Anasayfa Genel Ekonomi Spor Sağlık Kültür/Sanat Eğitim Resmi İlanlar Seri İlanlar İletişim

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 

   
   

             Zile Belediyesi Su Tahakkuk ve Tahsilat Şefliği İdaresi tarafından Su Sayaçları Ölçüm ve Ayar Kalibrasyon İstasyonu kuruluyor. Zile Belediyesi tarafından kurulan Su Sayaçları Ölçüm ve Ayar Kalibrasyon İstasyonu sayesinde Zile’de bulunan su sayaçlarının test işlemlerini artık burada yapabilecek. Yeni açılan istasyonda abonelerin yüksek tüketim itirazları, sayaç arıza bildirimleri hızlı bir şekilde test edilerek çözüme kavuşturulacak, abonelerin mağduriyeti de kısa sürede giderilecek. Belediye ve vatandaşa mali yük olan sorunların üzerine gitmeye devam ettiklerini belirten Zile Belediye Başkanı Şükrü Sargın, bu amaçla Su Sayaçları Ölçüm ve Ayar Kalibrasyon İstasyonu kurma kararı aldıklarını ifade ederek, “Araştırmalarımız sonucunda Türkiye’de Baylan sayaçlarının Manisa Büyükşehir Belediyesi’nde tamirinin mümkün olduğunu öğrendik. Amacımız vatandaşımızı ve belediyemizi mali giderden kurtarmak için yeni sayaç takmadan mevcut sayaçların tamirinin yapılmasıdır. Arızalanan, soğuk hava şartlarında donanarak patlayan sayaçların tamiri için istasyonumuzun kurulumunu yaptık. Personelimizde gerekli eğitimleri tamamladıktan sonra hizmete aktif bir şekilde başlayacağız. Memleketimize hayırlı olmasını diliyorum.” dedi  2011 yılında akıllı sayaçlara geçtiklerini ancak bu zamana kadar arıza durumunda tamirini yapamadıklarını belirten Zile Belediyesi Su Tahakkuk ve Tahsilat Şefi Melih Erdamar ise, “Sayaçlarımızın tamiri mümkün olmadığı için arızalanan sayaçlar fabrikaya gönderilip yenisi ile değiştirilmekteydi.” şeklinde konuştu.

  

   
      

   
   
İlçemizde Fidanlar Toprakla Buluşmaya Devam Ediyor

Çevreci belediyecilik anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Zile Belediyesi, daha temiz ve güzel bir Zile için ağaçlandırma çalışmaları kapsamında Yunusemre Mahallesi ve Minareisağır Mahallesinde fidan dikimi gerçekleştirdi. Çam ve meyve fidanları toprakla buluştu.  Toprakla buluşan her fidanın önemine dikkat çeken Zile Belediye Başkanı Şükrü Sargın, her dikilen fidanın gelecek nesillere en güzel yatırım olduğunu belirtti. Çalışmaların başkan olduğu sürece sadece belli zamanlarda değil sürekli devam edeceğini söyleyen Başkan Sargın, “Biz çevreci bir belediye olarak gelecek nesillerimize önce yaşanabilir bir Zile bırakacağız.” şeklinde konuştu. Yapılan çalışmalardan memnun olduğunu söyleyen Yunusemre Mahallesi Muhtarı Mehmet Narin ise, “Baktığımızda sadece bizim mahallede değil ilçemiz genelinde bir ağaçlandırma çalışması görüyoruz. Şahsım ve mahallem adına başkanımızın bu çalışmalarını yerinde buluyor ve teşekkür ediyoruz.” dedi. Ağaçlandırmanın mahalleleri için gelecekte ayrı bir güzellik olacağını belirten Minareisağır Mahallesi Muhtarı Yücel Sayar, belediyenin çalışmalarının çok güzel olduğunu ifade etti.

  

   
   

