esaret ve hürriyet arasında bir tercihe zorlandığında Türk  Milleti'nin neleri başarabileceğinin, nelerden vazgeçebileceğinin en açık  ıspatı olmuştur.       Milletimiz, düşman boyunduruğu altında bir gün bile kalmaktansa,  ölümü öldüren bir cesaretle şehadete yürümüş, istiklal ve istikbaline sahip  çıkmıştır.       Son olarak 15 Temmuz gecesi yaşananlar, Büyük Taarruz'a ilham veren  sarsılmaz iradenin kalplerde halen canlı olduğunu tekrar göstermiştir.       Türkiye, mazisinden aldığı güçle, aydınlık ve müreffeh geleceğini inşa  etme yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.       Tüm insanlığı derinden sarsan koronavirüs salgınını başarıyla yöneten  ülkemiz, küresel ekonomik krizi de fırsata çeviren adımlar atmaktadır.       Artan üretim kapasitesi, her ay rekorlar kıran ihracatı, savunma  sanayiinde hayata geçirdiği projeleri ve bölgesel sorunların çözümünde  üstlendiği sorumluluklarla Türkiye, yeni dünya sisteminde hak ettiği yeri  almaktadır.       Cumhuriyetimizin 100'üncü yaşını kutlayacağımız 2023, inşallah büyük  ve güçlü Türkiye'nin inşasını müjdelediğimiz yeni bir milat olacaktır.         Bu düşüncelerle Cumhuriyetimizin banisi, Büyük Taarruz'un  Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal'i ve silah arkadaşlarını minnetle yâd  ediyorum.       Vatanımız uğruna bir gül bahçesine girercesine toprağa düşen aziz  şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, gazilerimizi şükranla anıyorum.       Şehitlerimizin ruhu şad, mekanları cennet olsun.       30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun”  denildi.        Türk Silahlı Kuvvetleri adına günün anlam önemini belirten konuşmayı  İlçe Jandarma Komutanlığı’nda görevli J. Astb. Kd. Çvş. Yasin AYDIN yaptı.  Aydın konuşmasında "Sayın Kaymakamım, sayın Belediye Başkanım,  sayın Başsavcım, başımızın tacı, gururumuz şehit aileler ile kahraman  gazilerimiz, değerli konuklar, sevgili Zile'liler. 30 Ağustos Zaferinin 100.  yılını kutlamak ve bu haklı gururu hep beraber paylaşmak maksadıyla  toplanmış bulunuyoruz. Bugün, 100 yıl önce 1922 yılında Kocatepe'de,  Dumlupınar'da, Afyon Ovası'nda sırtında mermi taşıyanların, silahını kapıp  cepheye koşanların, haksızlığa, zulme, esarete karşı mücadele edenlerin  ve ebedi Başkomutan Mustafa Kemal'in ilk hedef olarak gösterdiği  Akdeniz'e doğru ileri koşanların sel olup İzmir'e aktığı bir gündür.        30 Ağustos 1922 tarihi, Türk Ulusu’nun kendisini esir etmek isteyen,  yayılımcı ve istilacı güçlere karşı; kadınıyla, çocuğuyla, ordusuyla topyekün  verdiği bir savaş ile ulusal benliğini kurtardığı ve zafer destanını yazdığı  bir gündür. Ulusumuzun tarihi, her sayfası altın harflerle yazılmış  destanlarla doludur.        Bu destanların yazarları; Niğbolu'da, Çaldıran'da, Mohaç'ta,  Çanakkale'de Kahramanmaraş'ta, İnönü'de, Sakarya'da, Afyon'da ve  İzmir'de bir gül bahçesine girercesine kara toprağa girmiş kahraman  şehitlerimiz ile kıymetli gazilerimizdir.             Tarihimizin şeref sayfalarından biri de bundan 100 yıl önce 26 Ağustos 1922 günü, sabah saat 05.30'da dualar eşliğinde Türk topçusunun  haykırışlarıyla Afyon Kocatepe'de başladı. Bütün işgalci güçlerin destek  verdiği yunan ordusu, arkasındaki dev ülkelerin desteğine rağmen çaresiz  kaldı. Bütün olasılıklar düşünülerek titizlikle hazırlanmış plan, şahlanmak  için emir bekleyen Türk evladının ruhuyla bütünleştiğinde geçilmez denilen  cepheler geçilmiş, yıkılmaz denilen mevziler yıkılmış ve 10 gün içerisinde  400 km lik mesafe sel olup aşılarak İzmir'e ulaşılmış ve en nihayetinde 30  Ağustos günü yunan ordusu kıskaca alınarak bozguna uğratılmıştır.        Sayın Kaymakamım, değerli konuklar, mazisi şan ve şerefle dolu bir  milletin çocukları olarak, bu zaferle ne kadar övünsek azdır. Çünkü her  evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış  olan bu harekat Türk Milleti’nin ve bağrından çıkardığı ordusunun yüksek  kudret ve kahramanlığını bir kez daha kanıtlamıştır.        Türk Milleti’nin özgürlük ve bağımsızlıkla mücadelesinin ölümsüz bir  abidesi olan 30 Ağustos Zaferiyle milletimizin aydın, mutlu ve müreffeh  geleceği garanti altına alınmıştır. Yurdumuzu, kanlarını ve canlarını seve  seve feda ederek bizlere emanet eden, 30 Ağustos Zaferi ile tarihten  silinmek istenen milli varlığımızı yok olmaktan kurtaran ve bizlere  Cumhuriyetimizi armağan eden Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK  ile dava arkadaşlarını ve vatan toprağının bedelini canları ile ödeyen aziz  şehitlerimizi bir kez daha rahmet ve sevgi ile anıyor, Kahramanlıklarıyla  destanlar yaratmış gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.        Tarihimizin şanını, Atalarımızın yüceliğini, ordumuzun cesaretini,  Türk'ün karşı konulmaz gücünü tüm dünyaya tek kelime ile anlatan  ebediyete kadar şan ve şeref ile anılacak 30 Ağustos Zafer Bayrmımız kutu  olsu. Arz ederim” dedi.        Zile Dinçerler Anadolu Lisesi öğrencisi Ömer Murat KURNAZ, Dinçerler  75. Yıl Anadolu Lisesi öğrencisi Gencay DENLER tarafından şiirler okundu.  15 Temmuz Şehitler Meydanı’ndaki törenin bitiminden sonra ilçemizdeki  şehitlik ziyaret edildi, burada dualar okundu.        Kutlama programına ilçemiz Kaymakamı Mehmet Ali AKYÜZ, Belediye  Başkan Yardımcısı İbrahin CEYHAN, İlçe Jandarma Komutanı J. Bnb.  Erhan ARSLAN, İlçe Emniyet Müdürü Bilal Kürşad KILIÇARSLAN, daire  amirleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve vatandaşlar  katıldı.    

