Anasayfa Genel Ekonomi Spor Sağlık Kültür/Sanat Eğitim Resmi İlanlar Seri İlanlar İletişim

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 

   
   
YEMEN DE ZİLE REDİF TABURLARI (Şol Yemen de Can Verenler)

Çocukluğumuzda Yemen türküleri duyardık. Bilmezdik hangi acıların, hasretlerin yoğurduğunu bu türküleri. Yıllarca umutsuzca beklenenlerin, dönmeyenlerin türkülerini. Araştırmamızda gördük ki bu Yemen türkülerinin kahramanları arasında Zileli delikanlılar da varmış. Hayatının baharında savaşlarda, Yemen dağlarında hastalıklara, arkadan vurulmaya, sıtmaya, sıcağa, soğuğa kurban giden, arkada gözü yaşlı ana, baba, yavuklu, eş, bacı ve kardeş bırakan Mehmetler, Ahmetler, Mustafalar, Hüseyinler. Hudeyde’ye gelen vapurlar güvenlik sebebiyle askerleri kıyıya çıkaramaz, gemilerde bekletilirler. Çünkü garnizon, askeri tesis yoktur orada. Pek çok genç hayatını kaybeder Kızıldeniz’in nemli havasında bu bekleyişlerde… 1905 yılında isyan eden İmam Yahya Sana’yı kuşatır. Sana'ya erzak getirilememiş; asker ve subaylara günde iki ekmek verilirken bu miktar günde bir ekmeğe inmiş, nihayet subay ve askerlere ekmek de verilemez olmuştur. Bahçelerde yetişen patates ve havuçlar tükenmiş; çarşıda kuru üzüm kalmamış, asker içinde açlıktan ölümler başlamıştır. 8 yıldır terhisleri unutulan Yanya Taburu’nun isyan etmesi üzerine terhisleri yapılır. (Dile kolay 8 yıl unutulan terhis…) Vali Tevfik Paşa’nın İmam Yahya’ya Sana’yı teslim etmesi İstanbul’da gurur meseli olmuş 114 tabur kuvvet hazırlanarak Ahmet Fevzi Paşa’nın Sana’yı kuşatıp alması üzerine İmam Yahya Şehare’ye çekilmiştir. Zamanın Padişahının İmam Yahya’nın yakalanması talimatı üzerine Ahmet Fevzi Paşa’nın çektiği “İmam Yahya Kasımpaşa imamı değildir” mealindeki askeri literatüre geçen telgrafına rağmen Padişahın ısrarı üzerine Şehare’yeharekat düzenlenmiştir. Yapılan çarpışmalarda Usman Vadisinden sel yerine kan akmış; bu olay “Şehare felâketi” adıyla anılmıştır. Şehare'nin dağlık ve sarp arazilerinde çok kayıplar verilmesi üzerine Ocak 1906’da Sana’ya çekilmiştir. (Murat Cebecioğlu) Altı bin asker bir ayda iki bin askere düşer. Gemiler Hubeyde’ye askerleri çıkarır, Sana’ya beş günde varılır. Süveyş Kanalı’nın açıldığı 1869 tarihinden sonraki kırk beş sene zarfında Yemen’e bir milyon vatan evladı gömülmüştür. Zeki Ehiloğlu şöyle anlatır duygularını: “Yemen’i en son terk eden Türkler bizlerdik. Yüreğim burkuluyor, belleğim sarsılıyordu. 1919’da Türk Ordusu’nun son kafilesi Yemen’i bırakırken oradaki şehitlerin “Nereye gidiyorsunuz bizi unutacak mısınız?” diye seslerini işitir gibi ruhumu saran hisler altında mübarek şehitlerin yattığı topraklara bastıkça büyük bir günah işlemiş gibi irkiliyordum.” Yemen’e gidişte o Anadolu insanı sezgisini, öngörüsünü yanık türkülerde getirir dile;   Açılan bayrağı gelin mi sandın Çalınan davulu düğün mü sandın Yemen’e gideni gelir mi sandın   Yemen’de şehit olan Anadolu evlatlarının arkasından yükselir feryatlar;   Kışlanın önünde redif sesi var Bakın çantasına acep nesi var Bir çüt (çift) kundurası bir de fesi var.   Bir çift kundurası ve fesinin yanında, Anadolu’da, vatanında bıraktığı sılasının, köyünün, yuvasının, sevdiklerinin hayali vardı şehadet şerbetini içtiği anda… Çocukluğunu yaşayamadan, Zile’nin bağlarında, köylerinde, yaylalarında, tepelerinde gezemeden, delikanlılığına doyamadan cephelere giden Zile’nin gençleri, delikanlıları, askerden döner dönmez de; 1890’larda Zile-Samsun arası yaya, Samsun-İstanbul-Ege-Akdeniz-Kızıldeniz gemi ile Hudeyde’de ve 1905 yılında ise Zile-Ankara yaya, Ankara-İzmir Şimendifer, İzmir- Ege-Akdeniz-Kızıldeniz gemi ile Hudeyde Limanı ve Sana’da, Yemen Dağları’ında bulurlar kendilerini… Arkalarında gözü yaşlı analar, bacılar, yavuklular bırakarak. Aynı analar, bacılar, yavuklular türküler yakar dönmeyen civanlara, can oğullara, şehitlere… Divriği’den Yemen’e giden Mehrali Bey için şu dizeler söylenmiştir;   Yemen’e de benim ağam Yemen’e Endi mola Mehrali Bey Yemen’e Kurdu mola çadırları çimene Oğul köz düştüğü yeri yakar kime ne.   Yemen’e indi o delikanlılar indi de, çadırlarını yeşil çimenlere değil, 2250 rakımlı Yemen dağlarında, sarp yamaçlara kurdular; ihanet edenlerin toplarına, kurşunlarına karşı. Türkülere adını veren “Hus” yani ‘Huş’ Sana-Şehare yolunun doğu tarafındadır. Bekli de Hus’ta nöbet bekleyen askerimizin, muhabereye giden arkadaşlarının dönmemesi üzerine yakmıştır bu türküyü, belki de memleketine dönemeyeceğini bildiği için…   Havada bulut yok bu ne dumandır Mehlede ölüm yok bu ne figandır Şu Yemen illeri ne de yamandır. Burası Huş’tur, yolu yokuştur Giden gelmiyor, acep ne iştir.   Yemen dağlarında, Şehare’de, Usman vadisinde sel yerine kanın aktığı cehennem günlerinde, eşkıya baskınından kurtulduktan, top tüfek seslerinin ara verdiğinde, karşı tepelerin arkasında binlerce kilometre uzaktaki sılasını, sevdiklerini, gözü yaşlı bıraktığı taze gelini düşünürken endişelenmez de değildir;   Karavanam is mi tutar Martin tüfek pas mı tutar Ağlayanım anam bacım Elin kızı yas mı tutar.   Ama Anadolu kızı taze gelinler vefalıdır Yemen’e giden, gidip de dönmeyen civanına. Yüreğinde fırtınalar, derinden isyanlar duyar. Duyar duyar da türkülerde söyler isyanını;   Yemen bizim neyimize Şivan düştü evimize Bak yavrular yetim kaldı Güvenmeyin beyimize   Basma fistan kirlenirse Başta leçek düğlenirse Ya kimlere baba desin Yetim yavrum dillenirse   Günden yana soldu mola Yerde yanı oldu mola Yiğidimin ela gözünü Karıncalar oydu mola   Yemen’in, Yemen’e gidenlerin, gidip de dönmeyenlerin, Zile Redif Taburu’nun tespit edebildiğimiz acı hikayesi özetle böyle. Bu hikayenin sonunda haber mi gelir, yoksa ümitler mi kesilir yıllar sonra ama kesin olan artık Anadolu çocukları gibi bazı Zile gençler de can vermişlerdir;   Tarlalarda biter kamış Uzar gider vermez yemiş Şol Yemen’de can verenler Biri Mehmet, biri Memiş.   Kısaca Anadolu’nun genç şehit fidanlarının, Şol Yemen’de can veren Mehmetlerin, Memişlerin acı hikayesidir Yemen… Yemen’den yayan yapıldak Zile’ye dönüp de tuz ile kırmızı pul biberi karıştırıp “Yemen çökeleği” diye ekmeği ile yiyen aziz gazilerimizin hikayesidir Yemen… Nur içinde yatın Aziz Şehitlerimiz, Gazilerimiz…Biz torunlarınız bizlere duacıyız… 12 Mart 2019   (Kaynak: Bekir Altındal Yemen’de Redif Taburları 2003 isimli araştırma yazısından özetlenmiştir)