ARŞİVİMİZDE  BULUNAN 80 YIL ÖNCE HAŞİM NEZİHİ OKAY’IN ZİLE’DEN DERLEDİĞİ  ZİLELİ ŞAİRLER VE BİLİNMEYEN ŞİİRLERİ        Haşim Nezihi Okay, araştırmacı yönüyle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı’nın önemli edebiyat ve kültür adamlarından birisidir. Öncelikle şiirleriyle tanınan Okay,  Erciyes, Fikirler, Dıranaz gibi dergilerde şiirlerini, Folklor adlı dergi ile bazı Halkevi dergilerinde de halk bilimi ile ilgili ve araştırdığı âşıkları tanıtmaya yönelik yazılar  yayımlamıştır. İlçe bazında Anadolu’nun hiçbir  yerinde Zile’de yetişen âşık kadar âşık yetişmemiştir.  Zile’de 1934-37 yılları arasında  Türkçe öğretmenliği  yapan Haşim Nezihi Okay, bu âşık bolluğunu görünce  hem cönklerden hem de sözlü kaynaktan büyük bir derleme yapmış, kitap olarak yayımlayamayınca Talibî, Ceyhunî, Arifî, Kâmilî ve Fedaî’nin şiirlerinin bir bölümünü Folklor dergisinde yayımlamış, yayımlanmayan âşıkların ve deyişlerin de yer aldığı bu defter bize intikal etmiştir. Bildirimizde  Hikmet Dizdaroğlu’nun Zileli Şairler kitabında ve bizim yayınlarımız arasında olan  Yüzyıllar Boyu Zileli Halk Ozanları,  Zileli Fedaî, Zileli Âşık Zefil Necmi,  Zileli Âşık Talibî,  Zileli Ceyhunî ve Diğer Ceyhunîler  ile 16. Yüzyıldan Günümüze İz Bırakan Zileli Şairler  adlı  kitaplarımızda  yer almayan, fakat arşivimizdeki bu defterde yer alan;  kimilerinin adı bilindiği halde  şiirleri bilinmeyen  ya da adı ve şiirleri daha önce hiç bilinmeyen Nagamî, Halil, Perverî, Agâhî, Himmetî, İlhamî gibi Zileli  âşıklarla; adı ve kimi şiirleri bilindiği ve çeşitli yayın organlarında yayımlandığı halde   Talibî, Seyit Derviş, Sıtkı, Arifî, Âşık Fanî, Hulusî, Kâtibî, Dabak Hürremî, Lütfî, Çakerî, Fehmî, Vâsıf, Hamdi,  Sezaî gibi âşıkların bilinmeyen şiirlerini Türk halk kültürüne kazandırmak için  ilk kez tanıtıp şiirlerinden örnekler sunacağız. Örneğin,  kayıtlarda Ceyhunî  çırakları arasında adı geçen  ve Cahit Öztelli’nin hakkında hiçbir bilgiye ve şiirine  ulaşamadığını işaret ettiği Nagamî’nin elimizdeki defterde kardeşinin Zile’de park karşısında bakkallık yaptığı, tahsilinin az olduğu, Abdülhamit sarayında muhafızlık yaptığı:             Gel gönül boş yere eyleme feryat             Geçti bu alemin demi devranı             Kimseden kimseye kalmadı imdat             Herkes öz başına sarar dermanı               Kime arz eylesem bunca figanı             Almak ister benden bile bu canı             Teselli et sen başını, zamanı             Bir darb-ı meseldir ayan âyânı               Nagâmî buzuldu devrin eyyamı             Arifler çektiler çok serencamı             Ölüm var mı yok mu âhir encamı             Mevlâ nasip etsin kâmil imanı   ve:                         Emekler sarfedip pir-i mügana                         Biz bu aşkı yol üstünde bulmadık                         Bülbül gibi azmeyleyip gülşene                         Gül yolup da sararıp da solmadık                           Geleli cihana gönlümüz mahzun                         Gezeriz serseri misali Mecnun                         Misafir hanedir bu şark-ı gerdun                         Saat mı var boşaltıp da dolmadık               Dil mülkünde gizli neler var cana             Hiç riya söylemez Nagâmî edna             Kara gün doğduğun çok gördük amma             Hiç bir gün görmedik akşam olmadık biçiminde olan özgün şiirleri bulunmaktadır. Bir deyişi:             Şimdi senin ile muhakemem var             Bana etmediğin kalmadı felek             Her ne iş tuttumsa kestin önümü             Yoksa öldürmek mi efkârın felek                         Daim ah çekerim gözlerim yaşlı             Sanki evlad verdin hep açık başlı             Eller çuha giyer üstü nakışlı             Bana boz abayı çok gördün felek               Ellere vermişsin kulunlu tayı             Olura olmaza dedirdin dayı             Ben kaçtım önünden sen kovdun beni             En son bana da pes dedirdin felek               Züğürtlüğü kemer ettim belime             İnsaf edip hiç bakmadın halime             Ah kabil olsa da geçsen elime             Valiye hakime bırakmam felek               Halil ne durursun yurdunu ara             Nerde karnın doyarsa vatanın ora             Biraz ekin ektim o da avara             Onu da göğ iken yedirdin felek diyen ve Zile’nin Çizmecioğulları soyundan Âşık Halil’in bu sitemli deyişi; Zileli Pervane Oğullarından Perverî’nin arkadaşı Sıtkı’ya nazire olarak yazdığı anlaşılan:             Hani vadettiğin günler nic’oldu             Aşk ateşim bu sineme döken yâr             Aşkınla gül benzim sarardı soldu             Meyledip ağyâre gönlüm söken yâr               Tabipsen gönlüme gel ver merhemi             Sebep sensin dinmez gözümün nemi             Bana sen içirdin felek de (sem)i             Elif kadim keman edip büken yâr               Sevmeli güzelin gayet merdini             Arayıp bulmalı gonca virdini             Sen artırdın Perverî’nin derdini             Sen de böyle dirhem dirhem tüken yar biçiminde olan sitem yüklü deyişi; Zileli Agâhî’nin:             Kaldım bir acaip derdi âlemde             Şada gelmez viran kalbim sınıktır             Gönül neş’elenmez mahzun her demde             Tâ ezelden kara bağrım yanıktır               Bakma gönül elin tesellâsına             Aşk bir demir yaydır müptelâsına             Öyle dalmışım ki aşk deryasına             Gönül ne mestane ne de alıktır                         Agâhî derd  bilmez değme her tabip             Düşmedi bu gönlüm yâre münasip             Bunca bozdum yazdım eyledim tertip             Çekerim bu cevri bize lâyıktır biçiminde olan deyişi; Zileli Himmetî’nin Dertli’ni bir şiirine  benzek olan:             Beyhude zâr etme âlemde ey dil             Bülbül isen gülistane var yürü             Bu dehri fenada gel olma gafil             Aç gözün seyreyle cana var yürü               Tâ seher makbul ü dergâh ola gör             Aşk ile sirette bir şah ola gör             Ol şah-ı cihana hem rah ola gör             Bir muazzam Alişan’a var yürü               Terk eyle Himmetî nefsi havayı             Bulmak ister isen bab-ı rızayı             Ruzişeb zikreyle gani mevlayı             Şahlar şahı Adil Han’a var yürü  biçimindeki deyişi;                         Aklımı başımdan tarumar eyler                         Salındıkça kaddi bülendin güzel                         Lâyık mı sultanım ben biçareye                         Ne isyan eyledim gücendin güzel                             Nice methedeyim sen hop civanı                         Sensin güzellikte Yusuf u sâni                         Çok gezdim dolaştım mülkü cihanı                         Görmedim akranın menendin güzel                           Âşık olan çeker derdi mihneti                         Ben canım tek serdim ol mah sureti                         Bend olsun haşre dek Âşık Himmetî                         Tak boynuma zülfün kemendin güzel biçimindeki deyişi:                         Bir kere halime bak insaf eyle                         Gayrı cana yetti yar cefâların                         Ne denlü kusurum var ise ey yâr                         Şanıdır affetmek padişahların                           Sen ki nazeninin hışmile baktın                         Vücudum şehrini odlara yaktın                         Bülbül gibi ahûzara bıraktın                         Hep rah-ı aşkında âşinaların                           Meftunusun o şuh mihrin Himmetî                         Mahvetti ateşi sihrin Himmetî                         Ya böyle çeksin mi kahrın Himmetî                         Yok mu hükmün hakka bi vefaların deyişi; bir koşması:                         Bir melek simanın nârına yandım                         Kül oldu vücudum imlâya gelmaz                         Aşkın peymanesin içtim de kandım                         Derd-i gam meşakkat inşaya gelmez                           Hakikat emsali yoktur cihanda                         Mahcemalin gördüm kaldım divanda                         Bu hüsün bulunmaz yerde mekânda                         Böylece bir güzel dünyaya gelmez                           Kabul et niyazım ey gani Hûda                         Kâr etti canıma aşk ile sevda                         Serimi yoluma eylesem veda                         Himmetî tutuşmuş sevdaya gelmez biçiminde olan ve:                         Çekilmiş kudreti haktan cemalin şevk-i bir perde                         Acep hemta olur mu hüsnüne bir gayrı dilberde                         Feda can eylerim elbet yolunda sen gibi nerde                         Neler var bir nazar kılaşıkın esrarına er de                           Değil bir kimsede meylim fakat şen şûhu gülterde                         Bana rahmeyle sultanım perişan halimi gör de                           Benim hakkımda ağyare varıp da iştika etme                         Aziz başın için şahım bana cevr ü cefa etme                         Yeni baştan serim sevdalara sen müptela etme                         Cemalin nurunu ey mah-ı ruh benden cüda etme   Değil bir kimsede meylim fakat şen şûhu gülterde                         Bana rahmeyle sultanım perişan halimi gör de                           Gece gündüz senin aşkın ile yanmak benim kârım                         Bilirsin kim söyünmez tâ kıyamet haşre dek nârım                         Felekte matlabım sensin benim ey nazlı dildarım                         Feramuş etmedilden kıl kerem devletli hünkârım                          Değil bir kimsede meylim fakat şen şûhu gülterde                         Bana rahmeyle sultanım perişan halimi gör de                           Niçin çekmem seha ben derdini sen âlişanımsın                         Efendimsin, beyimsin, merhametli Mihribanımsın                         Hani hayli zamandır Himmetî aramı canımsın                         Gönül bülbül gibi nalan olur gonca dehanımsın gibi kalenderî türünde eserleri de bulunan  Himmetî’nin deyişleri âşık edebiyatı ürünleri arasında kendine özgü yerini alacaktır. Gel gönül buradan varalım Yollar çeper bağlar şimdi Lâle, sümbül, mormenekşe Döker gazel bağlar şimdi.   