  

   
   
ZİLE YE MANSİYON ÖDÜLÜ

  Zile Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi kimya öğretmeni Hasan   Doğanay danışmanlığında,  Zile  75. Yıl  Dinçerler  Anadolu  Lisesi  öğrencisi  Bengisu  Doğanay  1.  Ulusal  Liseler  Arası  Patent   ve  Faydalı Model  Yarışmasına  'İçinden  ve  Dışından  Saksı'  Faydalı  model başvurusu  ile  katılarak  mansiyon  ödülü aldı. 16  Ağustos 2022  tarihinde   Ankara'da   Türk  Patent  ve  Marka  Kurumu’nda  Milli  Eğitim Bakanı  Mahmut  ÖZER,  Sanayi  ve  Teknoloji  Bakanı  Mustafa  Varank ve Türk  Patent  ve  Marka  Kurumu  Vekili  tarafından   ödüllendirildi.        Bengisu,    salça     domatesi     posası,    pekmez    üzüm   posası,  bulgur  kapçukları,  çay  posası  gibi  organik  atıklardan   saksı  yaptı Saksılardan atıklardaki  tohumlar fışkırırken  saksı  aynı  zamanda  organik gübre olduğundan  tohumların  dikilen  bitkilerin verimini  artırdı.        Başarılarından  dolayı,  okulunu,  öğretmenlerini,  ailesini  ve  Bengisu'yu tebrik ediyoruz. 

  

   
   
Basın İlan Kurumu'ndan yazılı açıklama

Basın İlan Kurumu, AYM kararına ilişkin kamuoyuna açıklama yaptı. A+A-   Basın İlan Kurumu, AYM kararına ilişkin kamuoyuna açıklama yaptı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 10 Mart 2022 tarihinde oy çokluğu ile aldığı 2016/5903 başvuru numaralı kararı, Resmi Gazete’nin 10 Ağustos 2022 tarih ve 31919 sayılı nüshasında yayımlanmıştır. Kurumumuzca, gerekçesiyle birlikte bugün öğrenilen AYM kararına ilişkin; kamuoyunun bilgilendirilmesi adına aşağıdaki açıklamanın yapılmasına gerek duyulmuştur. En başta vurgulamak isteriz ki, 02 Ocak 1961 tarih ve 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanunun “Müeyyide” başlıklı 49. maddesi, bugüne kadar hiç değişmemiştir. Genel Kurulumuz, söz konusu maddeye dayanarak 1961, 1964, 1994 ve 2022 yıllarında Basın Ahlak Esaslarını belirlemiştir. Bütün bu mevzuat hükümleri birçok mahkeme kararında hukuki kaynak olarak kabul edilmiştir. Hatta AYM’nin 2016/5653, 2016/73997 ve 2017/30597 başvuru numaralı kararlarında, anılan kanun hükmünün kanunilik ölçütünü karşıladığı açıkça vurgulanmıştır. Bu tespitin ardından Anayasa Mahkemesi, basın ahlak esasları ile ilgili olarak kendisine yapılan başvuruları münferit olarak ele almış ve müeyyide kararının ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığını esastan incelemiştir. Ancak bu son kararıyla AYM, 195 sayılı Kanunun 49. maddesinde yapısal bir sorun tespit ederek, önceki görüşünden ayrılmış ve anılan kanun hükmünün temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında kanunilik unsurunu taşımadığı sonucuna varmıştır. Bugün, AYM’nin görüş değişikliği içeren bu kararı, kanun maddesinin iptali kararı değildir. AYM, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) ilgili kanun maddesi hükmünün; kararda bahsi geçen dengeleme ölçütleri göz önüne alınarak yeniden düzenlenmesini önermektedir. Önemle belirtmek isteriz ki, AYM kararında, kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olan ve eleştiri sınırlarını aşan ve/veya kanunlarında yaptırıma bağlanan suç kapsamında yer alan haberlerin, yaptırıma tabi tutulmasının hukuk devletinin bir gereği olduğu ifade edilmektedir. Kararda, basının niteliklerini artırma ve basının özellikle ekonomik özgürlüğünün tesisini sağlama gayesiyle kurulan bir kuruma, müeyyide uygulama yetkisinin verilebileceği hükme bağlanmaktadır. Dolayısıyla AYM, Basın İlan Kurumu’nun müeyyide uygulama yetkisinin bulunduğunu açıkça ifade etmektedir. Olağanüstü gündemle toplanan ve AYM’nin kararını bu çerçevede değerlendiren Yönetim Kurulumuz, TBMM tarafından 195 sayılı Kanunun 49. maddesinde değişiklik yapılana kadar Basın Ahlak Esasları kapsamında yapılan başvuruları toplantı gündemine almamaya karar vermiştir.   Kamuoyuna saygıyla duyurulur." Kaynak: Basın İlan Kurumu'ndan yazılı açıklama

  

   
   