  

   
   
ELİ ÖPÜLESİ ÖĞRETMENLER

Öğretmenler günü münasebetiyle hazırladığımız Cumhuriyet Dönemi Zile kitabımızdan aziz öğretmenlerimizin hatıraları için 1920 yılından günümüze kadar öğretmen haberlerinden bir demet hazırlayıp şöyle bir gezinti yaptıralım dedik sizlere… 4.4.1920: Çorum Mebusu Zileli Abdurrahman Dursun Bey (Ankara Sultanî Mektebi Muallimi) Meclis intihap mazbatasını aldı. 10.07.1939: Banka memurlarından Hüseyin Hüsnü ve Öğretmen Lütfiye Kışlalı’nın oğulları (Ahmet Taner Kışlalı) Amasya Caddesi Sırrı Bey Sokak’taki evlerinde doğdu 23.10.1950:Zara Ortaokul öğretmenlerinden Cemal Özdemir Zile Ortaokulu’na nakledilmiştir. Ortaokul’a müdür olarak tayin edilen Hüseyin Aytuğ vazifesine başlamıştır. 11.11.1950: Ortaokul müdürlüğüne tayin olan Coşkun Ertepınar görevine başladı. 1951: Öğretmen Rahmi Dönmez’in Zile isimli kitabı yayınlandı. 07 Ocak 1960: Zile Kültür Derneği Tüzüğü yayınlandı. Kurucu öğretmenler: Fikret Tarhan, Mustafa Kundak, Kemal Tarhan, Muhittin Kılıç, İlyas Tekkökoğlu, Mahmut Sayınalp 17.04.1960: Zile Kültür Derneği kongresi yapıldı. Başkan; Fikret Tarhan 02.02.1962: Öğretmen Rifat Erkan’a meslekte kırkıncı yılı için toplantı düzenlendi 13.07.196213: Ortaokul-Lise Yaptırma Derneği Yönetim Kurulu’na öğretmenlerden Cemal Özdemir, Osman Baştopçu, Bekir Telkenar, seçilmiştir. 26.01.1966: Kültür Derneği kongresinde Öğretmen Fikret Tarhan başkanlığa seçildi. 09.08.1967: Cemal Özdemir asaleten Lise Müdürlüğü’ne atandı. 12.11.1968: Okul Müdürleri (Lise Md. Cemal Özdemir, Ortaokul Md. Lütfü Işık) geceleri talebe kontrolüne çıkmaya başlamışlardır. 06.02.1969: Lise’mizde 28 kişilik bando takımı kuruldu. Elbiselerin modeli resim öğretmeni Fikret Tarhan tarafından çizilmiş ve Terzi Osman Yoraz tarafından dikilmiş olup masraflarını Lise Derneği karşılamıştır. 18.04.1972: Hüseyin Ulus ve Süleyman Özkaleli yönetimindeki Lise gecesi başarılı geçti. Yusuf Kayabaşı’nın halay ekibi çok büyük ilgi gördü. 23.11.1973: Kız Enstitüsü Müdürlüğü’ne tekrar tayin edilen Nurten Tarhan ile Lise’ye öğretmen olarak tekrar tayin edilen Fikret Tarhan göreve başladılar. 31:11.1975: Gündoğdu Ayhan Lise, Lütfi Demirtola F. Çakmak Ortaokulu, Hüseyin Geniş Ticaret Lisesi, Fuat Başdoğan Atatürk İlkokulu, İ. Sargın H. Gazi İlkokulu müdürlüklerine atandılar. 15.08.1976: Zile’de ilk defa Alparslan Ortaokulu’nda kız basketbol takımı kuruldu. Takım Öğretmen Mehmet Karakalkan tarafından çalıştırılmaktadır. 22.01.1977: Türkiye Kros birincilikleri 1. Kategori: Mehmet Karakalkan’ınantrenörlüğünde; Alparslan Ortaokulu küçük kızlarda üçüncü, ortaokul küçük erkeklerde birinci ve ortaokul yıldız kızlarda ikinci oldu. 21.12.1979: Resim Öğretmeni hemşerimiz Fikret Tarhan Zile tebrik kartı çıkardı. 03.01.1983: Öğretmenler Semra-Yusuf Meral’n beklenen eserleri “Her Yönüyle Zile” isimli kitabı çıktı. 10.07.1984: Hemşerimiz Mehmet Yardımcı 6 Temmuz günü saat 17.05’de Türkiye Radyoları ortak yayınında Zile ve Zileli halk ozanlarını anlattı. 25.07.1985: Türkülerin Hikayesi yarışmasını kazanan hemşerimiz Mehmet Yardımcı Zile ile ilgili 3. radyo konuşmasını yaptı. Yardımcı, Hey OnbeşliOnbeşli adlı türkünün, Onbeşlilerin (1315) Zile’den seferberliğe gidişlerinin hikayesini anlattı. 09.10.1986: Mehmet Karakalkan Lise Müdürlüğü’ne atandı. 02.09.1988: Zile’de gözlerini kaybeden mimar Tekin Kireçci’nin on parmağında on marifet. Türk halk müziği öğretmenliği yapan Kireçci bağlama, ud, cümbüş, gitar ve flütü ustalıkla çalıyor. 22.09.2004: Öğretmenlerin örnek davranışı: Zile Melikgazi İlköğretim Okulu’nda görevli öğretmenler okulun inşaat halindeki ek binasını yeni eğitim öğretim dönemine yetiştirmek için inşaatta çalışıyor. 2016: Hüseyin Ulus Hocamızın “Ne Yazdın” isimli anı kitabı yayınlandı. Zile ve Zile Lisesi’nin bir dönümüne ışık tutan doyumsuz bir anı-belgesel kitabı… Mehmet Yardımcı Hacamın, Semra-Yusuf Meral Hocalarımın kitapları, Zile kültürünün, eğitimini taçlandıran kitaplarıda kültür hazinemizdir. (Kaynak: Cumhuriyet Dönemi Zile isimli yayınlanmamış kitabımızdan) Yukarıda bir kısmının isimlerini verdiğimiz öğretmenlerimiz aynı zamanda Zile’nin, Zile kültürünün, Zile eğitiminin, Zile sporunun ve Zile müziğine emek verenlerin isimlerinden birkaçıdır.