Yar elinden bâde içtim Hayıf gurbet ele düştüm Ben bu yerde çok eğleştim Kömür gözlüm ağlar şimdi               İlhamî yâreli gitti             Ahvalimi neye yetti             Ölenler öldü unuttu             Yolum gözler sağlar şimdi gibi yalın söyleyişlerin aşığı İlhamî gibi şiirleri cönklerin tozlu sayfalarında kalmış,  Zile’nin bilinmeyen âşıklarından  Nagâmî, Halil, Perverî, Agâhî ve İlhamî’nin  bilinmeyen deyişlerinin yanı sıra,  hakkında yayınlar yapılmış, birçok şiiri yayımlanmış Talibî, Seyid Derviş, Sıtkı, Ârifî, Fânî, Hulusî, Kâtibî, Hürremî, Lütfî, Çakerî, Fehmî, Vâsıf ve Hamdî  gibi  Zileli âşıkların,  Haşim Nezihî Okay’ın defterinde bulunan: Nedir bu çektiğim çarhın elinden             Doldu gözlerimden yaş geldi yine             Taze haber aldım o yar ilinden             Hesaba gelmedi şaş geldi yine               Medet raha düştüm konuğum uzdur             Kusuruma göre çektiğim azdır             Beş günüm şad ise on günüm yastır             Bu gün kederliyim kış geldi yine               Aşk elinden düştüm dilden dillere             Çok yağmura kaldım çok da sellere             Yarim henüz göçmüş gurbet ellere             Başıma çekilmez iş geldi yine                 Talibî dünyada bahtı siyahım             Göz göre göklere erişti âhım             Hasılı inayet senden Allah’ım             Yine sarp yolumuz düş geldi yine gibi:                 Kalktım gider oldum gurbet göründü             Gel sevdiğim tanışalım biz bize             Ayrılık zahmına merhem edelim             Derdimende tesellidir söz söze               Elveda bir zaman yanar tüterim             Bad-ı saba ile selam ederim             Sensiz gurbet elde ben de niderim             Hoşça kalın dostlar ile siz size               Siyah ebruların dışa serpmesin             Kelp rakipler gül yüzüne bakmasın             Ben gidiyom hatırından çıkmasın             Senin ile ülfetimiz diz dize               Tâlibî de der ki kaldım telinen             Yalnız tek gez konuşma hiç elinen             Seni anlatayım yine dil ilen             Sağ olup gelirsin belki yüz yüze gibi:                 Yeter oldu yeter kestin tuvanım             Ben seninle konup göçemem gönül             Kaldım Mecnun gibi çöller mekânım             Dahi o elleden geçemem gönül               Bir derdim yok iken bir ferd elinden             Bin derde düşürdün bir dert elinden                         Bana zehr-içirdin namert elinden             Ab-ı hayat versen içemem gönül               İnmedin havadan bakmadın kâra             Zaman sonra yetti kaldın avara             Pervâne misaliyandırdın nâra             Kırıldl kanadım uçamam gönül                 Malıhülyay’nan maliksin mâla             Hûb görünce benzen Rüstem-i Zâl’a             Benden işittiğin gelir hayâla             Seyran âlemini seçemem gönül                                     Tâlibî’yim sebep senin nideyim             Ulaşalım aşk mekkârın yedelim             Bir eyyamda sen bize gel gidelim             Sana her sırrımı açamam gönül gibi:             Kötü adam nasıl olur söyleyim             Sahibin zemmeder ekmek yer iken             Nöbeti geç ise seğirtir gelir             Sonra da geç kalır erdir der iken               Halka uymayanın vaz geç kârından             Sözü, yüzü soğuk dağın karından             Akar muhannetlik her damarından             Korkak tabiatlı olur er iken               Sen ondan geç, yürü öğüt kâr etmez             Beğenir kendini hem de ar etmez             Bunalana düşman olur hayretmez             Söğer medet beyim aman der iken               Meclislerde olur çehresi tırtıl             Sen istersen döğül, istesen yırtıl             Avradınsa bile boşa da kurtul             Üç beş çocuğun da mevcut var iken               Talibî kırılmaz çalsan da taşa             Meğer öldüresin çıkılmaz başa             Sana inat eder iki der, haşa             Alemi yaratan Mevlâ bir iken      diyen ve defterde  yayımlanmamış birçok deyişi olan Talibî’nin; Yatırlar Destanı ile ünlü Seyid Derviş’in defterde bulunan ve  hiç bilinmeyen Bak gözümden akan yaşa             Secde etti dört  köşeye             Selâm olsun dağa taşa             Efendim doğduğu gece                                     Yeşillendi dağlar taşlar             Secde etti tüm ağaçlar             Virdine vardı kuşlar             Efendim doğduğu gece                                     Efendim anadan doğdu             Kur’an efendime indi             Nur geldi alnına kondu             Efendim doğduğu gece                                     Huri kızları geldiler             Kundağın bile sardılar             Ayağına yüz sürdüler             Efendim doğduğu gece                                     Huriler un elediler             Seyid helva buladılar             Nurdan beşik belediler                         Efendim doğduğu gece biçimindeki Hz. Muhammed’in doğumu ile ilgili ilahisi ve:               Edelim niyazı bülbül kardeşler             Ol mübarek aşure günleri             Bizimle bile olan haldaşlar             Ol mübarek aşure günleri               Âlimlerin meclisine varalım             Günahlarımıza tövbe kılalım             Salihlerin hallerini soralım             Ol mübarek aşure günleri               Kişi halin sormak güzelden güzel             Bir hayıra  Mevlâm pek sevap yazar             Sadaka verenler cennette gezer             Ol mübarek aşure günleri               Seyid Derviş eydür bir nesnem yoktur             Hakkın kullarına ihsanı çoktur             Günah defterinde günahım çoktur                         Ol mübarek aşure günleri biçimindeki Aşure İlahisi dikkat çeken önemli şiirlerdendir.             Defterde:                         Felek sevda ile bana zulmetti                         Yeri mi göğü mü ettin tekin yâr?                         Validem kundağım zulmette çözmez                         Gamhaneler oldu bana mekân yâr.                           Güzeller şahısın, simin bedensin;                         Beni her veçhile Mecnun edensin                         Tâ küçük yaşımdan sebebim sensin                         Aklımı başımdan böyle söken yâr                           Sıtkı’ya bir zaman divanlar yazdım                         Bir zaman mey içtim dolandım gezdim                         Sevda çekeçeke eridim bezdim                         Sen de benim gibi böyle dövün yâr ve                         Ne safası kaldı bezm-i cihanın,                         Hayf oldu bir bâde süzmedim gitti.                         İnsafa gelmedi ol gül ü  handan,                         Bağ visâlini gezmedim gitti.                           Bağlandı boynuma zülf ü kemendin,                         Bulmadım cihanda misli kemendin,                         Hane-i halvette kapandım kaldım,                         Müyesser olup da çözmedim gitti                           Bir sevdası kaldı serde numune,                         Hasreti döndürdü kadimdi nuna,                         Dest-i sistem değdi sazı deruna                         Bozuldu telleri düzmedim gitti.                           Sıtkı’ya ayrılık serime düştü,                         Yine aşk deryası kaynadı coştu,                         Kâğıt alevlendi kalem tutuştu                         Yâre bir arzuhal yazmadım gitti. diyen Zileli Sıtkı’nın bilinmeyen iki koşmasının yanında:                         Ey sâbâ ahvalimiz cânanâ bildir bak ne der                         Sergüzeştim ol şeh-i hubana bildir bak ne der                           Girme destur olmayınca ol huzur u pâkine                         İbtida keyfiyeti derbane bildir bak ne der                           Arz kıl bu âşık-ı şuridenin ahvalini                         Söyle bir bir ol şeh-i zişâne bildir bak ne der                           Kûşe-i gamda feramuş etmesün üftadesin                         Bu niyazım dergâh-ı sultana bildir bak ne der                           Çare tedbir etmedi çünki Flatun-ı zaman                         Var bu derd-i Sıtkı’ya Lokman’e bildir bak ne der ve:                         Bezm-i irfane seza bir bâde bir gül bir de sen                         Taze şuh u dilâra bir bâde bir gül bir de sen                           Saye-i serv ile sünbül zârı sensiz neyliyem                         Revnak-ı bağ-ı safâ bir bâde bir gül bir de sen                           Zinet-i teşrif eder ârâyiş bağ-ı bahar                         Nâzenin nâzik eda bir bâde bir gül bir de sen                           Ârızında lâli çeşminden olur nergiz hacil                         Şivekâr-ı dilfeza bir bâde bir gül bir de sen                           Âşık-ı şeydâ desen de Sıtkı bir bülbül heman                         Bâis-i âşk-ı hava bir bâde bir gül bir de sen biçimindeki iki gazeli aydın bir âşık olduğunu sergilemektedir.             Defterde: Hasreti aşkınla ey gülü râna Nice bu gurbete yaslanayım ben N’ettim sana benden ettin istiğna Yanıp firakınla uslanayım ben   Yâr bana sayende deli desinler Günahım alsınlar hakkım yesinler Gittikçe artıyor derdim bu günler Vursunlar zincire paslanayım ben   Arifî seyrekçe geşme yanına Safalar ulaştır hasta canına Niyetin kötüyse girme kanına Dost düşman içinde gizleneyim ben ve: Terk etmezdim ben o hublar şahını İkrarına sahip kadem olaydı Ayağın öperdim tabibim deyu Bu zahmi sineme merhem olaydı   Hurisin der idim gördüğüm zaman Merhametin yok mu ey kaşı keman Âşık rakibine vermezdi aman Meyanında tığ-ı gam gam olaydı   Ben severdim ezel yanağın alı Bi-hisap olursa yüzünde hâl-ı Muhabbet eylersin küskün misali İmdâda giderdi perçem olaydı   Ârifî’yim dinlemedin zârımı Gece gündüz figan ettim kârımı Yoluna verirdim bütün varımı O kaşı kemânım hem dem olaydı diyen Arifî’nin iki şiiri ile: Ârifî’nin ustası olan ve: Bir derde düşer oldum devasından usandım,             Bir dilbere meyil verdim cefasından usandım,             Zamane dilberinde hiç sadakat kalmamış             Cefayıçeke çeke sefasından usandım.               