MEHMET YARDIMCI SÖYLEŞİ

Tokat-Zile’de 1945 yılında doğan Dr. Mehmet Yardımcı, Türk Halk Edebiyatı ve kültürüne aralıksız 60 yıldır sunduğu katkılarla yazdığı eserlerle yetiştirdiği kadrolarla Türkiye’de ve Balkanlar’da tanınmış bir bilim insanıdır.             Sözlü- yazılı Türk Halk Edebiyatının her alanında yaptığı araştırma ve incelemeler sonucunda 50 kitap yazan Dr. Mehmet Yardımcı, ulusal ve uluslar arası toplantılarda sunduğu bildirilerde maniler, masallar, atasözleri gibi türlerde saptadığı ortaklıklar Kosova ile Türkiye’nin kültür devamlılığını göstermektedir.             Makedonya ve Kosova’daki kültür ve edebiyat toplantılarına 1998 yılından başlayarak katılan Dr. Mehmet Yardımcı yakın zamanda Mamuşa ve Zile’nin aynı tarihi ve kültürel beraberlikleri için çalışmalarına aralıksız devam etmektedir.        Bu konuda Yardımcı’ya yönelttiğimiz sorulara verdiği cevaplar şöyledir. Soru: Siz Türk halk edebiyatının nazım ve nesir örneklerini çok uzun yıllar süren araştırmalarla ortaya çıkarmış çok yönlü ve uluslar arası alanda tanınmış bir bilim insanısınız. “Başlangıcından Günümüze Türk Halk Şiiri” kitabınız halk edebiyatımızın nazım yönünü en kapsamlı ve ayrıntılı ele alan bir baş yapıt niteliğindedir. Ayrıca edebiyatımız içinde âşık edebiyatı çalışmalarınız da bu alanda çok kapsamlı saha çalışmalarınız sonunda ortaya çıkmış eşsiz örnekler olarak akademi dünyasına yol gösterici olmaktadır. Günümüzde genç araştırmacıların saha çalışmalarına yönelmeden bilim yapma çabalarını göz önünde bulundurarak, Türk halk edebiyatı araştırmalarının bulunduğu yeri ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Cevap: Ben gerek Yüksek Lisans, gerekse Doktora çalışmalarımda Prof. Dr. Bilge Seyidoğlu, Prof. Dr. Ali Berat Alptekin ve Prof. Dr. Saim Sakaoğlu ile çalışma şansını elde ettiğim, prensipli sıkı çalışmalarına harfiyen uyduğum için halk edebiyatı alanında geniş bir ufka sahip olduğuma inanıyorum. Bu çalışmalarım sırasında dünyanın önemli Türkologlarından Prof. Dr. Osman Nedim Tuna ile hem bölüm arkadaşım, hem lojman komşum hem de Yüksek Lisansta bir dersini alma şansına erdiğimi degözardı etmemek gerekir. Yüksek Lisans tez danışmanım Prof. Dr. Bilge Seyidoğlu ile tez konusu seçerken bana çalışmak istediğin konu var mı demeden, ileri yaşta lisans üstü eğitime başladığım ve bazı derlemeler yapıp bunları çeşitli dergilerde yayımladığımı bildiği  için sen saha araştırmasına yatkınsın deyip Masal tezi yapmamı istedi.  “Anadolu Masalları üzerine önemli tezler yapıldı. Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Gümüşhane Masallarını, Prof. Dr. Bilge Seyidoğlu Elazığ Masallarını, ben Erzurum Masallarını yaptım. Sen de Malatya Masallarını tez olarak yapacaksın” diye kesin tavır koyunca mecburen  kabul ettim. Fakat Bilge Hanım teze hemen başlatmadı. Yıllarca İnönü Üniversitesi’nde halk edebiyatı dersleri okuttuğum halde önüme masal, efsane,  mitoloji  ve halk nesri üzerine 100 kadar kitap, makale, bildiri listesi koydu. Bir dönemde bunlar bitecek bu kitaplar ve yazılar üzerinde fikir alış verişinde bulunacağız sahada masal derlemeye ve teze sonra başlayacağız dedi. İyi ki de öyle yapmış çünkü bu kaynaklara erişeceğim yer Milli Kütüphane ve o dönemde Kültür Bakanlığının Folklor  Araştırma Dairesi alt katındaki kütüphanesi idi. Milli Kütüphane eski Genel Müdürü Müjgan Cunbur aracılığı ile Milli Kütüphanede bütün dergilere ve sınırsız kitap taramaları şansına kavuştum. Masal ve halk nesri ile ilgili çok sayıda yazı fotokopisi  alıp ufkumu oldukça genişlettim. Folklor Araştırma Dairesi o zamanki başkanı Kamil Toygar ve yardımcıları Nail Tan’la Hayrettin İvgin’in de araştırmalarıma ilişkin makaleleri bulmakta yardımlarını çok gördüm. Konum Malatya Masalları olunca Malatya’nın tüm ilçe ve köylerini gezmem, sahada masal derleme çalışmaları yapmam oldukça zordu. İzinsiz köylere gidilemiyordu. Kültür Bakanlığı Folklor Araştırma Dairesinden Masal ve efsane derleme projesi istedim Kamil Toygar Malatya Mutfak Kültürü projesi verebiliriz,ekibini kurar müracaat edersin, Valiliğe araba tahsisi ve köylere dolaşma izin yazısı göndeririz dedi. Kabul ettim. O dönemde bölümümüz asistanlarından Prof. Dr. Zeki Kaymaz, Prof. Dr. İsmail Doğan ve Malatya İl Kültür Müdürü Hüseyin Şahin’le tüm köyleri dolaştık.  Mutfak Kültürü projesinin yanı sıra yüzlerce masal, efsane, fıkra, bilmece vb. derledim.  