  

   
   
ÇOCUKLUĞUMDAN BİR 23 NİSAN BAYRAMI

Okul çağına geldiğim için Anamın kararlı tutumu ile Şeyh Ahmet Tepesi’nin eteklerindeki Kepez’den Zile’ye taşındık…Kislik Mahallesi Partal Sokak’ta ev almış Dedem. Partal Sokağın çocukları ile arkadaşlık dahi kuramadan yeni açılan Atatürk İlkokulu’nda bulmuşum kendimi. “Mini mini birler” olduğumdan da haberim yok. Sınıf arkadaşlarımdan yaşça bir yaş büyük boyca da biraz daha uzun olmam sebebiyle olacak ki, (Ellerinden öptüğüm) Saadet KARTARI Hocam beni sınıf başkanı yaptı. Yaptı yaptı ama nasıl bir başkanlık yaptım? Bir-iki ay veya bir sömestri, hatırlamıyorum… Atatürk İlkokulu yeni yapılmış, İstiklâl, Necmimuammer, Sakarya ve diğer ilkokullardan naklen gelen öğrenciler ile bizim gibi iki sınıf mimi mini birlerden oluşan bir okul. Diğer okullar ne kadar yaramaz öğrenci varsa bizim okula göndermiş… Dördüncü ve Beşinci sınıflar, fizik olarak ortaokul öğrencileri gibiler. Bu öğrencilerle kim başa çıkabilir?  Tabi ki Okul müdür Asım Ozan… Müdürümüz Asım OZAN’ın mavi veya lacivert Wolkswagen halk deyimiyle kablumbağa arabası Amasya Caddesi’nden Boyuntarla’dan geçmeden sesi duyulduğunda çil yavrusu gibi sokakta görünmemeye çalışan biz öğrenciler… Nasıl korkmazsın da kaçmazsın. Asım Hoca aynı zamanda ünlü bir avcı… Öğretmenler Baba Rifat BAŞDOĞAN, Kardeşi sanatçı ruhlu Fuat BAŞDOĞAN, Bedriye IŞIK, Saadet KARTARI, Selahattin ERDEN ve 1963 yılından itbaren de Hatice HAZİNEDAROĞLu. Müstahdemimiz Kışla Mahallesi’nden Hüseyin Abi… Birinci sınıftamıydı..ikinci sınıftamıydı? Bilmiyorum. 23 Nisan Çocuk Bayramı yaklaştığını, Böngüldeğin suyunun çağlama sesleri arasında beşinci sınıftaki abilerimizin trampet çalışmalarından anlıyorduk. Dediler ki 23 Nisan için okul renk beğenmiş. O renk kumaş alınacak her öğrenci için dikilecek… İçimiz kıpır kıpır. Benim de o renk 23 Nisan elbisesinden olacak mı? Yokluk da var.. Ama alındı kumaşı, babam mı aldı? Öğretmen olan ve bize hep destek çıkan dayım Sait SUNA mı aldı? Kendimiz mi diktirdik yoksa okul mu diktirdi? Hatırlamıyorum… Amma hatırladığım o yılın 23 Nisan gününü iple çektiğim idi. Sabah zor oldu. Giydirdiler 23 Nisan elbisemi. Evden çıkıp Partal Sokak’tan geçip okula giderken utanıyorum., sıkılıyorum, duygular karmaşık… Öğretmenimiz Saadet KARTARI bizi sıra yaptı, Diğer sınıflar da sıra oldu. Beşinci sınıflardan oluşan trampet takımı önde, arkasında yavrukurtlar, onların arkasında mini mini birler yani bizler, Böngüldeğin suyundan atlayıp, Boyuntarla’yı, Amasya Caddesi’ni takip ederek Hükümet binasının önündeki bayram alanına geldik. Okulumuz yeni açıldığından trampet takımının önünde iri yarı bir öğrencinin tuttuğu bayrağımız, Zile Sanat Okulu ve Zile Ortaokulu’nun bayrağından bile büyük. Bayrağımızın büyüklüğü ile de ayrıca gurur duyardık. O zaman henüz Belediye Sarayı yok. Konuşmalar yapıldı, şiirler okundu, gösterileri seyrettik Neye göre belirlendiğini halâ bilmediğim bir okul sıralamasına göre resmi geçitten sonra okulumuza dönüşe başladık. O resmi geçidi sıradan bir geçit sanmayın. Lise Bando Takımı’nda iken anlamıştım. Resmi geçit dediğin, ilkokulların trampet ve yavrukurt takımları arasında; ortaokulların ve Lise ile Erkek Sanat Okulu’nun bando ve boru takımları arasındaki rekabet ve çekişme içiboy gösterilen bir törendir. Trampet-bando takım başkanları (Tandormajor idi herhalde) bütün hünerlerini gösterir, trampetlerin derileri patlatıncaya kadar vurulur, en yüksek nefesle borular öttürülürdü. Bayramlardan sonra komşumuz Dabak Eşref (ARSLANDÖL) Emmi’nin evi derisi patlamış trampetlerle dolardı. … O günden bugüne 55-56 sene geçmiş. Bu yaşa geldim, çocukluğumdan, ilkokul günlerimden hafızamda öne çıkan, o günkü duygularımdır. Cahit KÜLEBİ, çocukluğunda Zile’de babasının iki kitap getirdiği geceden bahsederken “Hayatımdaki o aydınlık geceyi unutamam” diyor. Ben de Büyük memleket Şairi’nin dediği gibi: O gece uyuyamayıp sabahı zor ettiğim, 23 Nisan’a özel dikilen elbisemi ve rengini unutmam mümkün müdür? Elbisenin rengi neydi diye soracağınızı düşünüyorum. MOR… Bugün ne zaman bir mor menekşe, sümbül, leylak veya mor renkli bir elbise görsem, bana öğrenciliğimin o aydınlık gününü hatırlatır… Hafızalarımızda kalan, bu duygular ile, o günkü harçlığımız, harçlığımızdan aldığımız horoz şekeri, macun, simit-çörek…Yok güneşte beklemişiz, yok acıkmışız, yok tuvaletimiz gelmiş, yok bilmem ne… bunların hiçbiri hatıralarımda, hafızamda yer almıyor. Şimdiki mini mini birler bizim 56 sene önce yaşadığımız, ileride büyüdüğünde, yaşı kemale erdiğinde anlatacağı bu duyguları yaşıyor mu? Bilmiyorum. Ancak bütün Zilelilerin önüne çıkmak, onların bakışları, alkışları destekleri, isminizi bağırması altında yürümek bambaşka bir duygudur. Yaşayan bilir.  