Ben de aldırmıştım elimden nazlı yârimi,             Bülbülüm bilmez idim gülşenimde hârımı,             Kaş çatma gözü elâ, kirpiği ok hâremi             Ben de yardan cüda düştüm, ateşinden usandım.               Ben bilirim sende sadakat yok imiş             Senden özge dilber sevmem gülüm har imiş             Özge yardan cüda düştüm çün yanı har imiş                         Fânî’yim sevmem gayrı yardan usandım   ve:             Yanarım her dem             Âteş-i aşka             Olmuşam melhem             Âteş-i aşka               İşi mâh oldu             Külli vâh oldu             Sinem çâk oldu             Âteş-i aşka               Gel dinle zârım             Kendi ihtiyârım             Hep yandı vârım             Âteş-i aşka               Gele merdâne             Gir bu meydana             Yanaşur kana             Âteş-i aşka               Şeyhoğlu Fânî             Aşkıla bâni             Bâni gönül yâni             Âteş-i aşka gibi:             Bizden slam eylen nazlı yâre             Yandım elinden vücudum döndü nare             Varıp aldanmasın ağyâre             Bizden selam olsun nazlı yâre               Gözlerinin rengi aldı aklım benim             Çeşmim gamzesinden doldu kanım             Aynin siyah beyazdır tenin             Bizdenselam olsun ol nazlı yâre               Fânî’yim söylerim özümden             Kimse incinmesin sözümden             Bir buse ver mah yüzünden             Bizden selam olsun nazlı yâre gibi:             Ey gönül  ah eyleyip coşsan bir gün             Bulunmaz mı bir yâr-ı sadık telin             Zülfün  alıp boynuna assam bir gün             Demezler mi sana bir doğru tarik               Misli bulunmaz güzeller  bulursun             Ecel yetişende gider gelirsin             Derdinin dermanı anda bulursun             Sinesi olmaz mı sinene muvafık               Gecelerde uyku girmez gözüne             Âlemlerde söz yetişmez sözüne             Dilberlerde bakar âşık olur yüzüne             Sen de olmaz mı ol zaman nâtık               Âşık Fânî’nin sözleri cevher ile inci             Rakibin göğsüne girmez mi sancı             Sen de eresin bir yâre dilcu             Sanma ki kâr etmez mi, etmez bunamak gibi:             Yârim gitmiş vatanından yurdundan             Bunca ömür telef ettim eremedim ardından             Şöyle geçmiş iken yavrunun derdinden             Beni yollara bakıttı da gitti sevdiğim               Ahdim olsun sevmeyeyim vefası yok güzeli             Sevdiğimikrar verip gitmedin mi sen ezeli             Ustamızdan böyle gördüm ben severim güzeli             Beni dertlere saldı da gitti sevdiğim               Bilirler mi bu gezse âşıkvari             Divâne oldum ben aldırdım yâri             Derunumdan ah eylesem eridir karı             İkrarımdan döndü de gittisevdiğim               Fânî’yim eylerim virdimi daim             Gecelerde ah ederim, gündüzler sâim             İnkisarım bu olsun ki gözünü bürüsün naim             Beni odlara saldı da gitti sevdiğim gibi:             Gece gündüz ah-ü zârım var benim             Nevcivan içre gülzarım var benim             Bulunmaz mislin cihanda ey peri             Vasfa gelmez  nevcivanım var benim               Ey dilber güzellerin ser tacısın             Gelmez mislin zemine yektâcısın             Dünya ve ahret  Rumun faracısın             Geçti ömrüm nazeninin  var benim               Ey dilber kaşların çatma, hem siyah             Kirpiğin ok âşığı eyler tebah             Yanaklar kırmızı benleri  siyah             Gül dalında nâle  zarım var benim               Gerdanı  bir karış  kendi nâzenin             Bassa kademin titrer ruy-i zemin             Hışm etse ben kuluna bir kez hemin             Katleder  Fânî’yi nükten var benim gibi:             Bir derde düşer oldum devasından usandım,             Bir dilbere meyil verdim cefasından usandım,             Zamane dilberinde hiç sadakat kalmamış             Cefayıçeke çeke sefasından usandım.               Ben de aldırmıştım elimden nazlı yârimi,             Bülbülüm bilmez idim gülşenimde hârımı,             Kaş çatma gözü elâ, kirpiği ok hâremi             Ben de yardan cüda düştüm, ateşinden usandım.               Ben bilirim sende sadakat yok imiş             Senden özge dilber sevmem gülüm har imiş             Özge yardan cüda düştüm çün yanı har imiş             Fânî’yim sevmem gayrı yardan usandım gibi:             Tâ ezelden vasfın işittim acaba ben bilmedim             Vasf-ı halim pek yaman oldu sevdiğim             Gelmemiştir mislin cihana bir kez cemalin görmedim             Destimalin gönderip didem yaşın silmedin               Eyâ dilber acaba sen hayrettesin bilinmez             Durmaz akar çeşmim yaşı umman oldu silinmez             Geçti ömrün nâzeninim senin ….  Bulunmaz             Naz-ı istiğna ile sergerini güldürmedin               Aşka düştüm coşkun sular gibi çağlarım             Aldırdım nazlı yârimi gece gündüz ağlarım             Bülbülüm  gelmez oldu viran oldu bağlarım             Gül elinden ağlayıp göz yaşın sildirmedim               Şeker midir dillerin acaba ………dan mıdır             Âşıkı hayran eder güllerin acaba hayretten midir             Hüsnüne olmazbahane neslin melekten midir             Fânî’yi bir kez eli bağlı durdurmadın gibi:             Ey güzel  ateş bıraktın canıma             Bir buseye  gelmiyorsun yanıma             Bir kez kıya batkımda  sultanıma             Buse ihsan eyle kararım olsun               Bildim  ki cevri cefa etmedesin             Kelp rakibin sözüne gitmedesin             Bed fiile bizi terk etmedesin             Böyle kalmaz ahdla  amanın olsun               Şu cihanda kalmadı varım benim             Şu beldede var mıdır yarim benim             Güller içinde çoktur hârım benim Yar-ı sadık da  cefâkârım olsun     Ben de bildim yoktur mislin senin Gözlerin siyah naziktir tenin Tâ ezelden âşıkınımben senin Fânî senin kapında sarrafın olsun diyen Fânî’nin bilinmeyen  deyişleri  dikat çeken önemli söyleyişlerdir.             Bazı şiirleri bilinen Hulusî’nin defterdeki:             Kabzetmeye geldikte melek canımı yarab,             Benden uzak et nefsimi şeytanımı yarab,               Yalnız değil ihvanımı yaranımı yarab             Düşürme anın damına düşmanımı yarab               Mihman olucak sonra varıp darca kubura             Sıktırma kerem kıl ten-i uryanımı yarab               Kabrimde sual eyleyecek münkiri nekre             Hefs eyle hatadan dili viranımı yarab               Mahşerde  hayır ve şer amel veznolunurken Nakleyleme  hiç cürmümü mizanıma yarab   Lütfeyle habitin yüzüne hürmeten anda Vurma yüzüme defteri isyanımı yarab   Yoktur günah-ı cürmüme hiç haddü nihayet İnkâr edemem cürmümü isyanımı yarab   Senden yine ben sade şefahat dilenirken Tutturma zebanilere damanımı yarab   Mecmuay-ı masiyetime tevbeler ettim Ahır düşürüp rah-ı perişanımı yarab   Beddeyleme affet der-i ihsanıma geldim Çak eyliyerek ben de giribanımı yarab   Olşahı cihan aşkı Hulusî’ye refik et Ahir  nefesimde bana imanımı yarab ve Hasret-i nâre heman pervane yandım ben bu şeb Durmayıp tâ subhadek  şem’a dolandım ben bu şeb   Meclise teşrifini vaat etti zâlim gelmedi Bezm-i meyde hasılı candan usandım ben bu şeb   Mestolup ettikçe âhı titrerdi arz sema Gulgulü ruzu ceza hengâmı sandım ben bu şeb     Ağladıkçadidelerden aktı hun seylâp gibi Ta serimden payedek  kana boyandım  ben bu şeb   Men Hulusî’ye derseler de yok vefa dilberde hiç Asla gelmez inan işte yandım ben bu şeb biçimindeki iki gazeli hulusinin aydın kimliğini sergileyen olgun deyişlerdir.             Bir çok  şiiri bilinen ve yöre âşıklarınca havalandırılan güçlü söyleyişlere sahip Kâtibî’nin defterde yer alan: Çekme sitem hançerini bana yâr şimden geru Yok imiş sende hakikat yürü var şimden geru Kalmadı tende mecalim çok zaman oldu güzel Gönlümüz yabana attı ruzigâr şimden geru   İki didem boz bulanık sel olup da çağladım Ahtine kılmaz vefa dildarı andım ağladım Soyunup derviş misali aynime post bağladım Gitti namus, gitti gayret gitti ar şimden geru   Seni benden ayıranın kıbleye dönsün yüzü Kör desem olsun hatadırkan ile dolsun  gözü Aramıza bir dağ odu düşmanın bir kem sözü Şöyle bil kim işim oldu  ahuzar şimden geru   Ruzişeb ben hakipâyi yare minnet eylemem Kadrü kıymet bilmeyen dildare minnet eylemem Kâtibî der yâr için ağyare minnet eylemem Yaktı hasret,yaktı firkat, yaktı nar şimden geru biçimindeki Kalenderî, Zile’de şiir olgusunun ne denli üst düzeyde olduğunun kanıtlarındandır.  Bu görüşümüzü kanıtlayan ve bilinmyen bir Kalenderi de: Dil-a  akil isen seyreyle bu gülşende şeydayı Eğer başında var ise bilirsün aşk-usevdayı Geyindinse eğer âşık sen ol sirette hirkayî Bütün bu malı mülkü hep heba ettin bu eşyayı Tefekkür babına var kim unutma arşi âlâyı Seni bir katreden hasıl eden ol rabbı mevlâyı   Cihan iklimine baştan başa hükmeylese şanın Nola bir vaktola kim kalmaya hiç nam ile şanın Olur baykuş yatağı çünkümülkü tahtı viranın Kıyamet allamel bâki fela gevherle lisanın Kani nerdekalıptır bunca yer bunca veli şanın Oluptur dağr-ı mansuru nesimi tende uryanım   Nice zahme şükür kıldı ki Eyyup sürdü devranı Melâmet olmak istersen azad et nefsi şeytanı Geçer bir gün bu faninin sefay-ı devleti bir gün İçince sen de ey gafil ecelden şerbeti bir gün Hürremî göç eyleyip devran edince rihleti bir gün Umar müştâkı âlem Mustafa’nın şefkati bir gün biçiminde defterde Hürremî adına kayıtlı bulunmaktadır.             