O proje sayesinde hem Malatya Halk Kültürü Arşivi sahibi oldum hem de  Kültür Bakanlığınca Malatya Mutfak Kültürü adlı bir kitabımız yayımlandı. Teze başlayınca Prof. Dr.Bilge Seyidoğlu Stith Thompson’un motif indeksi’ne göre yapacaksın deyince şaşırıp kaldım. Sadece Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’nda bulunan motif indeksi sayın Sakaoğlu liseden hocam olduğu için verdi. Yaşayan Malatya Masalları adlı güzel bir tez hazırladım kitap haline getirdiğim biçimini önce İnönü Üniversitesi sonra da Malatya Valiliği yayımladı. Doktoraya gelince, İnönü Üniversitesi’nde Türk  Halk Edebiyatı Doktora Programı olmadığı için Fırat Üniversitesi’nde doktoraya başladım. Resmi Tez danışmanım o zaman Yrd. Doç. Dr. olan, Prof. Dr Ali Berat Alptekin’di.  “Yüksek Lisansta nesir çalıştın,  alt yapıyı güçlendirmek için bir hayli uğraştın.  Doktorada Halk Şiiri üzerine çalışırsan Halk Edebiyatının bütün yönlerine tam bir hakimiyet sağlarsın. Üzerinde çalışılmamış bir âşık bul görüşelim.” Dedi. Hiç bilinmeyen sadece:             “Fırgatlı fırgatlı ne inilersin             Allı turnam sinen parelendi mi”                           “Bir güzelin sevdası var serimde                          Ah eder gezerim çöl eyler beni”               “İşte geldi geçti ömür kervanı             Yalan dünya ne gününü gördüm ben” gibi birkaç türküsü ağızdan ağza söylenen Hekimhanlı Esirî’nin cönklerini  bulmuş ve550 kadar şiirini elde etmiştim. Götürdüğümde, senin liseden hocan, benim de lisans, yüksek lisans ve doktora hocam olan, Prof. Dr.Saim Sakaoğlu’na gideceksin resmi yoksa gayri resmi danışmanlığını kabul ederse bu tezi yap dedi. Hekmhanlı Esirî ile ilgili tüm malzemeyi Konya’ya, Sakaoğlu’na götürdüm. Resmi danışmanın Ali Berat Alptekin olsun ama her şeyi göreceğim. Tezin adı Âşıklık Geleneği içinde Malatyalı Âşıklar ve Hekimhanlı Esirî’nin Şiir Dünyası olacak deyip tezi üç katına çıkardı. Âşık ve Âşıklık Geleneği ile ilgili ne kadar kitap, makale, bildiri varsa elden geçirip önemli bir bölümünün fotokopisini alıp bu kez önemli bir halk şiiri arşivi oluşturdum. Masal Derlemesi yaparken köylerde derlediğim âşıklara yazılı basındakileri de ekleyince Malatyalı âşıkları bir araya getirmiş oldum. Tez bittiğinde Sakaoğlu “Bu tezden üç kitap çıkar. Birinci bölümden  ‘Başlangıcından Günümüze Türk Halk Şiiri, Anonim Halk Şiiri-Âşık Şiiri-Tekke Şiiri’, İkinci bölümden ‘Malatyalı ‘Aşıklar’, Üçüncü  bölümden de ‘Hekimhanlı Esirî’” dedi. Birinci bölümden yaptığım ‘Başlangıcından Günümüze Türk Halk Şiiri’ 12 baskı yaptı ve halen bir çok üniversitede ders kitabı ya da kaynak kitap olarak okutulmaktadır.  Üçüncü bölümden hazırladığım  ‘Hekimhanlı Esiri’  Kültür Bakanlığı tarafından yayımlandıktan sonra Özgül Yayınları da  ‘Esiri Baba’ adı ile yayımlamıştır. Günümüzde Türk Dili Edebiyatı ve Türkçe Eğitimi bölümlerindeki zorunlu ana ders saatlerinin azaltılması nedeniyle, gerekli lisans eğitimi alamayan  genç araştırmacıların,alanlarıyla ilgili alt yapılarını güçlendirmeden, saha çalışmalarına yönelmeden, hatta sahada folklor derleme metotlarını bilmeden,  bilim yapma çabaları hatalı ve noksandır. Henüz sahada pek çok derlenecek malzeme mevcuttur. Sözlü kültür kaynakları azalmakta ve bitmektedir. Artık Kurtuluş Savaşı anılarını anlatanlar kalmadığı gibi, masal anaları gibi sözlü kültür kaynakları da tükenmek üzeredir.   Soru: Türk halk edebiyatının anlatıma dayalı nesir türünün ayrıntılı ve karşılaştırmalı bir örneği olan “Türk Halk Edebiyatında Türler ve Halk Bilimi kitabınız ve ardından gelen çalışmalarınız, Balkanlar’da yaşayan Türk halk edebiyatı örneklerinin ortak yanlarına, efsane, atasözleri, ninni, tekerleme boyutunda yer veriyorsunuz. Ortak kültür geçmişimizin araştırılmasında bundan sonra da neler yapılmalıdır? Genç araştırmacılara neler önerirsiniz? Cevap: Anadolu halk edebiyatı türlerinin hemen hepsi Balkanlarda benzer biçimde yaşatılmaktadır. ‘Kıbrıs Anadolu Ve Diğer Türk Yurtlarında Ölümle İlgili İnanış  Ve  Uygulamalar’ adlı yazımızda  Anadolu’daki ölümle ilgili inanış ve uygulamaların Kosova, Makedonya ve tüm Balkanlarda  birebir benzerliği önemlidir. ‘Kıbrıs Atasözlerinin Türk Dünyası Atasözleri Arasındaki Yeri’ yazımızda örneksediğimiz Atasözlerinin başta Kıbrıs, Kosova ve Makedonya olmak üzere tüm Türk dünyası arasındaki benzerlik ortak kültür değerlerimizin önemli işaretidir. ‘Kıbrıs Ve Diğer Türk Ülkelerinde Ortak Ninni Ve Tekerlemeler’ yazımızdaki ninni ve tekerlemelerdeki benzerlikle‘Anadolu Kıbrıs Ve Balkanlarda Ortak Mâniler’ yazımızda örneksediğimiz ortak manilerin  çokluğu dikkat çekicidir. ‘Azerbaycan  Efsanelerinin Anadolu Ve Diğer Türk Efsaneleri İle Mukayesesi’ adlı makalemizde örneksediğimiz ‘Taşa Dönen Çoban Efsanesi’  Anadolu,  Makedonya ve Batı Trakya’da anlatılmakta olup, Azerbaycan’da anlatılan ‘Daş Kız’ efsanesinin Anadolu ve Makedonya’da benzer biçimde dile getirilmesi Türk dünyasında taş kesilme motifinin yaygınlığının örneklerinden bazılarıdır. ‘Kıbrıs Ve Balkan Türkleri Efsanelerinin Anadolu Efsaneleriyle Mukayesesi’ adlı yazımızda örneksediğimiz: Türkler arasında anlatılan Prizren’deki Karabaş Baba Efsanesi’ndeki: Malta’da esir olan bir kişinin rüyasına, Prizren’de öldüğü zaman oturduğu evin arka bahçesine gömülen sonra da mezarı üzerine demirci dükkânı yapılıp mezarı kaybolan Mustafa efendi girer. “Yattığım yerde rahat değilim, başımın üstünde devamlı demir dövülüyor.  