  

   
   
ZİLE KÜLTÜRÜNÜN YAŞAYAN EFSANESİ: MEHMET SEZEN AĞABEY

Zile’de bir markette kasiyersiniz, müşteri bir beyefendiye “Hoşgeldiniz” diyor, kartından ödemesini sağlıyorsunuz. Sabah fırından bir beyefendi sizden bir ekmek istiyor, hiçbir tepki vermeden ekmeği verip parayı alıyorsunuz… Kasaptan bağa götürmek için sipariş veriyor, “Nasıl olsun?” diyorsunuz… Velhasıl günlük hayatta Zileli bir beyefendi size de uğruyor… O’nu belki tanıyor, belki tanımıyorsunuzdur. Yine ismini biliyor veya bilmiyorsunuzdur… Ama Zileli biri olan bu beyefendiyi bizlerden farklı kılan nedir? Bilemezsiniz… İşte O Beyefendi, mütevazi kişiliği, alçakgönüllülüğü ile karşınızda duran, konuştuğunuz adam; Zile kültürünün yaşayan efsanesi Mehmet SEZEN Ağabey’dir! … Hep deriz, hepimiz deriz: Zile bir kültür şehridir… Amenna… Zile durup dururken mi bir kültür şehri oldu? Hayır… Asırların birikimi imbikten süzüle süzüle Zile’yi bir kültür şehri yaptı. Bunda Zile’nin yetiştirdiği evlatlarının büyük payı oldu… Çok geçmişe gitmeyeceğiz. Birkaç örnek verecek olursak, Zile kültürünün altın adamlarından Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU 23 yaşında, geleceğin büyük bir yazarı olduğunu Yeşilırmak Dergisi’ndeki yazılarından müjdeliyordu. Fikret TARHAN isimli genç bir öğretmen, Zile basınında, Zile kültüründe sahne aldığı zamanlarda henüz 27 yaşındaydı. Fikret Tarhan ile birlikte Zile kültürüne imza atmaya hazırlanan Mehmet SEZEN, Zile’nin elektrikle üretim yapması için çırpınırken henüz 25 yaşındaydı… 1960’lı yılların henüz başında Kaymakam Hüsmen ERDOĞAN zamanında su boruları geçirmek gerekçesiyle Kale’nin doğu yönündeki Anfitiyatro’nun sahne kısmını ortaya çıkarmak için cesaretini ortaya koyduğunda ise henüz 27 yaşındaydı. Ne yazık ki bu çaba şikayetle sonuçlanır, ortaya çıkarılan sahne kısmı kapattırılır. Aradan 57 sene geçtiği halde Zileliler olarak bu kazıyı yaptıramamış, gün yüzüne çıkaramamışız… Fikret TARHAN, Mehmet SEZEN gibi o gün isimsiz, ancak Zile kültürünü zirvelere taşımak isteyen arkadaşları 1960’lı yılların başlarında Zile Kültür Derneği ve yayın organı efsane “ÇAĞILTI” ile vitrine çıktılar. Çağıltı sancılı doğsa da, Ülke genelindeki 20-30 dergi arasına girmeyi başaran bir kültür-edebiyat dergisi olarak yerini aldı. Peşinden Turizm ve Tanıtma Derneği kültürde, sanatta, müzikte, her alandaki etkinlikleri ile 1960’lı yıllara Zile kültürünün altın yılları olarak damga vurdu. Bu ekibe Hocamız Hüseyin ULUS’un da katılımı ile temsiller, konserler, etkinlikler aldı başını gitti. Derken yine Zile’nin efsanelerinden Zile Lisesi Radyosu’nun faaliyete geçmesinde Rahmetli Müdür Cemal ÖZDEMİR ile Mehmet SEZEN Ağabey’in emekleri, alın terleri vardı. İlk kiraz seyrini organize eden ekip de  Zile’nin bu kültürüne gönül ve emek veren gönüllüleriydi. Düşünebiliyor musunuz? Karadini’de Kiraz Bayramı etkinliklerinde, güneş altında Mehmet SEZEN, Fikret TARHAN teyp bantları ile röportaj yapıyorlar, araba ile bu bantlar Lise binasına ulaştırılıyor, Hüseyin ULUS Hocamız canlı yayın olarak yayınlıyor…O günkü imkansızlıklarda bu başarıya efsane denmez de ne denir? Yine bugünlere kadar gelen 1968 yılı kiraz bayramı ve Zile görüntülerinin arkasındaki imza Mehmet SEZEN’dir. O günlerdeki bu üstün teknolojik başarı, bırakın değme ilçelere,illere  bile nasip olmamıştır. 12 Eylül öncesinin Zile’deki karanlık günlerini aydınlatan bir bayram tebrik kartı/kartpostalı, Fikret Tarhan Hocamın fırçasından çıkmıştır. Fikret TARHAN resim öğretmeni, aynı zamanda ressamdır. Mehmet SEZEN Ağabey’de resimde hayli iddialıdır. Resmin yanında belki de Zile’nin ilk ve son karikatüristidir. Çağıltı’da yayınlanan “İçerde Zileli-Dışarda Zileli” karikatürü de efsaneler arasında yer almıştır. Zile’de ilk yapılan balolarda yer alan orkestrada da Mehmet SEZEN Ağabey’i görüyoruz. Zile kültürüne yönelik bu büyük başarılara imza atan iki mütevazi arkadaşı o günlerde, o çok sevdikleri