Zile’de uzun yıllar tahrirat kâtipliği de yapan Zile’nin aydın âşıklarından olup:   Enisim gam, helasım yok  bu günlerde belâlardan Ki bunda yad iken cürmüm ne etsem iştikâlardan Perişan oldu ahvalim dem3adem bu cefâlardan Niyaz etsem vefa gelmez bize ehli vefalardan   Usandım tatlı canımdan bu zindanda cefalardan İlâhi sen  hâlâs  eyle beni bu iftiralardan   Ne denlû eylesem efgan rahmeyleyen yoktur İletüp arzuhalimversem anı dinleyen yoktur Bilür herkes bunun aslın velâkin söyleyen yoktur Bu mahpushanede ölsem benimçin ağlayan yoktur   Usandım tatlı canımdan bu zindanda cefalardan İlâhi sen  hâlâs  eyle beni bu iftiralardan   Bu mihnetgende her demde çıkar eflâke efganım Ne hâle düşmüşüm bilmem bakarsan bende hayranım Gözüm  tâ-be seher ağlar  gönülden zağrı giryanım Kesildi takatim tende tükendi sabr-u dermanım   Usandım tatlı canımdan bu zindanda cefalardan İlâhi sen  hâlâs  eyle beni bu iftiralardan   Edenler hakkıma bühtan eyyam zâr olmasın Urulsun sengi mihnetle nihayet ten izar olsun Sürünsün yerlere her dem misâli mur-u mâr olsun Yazar Lütfî bu eşar-ı ilahî ömrü var olsun   Usandım tatlı canımdan bu zindanda cefalardan İlâhi sen  hâlâs  eyle beni bu iftiralardan gibi semaî tarzında aruzlu şiirleri de olan Lütfî   Kıssa-i derdi dili kimlere takrir edelim Kime dinlettirelim kimleri dilgir edelim   Sureti gayrdan azade iken camii dil Nice bir deyr misali dolu tasvir edelim   Âlemi habda nuş ettiğimiz badeleri Hasılı devleti dünya ile tabir edelim   Ömr tacilde iken müddetini itmama Nice bir ahiret amalini tehir edelim   Daima sevk eder idbara bizi ey Çaker Kaderin def’ine bilmem ki ne tedbir edelim     Yolun uğrarsa eğer Zile denilen şehre Eyle tebliği selam cümleye ferden ferde   Gördüğün var mı o biçareyi derlerse sana Bir şehir var denir namına İşkodra ana   De ki,  tâ  Rumeli'nin canibi garbisinde Mecnun gibi sergerdandır gördüm o beldede   Zayi etme şu emanetimi verip bâda                                                      Ta-rı Muy-i ile bendetmiş anı bir Leyla   Soran olursa eğer Çaker'in ahvalinden Yanıp yakınır memleket hasretiyle orda gibi güçlü ve içten söyleyişlerin yanı sıra defterde görme özürlü ama dünyayı gönül gözüyle gören ve:                         Şiddeti sükûna tebdil kıl felek                         Karşındaki masum tahammül kılmaz                         Vacibül vücudun muradı böyle                         Dedi emri ilahi geriye gelmez                           Hazreti Zülcelâl buyurdu emir                         Bu kadarmış ona verdiği ömür                         Ey ecel yüreğin taş mıdır demir                         Bastığın haneler zâr olur gülmez                           Merhamet kıl bana halimbilerek                         Yetiştirdin göz yaşımı silerek                         Akşam on ikiye çeyrek kalarak                         Şekil melikülmevt böyle iş olmaz                           Na merhamet ise çekil kenara                         Yüz tutup yalvaram ben girdigâra                         Bu derde cihanda olmaz mı çare                         Bunca tabip buna ilaç  mı bilmez                           Az müsaade eyle pençeni kaldır                         Gönül bahçesinde o da bir güldür                         Git ecel halk eden Halla kabildir                         Bu bahar deminde gonca gül solmaz                           Fehmi şu fenadan aldı gamını                         Etmemiştir yalan yere yemini                         Getirdi Azrail ecel câmını                         Uçtu bülbülümüz geriye gelmez ile: Gönül gülşeninin bu kumru kuşu             Akıttı gözümden kan ile yaşı Kurban değil hâşâ Hallak’ın işi Yenice açılan gül elden gitti   Ateşi var yüreğimin başında O benden ayrıldı yazın kışında Kanûnisâninin yirmi beşinde Öpüp okşadığım el elden gitti   Seherde benimle kalkardı bile Bir Cuma gününde sevk ettim yola Ağlama evladım git güle güle Henüz baba diyen dil elden gitti   Evvelden giymiştim aşkın tacını Derdim: Mevlâm göstermesin acını Nihayet zay ettim can ilacını Eyvah, güvendiğim dal elden gitti   Artık yıktım kalbin evin seddini Gönül şimden geru bilsin haddini Toprak incitmesin Cemaleddin’i Boynuma dolanan kol elden gitti   Ona emri veren Hâllaki settar             Merhamet kânıdır sandım bağışlar Madem ki istemiş onda hikmet var Saçı sırma sırma tel elden gitti   Fehmî’ya rüyada bildirdi Allah Uyanıp inandım amentübillah Ağlama anası da (innanillah) Biz kara giyelimal elden gitti ve,                         Âşıklar söz düzer amma                         Söylemişler hezar amma                         Dağ başında gezer amma                         Vâsıf’ın güftesi başka diyerek şiirlerinin başka âşıklardan farklı olduğunu ileri süren Vâsıf’ın da bu dörtlükten başka bilinmeyen:                         Bilmem bâd-ı Şimal yoksa Cenuptur                         Eser serde bir muhalif yel amma                         Burcu bedenimde damar donuptur                         Gerçi havaidir mutedil amma                           Bendesi olduğum bir şahinşahtır                         Usat-ı mümin rahmeti penahtır                         Değil aşkım mecaz aşkı ilahtır                         Ederler hakkımda kâlu kıl amma                           Gönül mir’atın kapladı günah                         Velâkin afv ü gafurdur ilâh                         Dahi var (Lâtaknetu min Rahmetillâh)                         Sıratı geçemez pek müşkül amma                           Aslım Kurevi’dir merciim Zile                         Kaldım dağ başında kaba Türk ile                         Kanı bir suhandan şol kadrim bile                         Vâsıf bu arada ehl-i dil amma biçiminde bir şiiri de yer almıştır.             Defterde, Zile’nin önemli âşıklarından Hamdî’nin bilinen bazı şiirlerinin dışında hiç bilinmeyen:                         Ey benim sevdiğim gamzen kan eyler                         Hışm eyle bu bağrım yaralanmasın                         Müjgânların dilber kasdı can eyler                         Kerem kıl ciğerim yaralanmasın                           Kimdir âşık sana canım vermeye                         Kurban olsun senin soyun görmeye                         Rakip murat eyler gülün dermeye                         Derdime güllerin aralanmasın                           Hamdî işitsin dost efganımı                         Dud-ı ahım bürüdü her bir yanıma                         Görmeden almasın Mevlâ canımı                         Ömrümün defteri karalanmasın gibi bir deyişi;             Zileli hattat ve âşık Kâmilî’nin oğlu olup yazdığı Kıtlık Destani ile unutulmayanlar arasında yer alan Sezaî’nin:                         Göçtü dünyadan bekaya Hüseyin Efendi zat                         Şüphe yok, bulur cennet içre mekân-ı âliyat                           Hatme say eylerdi her dem eyleyüp bezl-i vücud                         Hatmini eylerdi itmam âdeti leyl-i berat                           Erbea gün kuşluğun içtükte mevtin şerbetin                         Duyup insan ağlayu ağlayu oldu cümle mat                           Boynunu eğdi bu cümle tilmizi talibleri                         Gözlerinden kan döküp ağlaştı Müslim müslimat                           Hâli kıldı mihrabı (Yarebbena) lûtf eylegil                         Şehr içinde bulmayız biz böyle sahib-i sâlihat                           Ruhı pâki-çün okunsun Fatiha ihsan edüp                         Ruzu mahşerde şef’i olsun Resul ü  kâinat                           Kalmadı dünyanın ömrüeksilür âlimleri                         Kimseye bâki değildir ey ahî bu mümkinat                           Çeşm-i hûnin cem edüp yazdı Sezaî tarihin                         Kabrini kılın ziyaret müminin bil müminat biçiminde, Zileli müderris Hüseyin Efendi’nin ölümü için söylediği tarihe göre 1271’de sağ olan Sezaî ve Hattat Kâmilî’nin yakın arkadaşı olup Kâmilî gibi önemli bir hattat olan ve:                         İhtiyat et ey saba âteşi suzanımdan                         Yanar eflâk zemin ah ilr giryânımdan                           Afitap üzre heman hail olan sanmabulut                         Gece gündüz feryat eden firkat ile nârımdan                           Hikmetin sormadılar kaydile ter deman olan                         Sây ile ermediler matlaba düryanımdan                           Bu rüzumu bilecek âkil-i dâna var mı                         Eyledim anları ihraç bugün varımdan                           Oturup mest-i harap eyleyim bu günü                         Zahidâ eyle hazer kim dür divarımdan                           Nahs ile sa’dini dâd eylemişem ben Feleğe                         Küfr ü imanı götür şimdiki bazarımdan                           Hil’at-i âdemle ol müzeyyen Rif’at                         Ol sebepten beni dur eylediler yârimde gibi divan tarzında güçlü söyleyişleri olan Rif’at’ın şiirlerinin su yüzüne çıkarılması Haşim Nezihi Okay’ın Zileli âşıkların eserlerinin korunmasına, unutulmasını önlenmesine yaptığı hizmetlerin açık belgeleridir.             Cönklerin ve defterlerin tozlu sayfalarında kalmış bilinen Zileli âşıkların  bilinmeyen şiirleri ile bilinmeyen Zileli âşıkların bilinmeyen şiirlerini Türk Halk Kültürüne kazandırmanın hazzı içindeyiz.   Kaynakça: Haşim Nezihi Okay, “Zileli Şairler”, Folklor,  C.I, S. 1,  Ocak 1970   Haşim Nezihi Okay   Zile Tarihi, Folkloru ve Zileli Halk Ozanları, İstanbul 1978 (Arşivimizde bulunan 114 sayfalık daktilo ile hazırlanmış dosya) Cahit Öztelli, Zileli Şairler, Vilayet Matbaası, Samsun, 1944. Mehmet Yardımcı, Yüzyıllar Boyu Zileli Halk Ozanları, Ayyıldız Mat. Ankara, 1983 Mehmet Yardımcı-Hayrettin İvgin, Zileli Fedaî, Ankara, 1983 Mehmet Yardımcı-Hayrettin İvgin, Zileli Âşık Zefil Necmi, Ankara, 1988 Mehmet Yardımcı, Zileli Âşık Talibî, İstanbul, 1989 Mehmet Yardımcı-Hayrettin İvgin, Zileli Ceyhunî ve Diğer Ceyhunîler, Ankara, 1996 Mehmet Yardımcı, 16. Yüzyıldan Günümüze İz Bırakan Zileli Şairler, İzmir, 2004  