Burada devamlı gürültü var. Senin vazifen beni Prizren’de yattığım mezardan çıkarıp kent kabristanına defnetmektir.” der. Esir, bunu hayretle karşılayıp, sürgünler kampından nasıl çıkarım diye karşılık vermiş.  Mustafa Efendi: “Sen gözlerini kapa ve yoluna koyul. Ardına hiç bakmadan yoluna devam et. Bunu yerine getirmeye başladığın andan itibaren hiçbir engelle karşılaşmayacaksın. Sana Allah yardımcı olacaktır.” demiş.  Mustafa efendinin söylediğini yerine getiren hükümlü kendini Pirizren’de çeşme başındaki büyük kaya üzerinde bulmuş. Camiden çıkan müminler onunla ilgilenince başına gelen ve kendisine verilen görevi anlatmış.  Rüyasında tasvir edilen yere polisleri de alarak gelmişler. Demirci dükkânındaki örsü çekip altındaki toprağı kazınca cesedi bulmuşlar.  Başında kara bir nişan olduğu için ona Karabaş demişler. Hükümlünün rüyasında tasvir edilen yere götürüp bugünkü kabrine defnetmişler. Daha sonra da bir türbe yaptırmışlar.Altay Suroy Receboğlu, Balkanlarda Türk  Efsaneleri, Bay, S.18, s.16Bu rüya ve yine Prizren’deki Karslı Ali Efendi Efsanesi’ndeki Prizren’de  yaşayan bir şahsın gece rüyasında Ali Efendi’yi görüşü ve Ali Efendi’nin ona kendi mezarı üzerine bir türbenin yapılmasını söylediği  rüya motifi de  Türk efsanelerinde rüya motifinin ön plana çıktığı efsanelerdendir. Ortak kültür geçmişimizin araştırılması için bizim yaptığımız,  Tokat-Zile’den / Prizren- Mamuşa’ya Uluslararası Kültür Köprüsü Sempozyumu gibi,  Kültür Bakanlığı, Yunus Emre Enstitüsü ve TİKA’nın desteği ile önce Kosova’da sonra Türkiye’de olmak üzere her üç yılda bir Kosova / Anadolu Kültür Köprüsü Sempozyumudüzenlenmelidir. Genç araştırmacılara önerim Sahada Folklor Derleme Metotlarını iyi bilip, buldukları her halk kültürü ürünlerini arşivleyip yayın alanına sokarak değerlendirmeleridir. Soru: 16/19 Nisan 2019’da Kosova’da sizin girişiminizle düzenlenen  “Tokat- Zile’den / Prizren Mamuşa’ya Uluslararası Kültür Köprüsü” sempozyumu, panel, konferans, Söyleşi ve Şiir Şöleni büyük ilgi çekmişti. 20 bildirinin sunulduğu toplantıya adanmış Zile Belediyesi Kültür Sanat Dergisi özel sayısı yayınlandı. Ortak kültür mirasımızın tarihe not düşen belgesi niteliğindeki bu çalışmalarınız önümüzdeki yıllarda sürecek mi? Bu konudaki düşünce ve öneriniz nedir?   Cevap: Tokat/Zile’den – Prizren / Mamuşa’ya Kültür Köprüsü Sempozyumuna Uzanan Yol Yıl 2007. O dönemin Zile Belediye Başkanı Murat Ayvalıoğlu.  Ne ortak yönümüz,  ne siyasi,  ne sosyal  bir bağımız var.  Tek bağımız ikimizin de Zileli olması. O, görevi gereği Zile Kültürüne sahip çıkması gereken bir yönetici. Ben, 1972’den beri Zile ve çevresinde halk bilimi araştırmaları yapan ve Zile'nin tek yayın organı  Zile Postası  adlı gazetede arada bir köşe yazısı yazan,  bazı şiirlerini yayımlayan  Halay, Sivas Folkloru, Tarla, Türk Folkloru,  Türk Dili  vb.  kültür sanat dergilerinde  yazıları yayımlanan bir  öğretim Üyesiydim. 1986’da da Malatya İnönü Üniversitesine daire başkanı olarak gidişim,  Dr. Öğretim üyesi olarak Malatya ve İzmir’de uzun yıllar görev yapışım  Zile ile kültürel bağlarımı hiç kopartmamıştı.             Bu bağ nedeniyle, sayın Ayvalıoğlu’nu ziyaret edip Zile’de TARİHİ VE KÜLTÜRÜYLE ZİLE SEMPOZYUMU yapalım önerimi önce kuşku ile karşılayıp sonra 2008’de yapalım dedi.  Murat Ayvalıoğlu,  Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı, Bekir Altındal  ve NecmettinEryılmaz dan oluşan yürütme  kurulunu kurup 9-12 Ekim 2008’de sempozyumu gerçekleştirip 2009’da bildirileri kitap haline getirip ücretsiz dağıtınca dünyalar bizim olmuştu.              Yıl 2011.             2008’deki sempozyumun değerlendirme oturumunda  üç yılda bir sempozyum yapılması kararı alındığından Zile’ye gelip Belediye  Başkanından randevu aldım.             Belediye Başkanı değişmişti. Önceki başkan gibi hiçbir yakınlığım olmayan,  siyasi görüşü, bağlı bulunduğu parti,  mesleği vb. hiç bir konuda ortak yönümüz olmayan sadece Zileli oluşu ile yakın olduğum Lütfi Vidinel Belediye Başkanı olmuştu.             