Dereboğazı’nın Bülbül Yuvası’nda arabanın teybinde Fikret TARHAN Hocanın kendi sesinden okuduğu şiirleri dinlerken; “Artık Zile’deyim yeşil vadilerimin olsa da hepsi çorak İstemem ormanını başkasının, bana yeter kirazımdaki tek yaprak” mısraları gelince Zile için yaptıkları fedakârlıklar, hizmetler, uykusuz geceler eminim ki  akıllarına gelmiştir. Mehmet SEZEN Ağabey’in bu kültür çalışmaları, Aralık 2011 tarihinde TRT Türk Televizyonunda “Yaşayan Bellek” belgeselinde yer alarak emekleri taçlanmıştır. Yıllardır Zile’de, evi ile Dereboğazı’ndaki bağında tabiat içinde, tabiatla başbaşa hayatını sürdürmektedir. Sizlere, Zile kültürüne damga vurmuş, ismini yazdırmış yaşayan bir büyüğümüzü tanıtmaya çalıştık bu satırlarda. Tam da anlatabildik sayılmaz. Yukarıda belirttiğimiz çalışmaları dikkate aldığımızda, Cumhuriyet Dönemi Zile ismi ile çıkaracağımız kitabımıza Mehmet SEZEN Ağabey’in özgeçmişini, Kültür mü? Müzik mi? Şiir mi? Resim mi? Karikatür mü? Yazar mı? hangi bölüme alacağımıza karar veremedik. Ancak hepsini de hak ediyor Mehmet Ağabey. Zira Zile’ye bir Mehmet SEZEN daha gelmeyecek… Zile kültürü sizlerle taçlandı, zirvelere çıktı, yerleriniz doldurulamadı… … Şahsım olarak 1991 yılında Zile ile ilgili araştırma çalışmalarına başlayan birisi olarak, Zile kültürüne hizmet etmiş pek çok büyüğümü tanıdım. Onlarla görüşmelerim oldu. Bazılarını tanıyordum. Fikret TARHAN Lise’de Hocamızdı. Bu büyüklerimizden Müftü Arif KILIÇ, Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU, Cahit ÖZTELLİ, Burhan Cahit BÜYÜKİSPİR, Rahmi DÖNMEZ, Ali KOÇÇOBAN, Hüseyin HOŞCAN, Ahmet Fikret TEKE, Gündüz BÖKE, Kemal TARHAN, Kemal TÜRKER, Tuğrul MUMCU, Fuat BAŞDOĞAN, Asım OZAN, İsmail OZUS, İlyas TEKKÖKOĞLU, Turgut YILDIRIM, İbrahim AKSOY, Muammer ŞENÇALAR, Ömer ALTINSOY, Hasan ŞENDOĞDU, M. Ufuk MİSTEPE aramızdan ayrıldılar. 1960’lı yıllarda ve sonralarında da Zile kültürüne hizmet edenlerden Mehmet SEZEN, Mümtaz Turgut TOBBAŞ, Hüseyin ULUS, Kazım KOCAMAN, Şükrü GÖKÇEK, Süleyman ÖZKALELİ, Mehmet YARDIMCI, Asım Turgut YEŞİLTAN, Faruk SANATÇI, Cahit KOÇÇOBAN, Hacı Mehmet DEMİRTOLA, Hulusi SEREZLİ, Ahmet KAĞIZMAN, Bekir AKSOY, Ahmet DİVRİKLİOĞLU, Kemal DOĞANAY, Yusuf MERAL, Semra MERAL, Tekin KİREÇCİ, Necmettin ERYILMAZ ve Mustafa AKSOY yazı, müzik ve çeşitli etkinliklerle Zile kültürüne katkıya devam ediyorlar. Mehmet Sezen Ağabeye sağlıklı nice yıllar diliyorum. Bu bağlamda, Zile kültürüne emek verenlerden; aramızdan ayrılanlara Allah’tan rahmet diler, yaşayanlara sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

  

   
   
Zile de 310 adet fidan dikildi

       İlçemizde  Kaymakamlık,  Orman İşletme  Şefliği, Zile Cumhuriyet   Başsavcılığı  Denetimli   Serbestlik  Müdürlüğü bünyesinde 310 adet fidan dikildi.        Yapılan etkinliğe birçok kamu kurumu personeli, denetimli    serbestlik    hükümlüleri    ve  gönüllüler katıldı.        ‘Geleceğe   Nefes,    Dünyaya     Nefes’     Projesi Kapsamında,    Emirören   Köyü   civarında   Hacı  Mehmetpınarı   mevkisinde  bulunan   Adalet   Ormanı  alanına  310  adet  fidan dikildi.   Zile   Cumhuriyet   Başsavcılığı   Denetimli  Serbestlik    Müdürlüğü    ve   Tokat   Orman   İşletme  Müdürlüğü  işbirliği     ile      gerçekleştirilen     etkinliğe,    Zile Kaymakamı  Mehmet   Ali  Akyüz,    Zile    Belediye Başkanı Şükrü Sargın, Zile Cumhuriyet Başsavcısı Abdullah     Amanvermez,     Denetimli    Serbestlik Müdür Vekili Orhan  Şimşek,  Denetimli  Serbestlik Müdürlüğü   çalışanları,    denetimli    serbestlikten yararlanan hükümlüler ve ilçe protokolü katıldı.        Fidan    dikme    etkinliğinde      konuşan    Zile Cumhuriyet  Başsavcısı   Abdullah   Amanvermez, "Gelecek nesillerimize  rahat  nefes  alabilecekleri sağlıklı bir ortam bırakmak ve hükümlülerin çevre duyarlılığını    arttırmak    amacıyla    bu    etkinliği düzenledik.  Etkinlikte  310  fidanı  toprakla buluşturduk" dedi. 