  

   
   

Tokat Kültür ve Sanat Derneği üyesi 26 kadın, kültürlerinin tanıtıma katkıda bulunmak amacıyla -ilçemize bir günlük gezi düzenledi. Zile'ye düzenlenen gezide bir çok tarihi mekanı gezme fırsatı bulan dernek üyelerinin son durağı Zile Belediyesi kültür evi oldu.    Kendi değerlerine sahip çıkmak ve ilin tanıtımına katkıda bulunmak için Tokatlı hanımlar olarak bir misyon üstlendiklerini belirten Tokat Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Hacer Doğan, “İlimize sanatsal ve kültürel anlamda değer katan arkadaşlarla birlikte hareket ederek yine ilimizin tarihi ve kültürel mekanlarında programlarımızı yapmayı tercih ediyoruz. Amacımız mekanların tanıtımına katkı sağlamak. Zile’yi çok güzel bulduk. Zile bir derya deniz, derin kültürü var. Buraya 26 kişilik bir grupla geldik. Önce kendi ilçelerimizi, değerlerimizi  tanıyalım diyerek hareket ediyoruz. Zile turumuzda bu tarihi konağı çok beğendik. Yöresel ürünlerimiz bat,  Zile pekmezini tatma fırsatımız oldu. Güzel bir ortamda Türk sanat müziği dinledik. Zile Belediyesi Kültür ve Sanat Konağını herkese tavsiye ederiz. Sizi alıp geçmişe götürecek gerçekten hoş bir mekan haline gelmiş.” dedi.   Zile Belediyesi Kültür Konağı proje mimarı Fatoş Ünsal ise, “Yapılan ziyarette misafirlerimizi en iyi şekilde yöresel ürünlerimiz ile ağırladık. Konağımızda tarihimizi yaşatıyoruz ve bu insanların çok hoşuna gidiyor. İlçemiz turizmine de katkıda bulunacak ziyaretlerimiz artarak devam ediyor. Çevre illerden insanlar akın akın konağımıza gelmeye devam ediyor.” şeklinde konuştu.