Randevu alıp gittiğimde, 2008’deki sempozyum değerlendirme oturumundaki kararı anlatıp sempozyum yapıp yapmayacağını sorduğumda. Başlatılmış bu kültürel etkinliğin kesintiye uğramasına gönlüm razı gelmez.  Yine Ekim ayında yapalım dedi ve  hiçbir yerden maddi destek almadan Belediye olanakları ile sempozyumu gerçekleştirdik.             Tarihi ve Kültürüyle II. Zile sempozyumu bildiri kitabını da hazırlayıp Zile Belediyesi Kültür Yayınları arasında yayımladık ve ücretsiz olarak dağıtıldı.               Yıl  2015:               II. sempozyumda da  üç yıl sonra tekrar yapılması kararı yinelenerek sempozyum dizisinin devamı  için alınan kararı Lütfi Vidinel’e  bildirmek için gittiğimde ekonomik sıkıntıya rağmen  hiçbir yerden maddi destek almadan yapma kararı aldık. Başarıyla yaptığımız  sempozyumun  kitabını da Zile Belediyesi adına 2013’ten beri çıkardığımız  ZİLE KÜLTÜR SANAT DERGİSİ’nin  8-9. Sayısı olarak yayımladık.             Yıl: 2019.             Tarihi ve Kültürüyle Zile Sempozyumunun dördüncüsünü Uluslararası boyuta taşıyıp  daha önce Zile ile kardeş şehir yapılan, halkının tamamının Türkçe konuştuğu yer olan,  İlkokul, Ortaokul ve Lise öğrenimini Türkçe yapan Anadolu dışındaki tek yer olması nedeniyle İzmir KIBATEK  kurumu tarafından ödüllendirilen, halkının da çok  önemli bir kısmının Tokat’tan giden Tokatlı ailelerden oluşan Prizren’in 18km.uzağındaki Mamuşa’da yapmayı düşünerek TİKA  desteği alabilmek için TİKA mevzuatını çok iyi bilen bir arkadaşım aracılığı ile  TİKA Başkan Yardımcısından randevu alıp yaptıklarımızı ve yapmak istediğimizi anlattıktan sonra TİKA formatı çerçevesinde Zile Belediyesi olarak müracaat etmemizi söyledi.                            O günlerde Prof. Dr. Yaşar Özgök ZİLE STK’yı kurmuş ve ilk büyük toplantısını Ankara’da yapmıştı. Bu toplantıya gelip Zile  Sözlü Kültürü üzerine bir konuşma yaptıktan sonra, ZİLE STK BAŞKANI  Prof. Dr.Yaşar Özgök’e  uluslararası  Zile’den Mamuşa’ya Kültür Köprüsü Sempozyumu projemizi anlattım.  Sayın Özkök,  ZİLE STK ile yürüteceğimizi hatta BAŞTEK’i  ve  GOP Üniversitesini  de devreye koyarak geniş kapsamlı yapma kararı alarak oluşturduğumuz   Prof. Dr. Yaşar Özgök, Prof. Dr. İbrhim Tüzer,  Dr.Mehmet Yardımcı’dan oluşan yürütme kurulu ile bütün organizasyonu düzenleyip 30 kişi ile gittiğimiz Kosova’da Sempozyumun yanı sıra Mamuşa, Prizren, Priştina ve Üsküp’te  bir dizi etkinlik yapma kararı alarak  TİKA’nın maddi desteği ile gerçekleştirdik. TİKA dışında,  hiçbir kurum ve kuruluş maddi destek vermemiştir.                            Sadece TİKA’nın verdiği gala yemeğinin dışında Mamuşa Belediyesi Kosova’da sempozyuma katılanlara üç öğle yemeği ve iki akşam yemeği vererek büyük destek koymuştur. Burada Mamuşa Belediyesine Teşekkürlerimi ve şükran duygularımı belirtmek isterim.             16 Nisan 2019’da Mamuşa’da yapılan  Açılış töreninde protokol  konuşmalarınıProf. Dr. Yaşar Özgök (BAŞTEK Bşk.), Abdülhadi Krasniç (Mamuşa Belediye Bşk.),  Prof. Dr. Gürer Gülsevin (Türk Dil Kurumu Bşk.), Prof. Dr. Bünyamin Şahin (GOP Ünv. Rektörü), Eyüp Eroğlu (Tokat Belediye Bşk.), Şükrü Sargın (Zile Belediye Bşk.) ve Prof. Dr.İbrahim Tüzeryapmıştır.                            Sempozyumun birinci günü Mamuşa’da ikinci günü de Prizren’de gerçekleşmiş, üçüncü günü Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nde konferans, panel ve Uluslar arası Şiir Şöleni düzenlenmiş, ‘Türk Şiirinin Doğuşu ve Gelişim Evreleri’ konulu konferans  Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Yardımcı tarafından verilmiş, söyleşi, Osmanlı’da Sağlık konusunda Prof. Dr. Yaşar Özgök tarafından gerçekleştirilmiş  ve Uluslararası Şiir Şöleni yapılmıştır. Dördüncü günü de Üsküp’e kültürel gezi düzenlenmiştir. Bildirilerin,  Zile Belediye Başkanı Sayın Şükrü  Sargın’ın,  Zile Belediyesinin yayın organı olan ZİLE KÜLTÜR SANAT DERGİSİ’nin devamına karar vermesi nedeniyle Zile Kültür Sanat Dergisi’nin  10. Sayısı olarak  Nisan 2020  Bahar Sayısında Sempozyum özel sayısı olarak yayımlanmış ve ücretsiz olarak dağıtımı sağlanmıştır.             Her türlü desteği veren TİKA’ya, Yunus Emre Enstitüsü’ne, Zile ve Mamuşa  Belediyelerine  teşekkürlerimi arz ederek   ‘Nereden Nereye’diyor,  2007’de başlayan  serüvenin uluslararası bir boyuta ulaşmasının hazzını yaşıyor,  Tokat-Zile ve Mamuşa Belediyelerinin Gazi Osman Paşa Üniversitesi  birlikteliğiyle  Tokat ve Zile’de gerçekleşmesi için,Tokat -Zile’den / Prizren -Mamuşa’ya  Uluslararası Kültür KöprüsüSempozyumunun ilk başlatıcısı olarak  gerekli çabayı göstereceğim. Umarım, belediyelerin çabaları ile  devamıyapılıp, süreklilik kazanacaktır.