  

   
   
ATAMIZI SAYGIYLA ANDIK

       Cumhuriyetimizin   kurucusu Ulu  Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü  aramızdan ayrılışının 82. yılında saygıyla ve özlemle andık.        Zile Fen Lisesi’nin hazırlamış olduğu program dahilinde; ilçemiz 15 temmuz demokrasi meydanında saat  08.45’de  Kaymakamlık Makamı çelengi ilçemiz  Kaymakamı  Mehmet Ali  Akyüz,  Belediye  Başkanlığı  çelengi  Zile Belediye Başkanı Şükrü  Sargın tarafından Atatürk Anıtı’na sunuldu.        Saat 09.05’de sirenlerin  çalmasıyla saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı eşliğinde  Şanlı  Bayrağımız yarıya indirildi.        Günün  anlam ve  önemini  belirten konuşma  Zile Fen  Lisesi  edebiyat öğretmeni   Mustafa  Soyuer  tarafından yapıldı.  Soyuer  yaptığı konuşmasında;  “Bugün  burada, “Benim  naçiz  vücudum elbet bir gün toprak  olacaktır  fakat  Türkiye  Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır”  diyen  Ulu  Önder  Atatürk’ün  aramızdan  ayrılışının 82.  yıldönümü  münasebetiyle  toplanmış bulunmaktayız.        Atatürk’ün   57  yıllık  hayatını,  mücadelesini,  milletimize kazandırdıklarını   yahut    kazandırmak    istediklerini    doğru okumak bakımından 10 Kasımların önemi büyüktür.        Hayatının en son anına kadar  ülkesine  hizmet  etmiş büyük   devlet  adamı  Mustafa  Kemal,  ileriyi  gören  bir  liderdi. Mondros   Ateşkes    Antlaşması’ndan   sonra   ortaya    çıkan tehlikeli durumu ilk o  görüp  milletinin  dikkatini çekti.  Erzurum Kongresi’nde “Vatanın  bölünmez  bir  bütün  olduğunu” tüm dünyaya   ilan  etti.  Sakarya  Savaşı  sırasında  söylediği: “Vatanın  her  karış  toprağı  vatandaş  kanıyla   sulanmadıkça terk olunamaz.” Sözü ve ayrıca  “Yurt toprağı!  Sana  her  şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Sana canımız feda.” Sözü onun vatan sevgisinin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.        O, milletine hep güvendi ve inandı. Tarihte  büyük devletler kuran, tarihe  yön  veren,  tarihi  okumaktan  çok  yazmayı seven ve yüksek bir medeniyet seviyesine sahip olmuş Türk Milleti’nin büyüklüğüne inanmış ve  Türklüğü ile  gurur  duymuştur. Atatürk kahraman Türk ulusunun, çağdaş dünya içinde yer alacağına olan inancını her daim korumuştur.        Bu  vesileyle,   ölümünün   yıl    dönümünde   Ulu   Önder Atatürk’ü ve bu vatan için canlarını feda etmiş  aziz  şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum. Ruhları şad olsun” dedi. Öğrenciler tarafından şiirlerin okunması ile Program sona erdi.         Programa   İlçemiz  Kaymakamı  Mehmet  Ali  Akyüz,  Zile Belediye Başkanı Şükrü Sargın,  Zile  Cumhuriyet  Başsavcısı Abdullah    Amanvermez,   İlçe  Jandarma   Komutanı   J.Bnb. Erhan Aslan, İlçe Emniyet Müdürü Erden Uzun, daire amirleri, sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.   

  

   
   
Vali Dr. Ozan Balcı nın 10 Kasım Mesajı

İstiklal Savaşımızın Önderi Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Komutan ve Devlet Adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ebediyete intikalinin 82. yıl dönümünde sonsuz minnet, şükran ve rahmetle anıyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, aziz Türk Milletinin bağrından çıkmış, milleti için, milleti ile birlikte başlattığı bağımsızlık mücadelesinde, cephede kahramanca mücadele eden bir büyük komutan, Türk insanına milli ruh ve benliği aşılayarak yeniden ayağa kalkmasını sağlayan ve Türk Milletinin tüm insanlığın karşısında saygın bir millet olduğunu ispatlayan bir liderdir. Mustafa Kemal Atatürk, vatanına ve milletine çok yüce duygularla bağlı, vatan müdafaasını her şeyin üzerinde tutan, maddi ve manevi tüm varlığını çok sevdiği milletine adamış bir devlet adamı ve komutandır. Onun en büyük emeli Türk milletinin medeni ve refah seviyesi yüksek bir millet olarak varlığını sürdürmesi idi.  Bugün bizlere düşen görev, geleceğe güvenle bakabilmek için milletçe birlik ve beraberlik içerisinde daha çok çalışmak ve geçmişimizden güç alarak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği muasır medeniyet hedefine ulaşmaktır. Atatürk'ün emaneti olan Cumhuriyetimizi, ilelebet korumak ve yaşatmak hepimizin görevidir. Bu duygu ve düşüncelerle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuGazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, istiklal mücadelemizin tüm kahramanlarını bir kez daha saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.

  

   
   