  

   
   
İlçemizde çöp taksi hizmete başladı

Zile Belediyesi'nin başlattığı “çöp taksi” uygulaması ile  çöpler daha çabuk  toplanıyor. Zile Belediyesi'nin çevre kirliliğiyle mücadele kapsamında başlattığı “çöp taksi” uygulamasıyla, vatandaşların ihbarı üzerine cadde ve sokaklardaki atıklar kısa sürede kaldırılıyor. Belediyenin Temizlik İşleri Müdürlüğü bünyesinde kullanılmaya başlanılan “çöp taksi” adlı kamyonetle, gün içinde cadde ve sokaklarda dolaşılarak, biriken çöpler toplanıyor. Vatandaşların ihbarının da değerlendirildiği uygulamada, belirtilen yere araçla kısa sürede ulaşılarak, çirkin görüntü ortadan kaldırılıyor. Zile'de ilk defa uygulanan "çöp taksi" uygulaması hakkında bilgi veren Zile Belediye Başkanı Şükrü Sargın, “Daha temiz Zile için çalışmalarımız devam ediyor. Çöp taksi uygulaması ile şehrimizde anlık oluşan çöplere daha hızlı bir şekilde müdahale etmeye başladık. Ekiplerimiz vatandaşlarımızdan gelen ihbarlara da duyarlı olarak hareket edecek. Ayrıca dar olan sokaklarımızda çöp taksi ile daha verimli hizmet vermeye başladık.” şeklinde konuştu.