  

   
   
Başkan Sargın; -Parklarımız çöplük değildir!-

Parkların çöplüğe dönüştürülmesinin çok üzücü olduğunu ifade eden Belediye Başkanı Şükrü Sargın, “Parklarımızın bu çöplük gibi hali hangi duyarlı yurttaşımızı üzmez? Parklarımız çöp atılacak yerler mi?” diye sordu.   Parklara sürekli olarak çöp atılmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiren Başkan Sargın, parkların belediye tarafından temizlenmesine rağmen, çevreye duyarsız insanlarca kirletilmeye ve çöplük gibi kullanılmaya devam edildiğini belirterek bu davranışı kınadığını belirtti.   Mutat şehir içi gezisi sırasında Muhsin Yazıcıoğlu Parkı’nın çöplüğe dönüşmüş halini gören Başkan Sargın, Zile’deki parklara yapılan bu çirkin ve üzücü davranışın çevreye ve kentine saygılı bir insana yakışmayacağını belirterek, "Parklarımızın ve çevremizin kirletilmesine neden olanlar aslında kendi ruhlarını kirletmektedirler” dedi.   Parkların her kirletildiğinde belediye ekiplerince temizlendiğini vurgulayan Başkan Sargın Zile’ye can veren bu parkları asıl temiz tutması gerekenlerin bu şehirde yaşayanlar olduğunu ifade ederek şunları söyledi.     “Kimi duyarsız yurttaşlarımız  ‘nasılsa belediye gelir temizler’ mantığıyla bu parklara çöplerini atarak sadece parklarımızı kirletmekle kalmıyor, Zile’yi de kirletiyorlar. Bu davranış, sorumluluklarının bilincinde olan, duyarlı insanlara yakışan bir durum değil. Bölgedeki en çevreci belediye olarak bilinen bir belediyenin başkanı olarak, Zile halkının çevreye karşı duyarsız ve saygısız oldukları yönündeki sözleri işittiğimde onlar adına üzülüyorum. Zilelilerin gerçekte böyle olmadığına inanıyorum. Zilelilerin kendi içlerinde ‘Parklarımız Çöplük Değildir!’ kampanyası başlatmalarını ve bu önemli yaşam kaynaklarımızı kirletenlere müsaade etmemelerini diliyorum.”

  

   
   
Zile de Karakılçık Buğdayı hasadı yapıldı

Zile’de “karakılçık Buğdayının Yaygınlaştırılması Projesi” kapsamında 15 dönüme ekimi yapılan Karakılçık Buğdayının 6 ton hasadı yapıldı. Zile Belediyesi tarafından Karakılçık Buğdayını tekrar ekme, yaygınlaştırma ve buğday üreticilerine destek verme amacıyla başlatılan proje kapsamında İstasyon Mahallesi’ndeki tarım arazisine Karakılçık Buğdayı ekildi.   Karakılçık Buğdayını yaygınlaştırma, buğday üreticisine ve hayvan yetiştiricilerine destek olmak adına başlatılan çalışmaların meyvesini verdiğini belirten Zile Belediye Başkanı Şükrü Sargın, sağlıklı gıdaya yerel tohumlarla ulaşılabileceğini ifade etti.   ‘1000 yıllık ata tohumu Karakılçık buğdayı’   1000 yıllık ata tohumunun ilçemizde yetiştirilmesi için çalışmalara devam ettiklerini belirten Zile Belediye Başkanı Şükrü Sargın, “Karakılçık Buğdayımızın bu yılda hasadını yapmanın mutluluğu yaşıyoruz. Pandemi sürecinde özellikle ülkelerin bu dönemde üzerinde durdukları en önemli konulardan bir tanesi de gıda arz güvenliğidir. Bu vesileyle Zile gibi geniş tarım arazilerine sahip, iklim bakımından elverişli bu bölgelerde çok önemli bir misyonumuz var. Zile Belediyesi ve halkı olarak ülkemizin sağlıklı gıdaya erişimi noktasında bir misyona sahip olabiliriz. Bu projeyi sürdürebilmek için kendimize özgü bu tür tohumlarla elde ettiğimiz ürünleri ihtiyaç duyan insanlara sunmamız gerekiyor. Bu açıdan bu çalışmayı önemsiyoruz. İlçemizin gelişmesi açısından turizm ve tarım odaklı çalışmalarımız devam edecektir. Zile Belediyesi olarak kırsalda hizmet etmeye, kırsaldaki vatandaşlarımızın yanında olmaya ve yerel tohumlarla tarımı desteklemeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

  

   
   
Naylon gazetelere operasyon: Basın İlan Kurumu genel kurul üyelerine bile ayrıcalık tanımadı