ZİLE DE CUMHURİYET COŞKUSU

İlçemizde Cumhuriyet Bayramı kutlamaları 28 Ekim Cumartesi günü Zile Kalesi’nden saat 13.00’da  top atışı ile başladı.        15 Temmuz Demokrasi Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na Kaymakamlık çelengi İlçemiz Kaymakamı Mehmet Ali Akyüz, Belediye Başkanlığı çelengi Zile Belediye Başkanı Şükrü Sargın tarafından sunuldu. Saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşımız okundu.        29 Ekim Perşembe günü saat 10:00’da Kaymakam Mehmet Ali Akyüz 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda tebrikleri kabul etti. Buradaki törende Saygı duruşu ve İstiklal Marşımız eşliğinde Şanlı Bayrağımız göndere çekildi. İlçemiz Kaymakamı Mehmet Ali Akyüz günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yaptı.        Akyüz konuşmasında “Cumhuriyetimiz; 29 Ekim 1923 tarihinde  bundan  97  yıl  önce bugün;  “Hakimiyet  kayıtsız şartsız  milletindir.  Türkiye Devletinin  hükümet  şekli Cumhuriyettir.” İfadeleriyle ilan edilmiştir.        O günden bu güne  “Cumhuriyetimiz”  aziz  milletimizin tabiatına ve  geleneklerine  en uygun, çağdaş bir yönetim şekli olmuştur. İnanıyorum ki  aziz milletimizin her bir ferdi, milletimizin küllerinden yeniden doğduğu bu özel günü büyük bir coşku ile  idrak  etmekte, en samimi duygularla kutlamaktadır.        Tarih açık  bir  şekilde  göstermiştir ki,  büyük  Türk milletinin bekasının ve çağdaş dünyada  hak  ettiği yeri almasının   yegâne  biçimi  Cumhuriyettir.  Yaşadığımız sıkıntılı   günlerden  sonra  kanla,  irfanla  kurduğumuz Cumhuriyet sayesindedir ki, bugün haklı  olarak  büyük bir millet ve devlet olmanın gururunu yaşıyoruz.        Türk insanı, Cumhuriyet sayesinde Devletin  tek ve gerçek sahibi olduğunun, hakimiyetin kayıtsız ve şartsız milletin olduğunun  bilincindedir.  Milletimizin  kazanım- ları ırk, dil, din, inanç, cinsiyet farkı  gözetmeksizin  her Türk vatandaşının ortak varlığıdır.        Yaşadığımız bu kritik coğrafyada ortak  tarih,  ortak kader ve amaç  birliği  ile  vatandaşlık  kimliği  ilkelerine dayanan  temeller  üzerinde  yükselen  Cumhuriyetimiz sayesinde, bu topraklar üzerinde yaşayanlar, tasada ve kıvançta bir ve bütün olmuştur.        Bugün geldiğimiz noktadan daha aydınlık yarınlara ancak   Cumhuriyetle   varabileceğinin   bilincinde  olan Büyük   Türk  Milleti  Cumhuriyet   rejimiyle  kıvançlıdır. Demokratik,   laik,  çağdaş  sosyal  hukuk  devleti  olan Cumhuriyetimizin  bizleri  ulaştırdığı   nokta,   hepimize heyecan  ve  ümit  vermekte,  birlik  ve   beraberliğimizi pekiştirmekte, milletçe daha  iri  ve  diri  olma  azmimizi yenilemektedir.        Bu duygu ve düşüncelerle, başta; Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder  Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun kahraman   silah  arkadaşları  olmak  üzere,  şanlı tarihimizin ölümsüz  sembolleri  olan  aziz  şehitlerimizi, kahraman  gazilerimizi bir kez daha rahmet,  minnet  ve şükran duygularıyla anıyorum. Büyük Türk Milletinin  ve siz    değerli   hemşerilerimin   Cumhuriyet    Bayramı’nı tekrar kutluyor; nice  güzel  bayramlarda  birlikte  olmak dileğiyle sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum” dedi.          Cumhuriyetimizin    97.  Yılı  kutlama     programına İlçemiz Kaymakamı Mehmet Ali Akyüz, Belediye Başkanı Şükrü    Sargın,  Zile  Cumhuriyet  Başsavcısı  Abdullah Amanvermez,  İlçe  Jandarma  Komutanı  J.Bnb. Erhan Aslan, İlçe Emniyet Müdürü Erden Uzun, İlçe Milli Eğitim Müdürü Bayram Polattimur, siyasi parti  ve  sivil  toplum kuruluş temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.

  

   
   