  

   
   
Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) 2019 yılı nüfus verilerine göre ZİLE'NİN NÜFUSU 1376 KİŞİ DÜŞTÜ

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) 2019 yılı nüfus verilerine göre Tokat il genelinin nüfusu 101 kişi artarak 612.747 oldu. Yaklaşık yüzde 2’lik artışla birlikte 304.938 erkek ve 307.809 kadın nüfusun ikamet ettiği şehrin en büyük ilçesi merkez oldu. Merkez'i sırasıyla, Erbaa ve Turhal takip etti. Nüfusu verilere göre  il merkezi 1489 kişi, Zile ilçesi 1376 kişi düştü. Nüfusuna oranla en büyük düşüş ise 1005 kişiyle Pazar ilçesinde meydana geldi. Pazar'da nüfus yaklaşık yüzde 7 oranında düşerek, 14.335 kişiden, 13.330 kişiye geriledi. En büyük nüfus artışını 2692 kişiyle Reşadiye ilçesi yaşarken, nüfusuna oranlar en büyük artış 1265 kişiyle Başçiftlik ilçesinde görüldü. Başçiftlik’te nüfus yaklaşık yüzde 18 oranında artarak 1058 kişiden, 8323 kişiye çıktı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2019 yılı nüfus verilerini il, ilçe, belde ve köy bazına göre Almus’un nüfusu 755, Artova’nın nüfusu 370, Tokat Merkezin nüfusu 1489, Pazar’ın nüfusu 1005, Turhal’ın nüfusu 312, Yeşilyurt’un nüfusu 185 ve Zile’nin nüfusu 1376 azaldı.

  

   
   
ZİLE'DE ÇİLEK TARIMININ YAYGINLAŞTIRILMASI PROJESİ

Zile'de çilek üretiminin yaygınlaştırılması için ilçemiz çiftçilerine DOKAP tarafından  % 90 hibe destekli çilek bahçesi kurulumu yapılacak.        Zile İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü yetkililerinden yapılan açıklamada "2019 yılında 6 adet çiftimize örnek bahçe kurulmuş olup gayet başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Ekonomik anlamda üreticilerimize ciddi gelirler getirmesinin yanı sıra bölge ve ülke ekonomimize de ciddi artılar getirecek olan projemiz önümüzdeki yıllarda arttırılarak büyük şehirlerdeki çiftçilerimizin geri dönmesine de ciddi manada katkı sağlayacaktır.        Tesis edilecek projemizin yaklaşık maliyeti 5.000 TL olup başvuru yapan çiftçilerimizden 500 TL çiftçi katkısı alınacak olup kalan kısım hibe olarak DOKAP tarafından karşılanacaktır.        Projeden yararlanan çiftçilerimize kurumumuz tarafından verilecek teknik desteğin yanı sıra aşağıdaki ekipmanlar proje kapsamında verilecektir. ·         1 da alan için gerekli çilek fidesi. ·         Malç ·         Damlama boruları ·         Ana borular ·         Gübre tankı ·         Filtre ·         Damlama sulama aparatları. ·         Teknik destek        Başvuru yapmak isteyen çiftçilerimizin ilçe müdürlüğümüzden bilgi almaları rica olunur" denildi.

  

   
      

   
   

       İlçemize bağlı Karacaören köyünde Türk kültüründe önemli yeri olan geleneksel "Kış Yarısı" etkinliği kapsamında saya oyunu etkinliği gergekleştirildi. Karacaören köyünde düzenlenen "Kış Yarısı" etkinliği yoğun ilgi gördü. İlçemize  bağlı Karacaören köyünde Türk kültüründe önemli yeri olan geleneksel "Kış Yarısı" etkinliği kapsamında saya oyunu düzenlendi. Köyde ikamet eden ve köy  dışından gelen Karacaören'liler birlik ve beraberliklerini pekiştirdi.        Karacaören köyü sakinleri, köy muhtarı Ahmet Karaca ve heyeti organizasyonu ile gerçekleştirilen "Kış Yarısı" etkinliğinde ilk olarak hazırlıklar yapıldı. Hazırlıkların tamamlanmasının ardından köyde bulunan evlerin kapısı çalınarak yiyecek toplandı. Kış Yarısı kültürel etkinliği son olarak toplanan yiyeceklerden yapılan aşın köy sakinlerine ikramı ile sona erdi. Etkinliğe CHP Zile İlçe Başkanı Ali Rıza Bozdemir ve yönetimi, CHP Tokat İl Genel Meclisi üyeleri ve yüzlerce kişi katıldı.        SAYA GELENEĞİ        Etkinlik sonrası açıklamada bulunan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Zile İlçe Başkanı Başkanı Ali Rıza Bozdemir, "200 yıllık bir geleneğimiz Anadolu’nun en güzel yeri olan Zile ilçemizde yaşatılıyor. Bu zenginliğimizin bir parçasıdır. Bu tür etkinlikler Anadolu'da çeşitli zamanlarda kutlanıyor. Bizde kışın ortasında kutluyoruz. Bunu artık gelenek haline getirdik. Emeği geçen gençlerimize, Karacaören köyü halkına ve muhtarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Karacaören Köyü Muhtarı Ahmet Karaca ise, bu etkinliği büyüklerinden görerek ve geleneksel hale getirerek kutladıklarını söyledi.        EVLERDEN YİYECEK TOPLANIYOR, SONRA PAYLAŞTIRILIYOR        Karacaören köyünde "Kış Yarısı" kültürel etkinliği 200 yıldır geniş çaplı olarak kutlanıyor. "Kış Yarısı" kültürel etkinliği, Türk kültüründe insan yaşamında doğa şartlarının direk etkili olduğu dönemlerde, toprağa ve hayvancılığa bağlı yaşam içerisinde, ağır kış şartlarında barınma ve beslenme zorlukları yanında, hayvanların yiyeceğinin azaldığı, kış mevsiminin yarılanması ve bahara yaklaşılması nedeni ile yaşanan sevincin dışa vurulması olarak nitelendirilir. Bu etkinlik Anadolu'da çeşitli adlar altında da kutlanıyor. Saya olarak ta isimlendirilen bu etkinlik, Anadolu'nun dramatik halk oyunları arasında en yaygın oyunların başından geliyor. Saya veya" Kış Yarısı" olarak isimlendirilen bu etkinlikte, gençler bir araya toplanarak kıyafet değiştirirler. İçlerinden birisi sakallı bir ihtiyar, diğeri gelin, üç dört kişi de Arap koruyucu kılığına girerler ve kapı kapı dolaşarak yiyecek toplarlar.

  

 
  Cami-i Kebir Mah.
 Latif Topçu Sok.No:3/A
 Zile/Tokat
 
  Tel/Fax : 0356 317 9766
 E-posta : ozhabergazetesi@hotmail.com
 bilgi@gazeteozhaber.com
Ziyaretçi Sayısı
516496
Web Tasarım Vur@l Yazılım