Aralarında Ankara ve İzmir Gazeteciler Cemiyetlerine ait yayınların de yer aldığı gazetelere denetim yapıldı. Asgari baskı adedi şartına uymayan ve gerçekte çalışmayan kişileri fikir işçisi kadrosunda göstererek haksız kazanç elde eden gazetelerin ilan yayınlama hakları durduruldu. Basın İlan Kurumu kontrol kurulu üyelerini ani denetim yapmak üzere çeşitli illerde görevlendirdi. BBasın İlan Kurumu, pandeminin sona ermesinin ardından denetimlerini sıklaştırdı. İlk altı ayda 44 ilde 484 gazeteyi planlı şekilde denetleyen kurum, temmuz ayında ise birçok gazeteye ani denetim gerçekleştirdi. Denetimler sırasında gazeteci cemiyetleri ile Basın İlan Kurumu Genel Kurulu Üyelerinin sahibi bulundukları gazetelerde mevzuata aykırı davranıldığının ortaya çıkması herkesi şok etti. Geçtiğimiz haziran ayında birçok ilde sel baskınlarına ve can kayıplarına neden olan sağanak yağışların, görüldüğü illerdeki yerel gazeteler tarafından günler sonra haber yapıldığını tespit eden Basın İlan Kurumu, gazete sayfalarının önceden hazırlanmış ve basılmış olma ihtimalini değerlendirmeye aldı. Aynı günlerde farklı şube müdürlüklerinden benzer şikayetlerin gelmesi üzerine Kontrol Hizmetleri Müdürlüğü, bağımsız gazeteci üyelerin de yer aldığı kontrol kurulu üyelerini ani denetim yapmak üzere çeşitli illerde görevlendirdi. DUYAN HERKESİ ŞAŞIRTTI Kontrol kurulu üyelerinin gazete basımının yapıldığı matbaalarda gerçekleştirdiği denetimlerde şüpheleri ortadan kaldıran tablo ile karşı karşıya kalındı. Resmi İlan ve Reklam Yönetmeliği gereğince saat 17.00’dan önce baskıya girmemesi gereken gazetelerin basılmış olduğu, paketlenerek dağıtım için hazır bekletildiği görüntülü kayda alındı. Günde en az 2 bin 400 adet basması ve satması gereken gazetelerin günlük sadece 250 adet basıldığı anlaşıldı. Karşılaşılan manzara tek tek tutanakla kayıtlara geçirildi. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Konya ve Gaziantep gibi büyük şehirlerde gerçekleştirilen denetimlerde mevzuata aykırılık tespit edilen gazetelerin Basın İlan Kurumu Genel Kurulu üyesi isimlere ait olması ise denetimi gerçekleştiren isimler kadar olayı duyan herkesi şaşırttı. Kontrol Kurulu Ön Raporunu değerlendiren Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğü, denetimlerde mevzuata aykırı davrandıkları tespit edilen gazeteler hakkında, sahiplerinin kim olduğuna bakılmaksızın detaylı inceleme yapılması ve sonuna kadar gidilmesi kararı aldı. FİKİR İŞÇİLERİNİN ASLINDA GÖREV YAPMADIĞI BELİRLENDİ Karar üzerine; sahadaki baskı denetimlerinde sorun görülen gazeteler, idari ve geriye dönük içerik incelemesine tabi tutuldu. Kontrol Hizmetleri Müdürlüğü, karar gereği incelemesini tamamlamasının ardından gazeteler hakkındaki kesinleşmiş Denetim Raporunu tamamladı. Hazırlanan raporda, 30 yıldır Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığını ve Basın İlan Kurumu Genel Kurul Üyeliğini yürüten Nazmi Bilgin’in gazetesi 24 Saat’in sadece 250 adet basıldığı, baskı işleminin saat 17.00’dan önce gerçekleştirildiği, prova baskısı savunmasının yersiz olduğu çünkü bağlanarak balya haline getirilmiş gazetelerin üzerine bayi etiketinin yapıştırıldığının tespit edildiği belirtildi. Gazetenin, tutulması zorunlu olan defterleri tutmadığı ve kadrosunda çalışıyor gösterilen fikir işçilerinin aslında görev yapmadığı kaydedildi. Bir diğer Genel Kurul Üyesi Abdi Pehlivan’ın sahibi olduğu Sonsöz ile Abdi Pehlivan’ın kızı Bahar Pehlivan’ın sahibi olduğu Zafer gazeteleri hakkında ise, 24 Saat gazetesine benzer şekilde erken bir saatte, asgari satış şartının çok altında baskı yaptığı, yine tutulması zorunlu olan defterleri tutmadığı ve kadrosundaki fikir işçilerinin çalıştığının gösterir delile ulaşılamadığı vurgulandı. İzmir Gazeteciler Cemiyeti adına Başkan Dilek Gappi Umdular’ın sahipliğini üstlendiği 9 Eylül’ün tutulması zorunlu defterleri tutmadığı ve kadrosundaki fikir işçilerinin fiilen görev yapmadığının altı çizildi. Umdular gibi Basın İlan Kurumu Genel Kurulu Üyesi olan Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Nuri Kolaylı’nın tüzel kişi temsilciliğini üstlendiği Bursa merkezli A Gazete’nin, 49 gün boyunca zorunlu defterleri tutmadığı kaydedildi. Daha önce Yönetim Kurulu Üyesi olarak da görev yapan Genel Kurul Üyesi Mustafa Arslan’ın gazetesi Konya Yenigün’de ise, kadroda gözüken fikir işçilerinin fiilen görev yaptığının tespit edilemediği ve 157 gün defter tutma zorunluluğunu yerine getirmediğinin anlaşıldığı vurgulandı. Arslan’ın adı daha önce de kısa çalışma ödeneği yoluyla haksız menfaat sağlandığı iddiaları ile gündeme gelmişti. Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca’nın “Kendine ait gazeteye 6 ay boyunca kısa çalışma ödeneği uygulatmakla” suçladığı Arslan ise, “Gizli saklı bir şey yok” şeklinde cevap vermişti. Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğü, Kontrol Müdürlüğü’nün Denetim Raporu doğrultusunda; 24 Saat, Sonsöz, Zafer ve Konya Yenigün gazetelerine önce mahsup uyguladı, ardından da resmi ilan yayınlama haklarını durdurdu. 9 Eylül ve A Gazete hakkında ise, yaklaşık 1 milyon Türk Lirası mahsup uygulanmasına karar verdi. Genel Müdürlük kararı tebliğ edilen gazetelerin 10 gün içinde Yönetim Kurulu’na itiraz hakları bulunuyor.Kaynak Yeni Şafak

  

 
  Cami-i Kebir Mah.
 Latif Topçu Sok.No:3/A
 Zile/Tokat
 
  Tel/Fax : 0356 317 9766
 E-posta : ozhabergazetesi@hotmail.com
 bilgi@gazeteozhaber.com
Ziyaretçi Sayısı
2077668
Web Tasarım Vur@l Yazılım