AHİLİĞİN ANADOLU VE ZİLE DE UYGULANAN BİR RİTÜELİ ESNAF DUASI GELENEĞİ

Ahilik, sanat, ticaret ve mesleğin iyi ahlâk, olgun kişilik ve doğrulukla yoğrulmuş karışımıdır.  Cömert, eli açık, alicenab gibi anlamlara gelip ideal insan tipi için kullanılan  Akı sözcüğünün yumuşaması ile oluşmuş Türkçe bir sözcüktür.             Ahilik Türklere özgü olup Anadolu Selçukluları zamanında kurulmuş, Türk fütuvvet yani yardımlaşma, yiğitçe davranma, cömert ve erdemli olma hareketi diyebileceğimiz kuruluşun adıdır. Selçuklu sultanları Anadolu’da yeni bir bölge fethettikleri zaman ilk iş olarak oralarda cami, medrese ve zaviye inşa ederlerken ticaret ve sanat erbabını da yerleştirmişlerdir. Ahiler ve Babailer, Türklerin Anadolu’ya girmelerinden itibaren başlayan, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinin de manevi mimarları olmuşlardır. Osmanlı’nın kuruluşunda Ahiler çok önemli rol oynamışlardır. Ertuğrul Bey, Ahilerin yardımıyla Söğüt’e yerleştirilmiş, Ahi akıncı beylerini ve komutanlarını kendisine yoldaş edinmiştir. Ahilerin gücünden ve etkisinden yararlanmak için Ertuğrul Bey’in, Şeyh Edebali’nin kızını oğlu Osman Bey’e aldığı bilinmektedir. Ahileri yoldaş etme geleneğinin kendisinden sonra gelen padişahlarca da sürdürüldüğü görülmektedir. Beylikler döneminde Ahi kuruluşları hemen hemen her kent ve kasabada Selçuklulara karşı Osmanlıları desteklemişlerdir. Osmanlı Beyliği ise özellikle bu etkin gücün desteğini sağlayabildiği için kısa zamanda gelişip Anadolu’da üstünlüğü ele geçirmiştir. Orhan Bey zamanında da vezirler Ahilerden seçilmiştir. Murat Hüdavendigâr da Ahiler elinden kuşak kuşanmış bir Ahi şeyhidir. Hacı Bektaş Dergâhı meydan evinin kapısı üzerindeki yazıt  I.Murat’ın  fiilen Ahiliğe katıldığının belgesidir.             Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli‘nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir.  Ahi diye anılan kişi, kesin olarak bir sanat, ticaret ya da meslek sahibidir. O, bununla birlikte olgun, ahlâklı, merhametli, iyiliksever ve davranışları ile güven veren bir kişiliğe sahiptir. Aile ve meslek eğitimi, din duygusu, Tanrı korkusu ahileri işlerinde üstün kılar. Sanatkârlar  pirine sevgi ve saygısını belirten:                           Lâfla dükkân açılmaz, boş yere etme telaş                         Selmân-ı Pâk da gelse parasız olmaz tıraş                         *                         Burada doğruluk vardır haksızlıktan kaçılır                         Bir yudum su dahi helâlinden içilir                         *                         Bir gelen bir daha gelsin demesin ki bî vefâ                         Sahibine kıl şefaat ya Muhammet Mustafa biçiminde özgün söyleyişleri çerçeveleyip dükkânlarına asarlardı. Aynı mesleği yapanlar kendi aralarında dayanışırlar ve meslekte eski olan ustalık  bakımından üstün olan kimseler o iş için teşkil edilen loncanın başında olurdu. Eğer loncaya bağlı olan kişi bir hile yapıp mesleğe leke düşürecek bir hata yaparsa loncanın başındaki kişi 'pir çivisi' adı verilen çiviyle gidip o kişinin dükkanın kapısını çiviliyerek kapatırdı.  Mesleğe ihanet eden hile yapmaya devam eden kişilerin o mesleğin piri tarafından cezalandırılandırılırdı.             İnsanoğlu varoluşundan bu yana ilahi bir gücün varlığına inanmıştır. Bütün araştırma ve incelemeler bu yöndedir. İnsanoğlu inandığı bu ilahi güce karşı saygılı davranmış, bu ilahi güçten yardım dilemiş ve şükranlarını sunmuştur. Bunları oluşturduğu çeşitli ritüellerle gerçekleştirmiştir. Bunlardan biri de tüm dinlerde bulunan dua adı verilen ritüeldir. Ahilikte, her meslek erbabı peygamberlerden ya da ermiş kişilerden, evliyalardan birisine mesleki olarak bağlılık hisedilir, sabahleyin işine başlarken meslek pirine dua edilir,  zor durumlarda pirden yardım istenirdi. Meslek  pirlerinin bazıları şunlardır: Tüccarların piri  : Hz. Muhammed Leblebicilerin Piri          : İmam Gazali Berberlerin piri  : Selman-ı Farisi Çiftçilerin Piri                : Hz. Adem Debbağların piri            : Ahi Evran       Hallaçların piri   : Hz. Şit Marangozların piri         : Hz Nuh Terzilerin piri                 : Hz.İdris Saatçilerin piri   : Hz. Yusuf Ekmekçilerin Piri           : Hz. Zülküf Az sayıda kalan leblebici esnafı Zile'de Ahilik geleneğini babadan oğula kalan bir miras gibi bilinçle sürdürmekte; dürüstlük ve dayanışmaya da­yanan geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kalmak­tadırlar. Leblebiciliğin pîri imam Gazâli'dir. Yöre halkının inancına göre; "İmam Gazali ateş üzerinde nohutu yemek için kavururken du­mandan gözü yaşarır ve ateşteki (saç üze­rindeki) nohutun üzerine yaş damlar. Islanan sıcak nohut kabuk atıp sarı leblebi ortaya çıkar." Bu olay sonucu leblebicilik başlamış­tır. Zile'de leblebici esnafına çerezci denir. Ahiliğin anadolu ve zile’de  uygulanan bir ritüeli olan esnaf duası  geleneğinin 1992 yılında  Zile Belediye Başkanlığı yapan sayın Şükrü Serimer’in başlattığını bildiğimden Şükrü Serimer’i arayarak;  Şanlıurfa’da, Bolu merkez ve Mudurnu ilçesinde, Malatya’da, Çorum'da, Kahramanmaraş'ta, Konya’da, ve İstanbul’un bazı ilçeleri ile Kapalı Çarşı’nın Zenneciler, Feraseciler, Fesçiler ve Yağcılar caddesinin kesiştiği yerdeki Dua Meydanı ile Mısır Çarşısını oluşturan iki sokağın birleştiği yerdeki Dua Meydanı’nda uygulandığını bildiğimiz Esnaf Duası geleneğinin Zile’de başlattığınız uygulamasının bir öyküsü var mıdır, yoksa yıllardır uygulanan bir yerden görerek mi uyguladınız diye sorduğumda verdiği yanıt: “Sizin de bildiğiniz gibi benim babam, ‘Bereber Cemal’ namı ile anılan Zile’nin eski bir berberi idi. Ben 6-7 yaşlarında iken yaz tatillerinde çırak gibi beni dükkânına götürürdü. Evimizle dükkan arasında  Yeni Hamam Mahallesi Fenerci Sokak'taki Dutlupınar Camii yanında Ahi Evran türbesi vardır. Babam, her gün bu türbenin yanından geçerken durur,dua okur ve öyle geçerdi. Dükkanı açarken de berberlerin piri Salman-ı Faris’i anarak dua okur öyle işine başlardı. Ben, Zile Belediye Başkanı olunca babamın işe başlarken okuduğu dua benzeri genel bir esnaf duası olması gereğine inanarak bazı hocalarla da görüşerek Türkçe bir bereket duası anlamında biri sabah, diğeri de akşam iş yerleri kapanırken okunması için iki metin hazırladım. Bu metinleri Cuma ve Salı günleri belediye hoperlöründen bir cami hocasına okutmaya başlattım.” biçimindedir. Esnaf duası, Anadolu’nun bazı kentlerinde yüzyıllardır süre gelen bir gelenektir. genel olarak uygulamada, Cuma günleri salâ verildikten hemen sonra yapılır. Esnaf duasına esnaflar dükkanlarının önüne ayakta hocanın duasına amin demekle birlikte katılmış olurlar. Dua sonrası gönlünden kopan, ölülerinin ruhuna dua okunmasını isteyen varsa “hayır” adı altında sembol olarak ekmek, lokum gibi elde yenebilecek yiyecekler dağıtılır ve yiyenler/alanlar onlar için de dua ederler.  Zile’de de 1992’den beri gelenek haline gelen, Cuma ve Salı günleri sabah ve akşam görevli bir din adamı tarafından okunan esnaf duasını Zile’den, değerli dostum Ahmet Divriklioğlu,  duayı okuyan din adamından temin ettiği biçimiyle şu şekildedir. sabah okunan dua:     ·         Yüce Allh’ın selamı, rahmeti, bereketi adı güzel Muhammed Mustafa onun aline ashabına temiz ehlibeytine inananlara ve bütün milletimize olsun. ·         İlahi yarabbi alan sensin veren sensin, dilediğine hesapsız rızık verirsin  rızkımızı Artır, kazancımızı bereketlendir yarabbi. ·         Dua bizden bereket senden yarabbi. ·         Dualarımızın kabul olması için ·         Cümle ölmüşlerimizin ruhları için ·         Ticarethanelerimizin ve pazarımızın hayırlı, uğurlu ve bereketli olması için ·         Allah rızası için El Fatiha.           akşam okunan dua:   ·         Yüce Allahın selamı, rahmeti, bereketi adı güzel Muhammed Mustafa’ya  onun âline ashabına, temiz Ehlibeytine inananlara ve bütün milletimize olsun. ·         İlahi yarabbi bizlere kazasız belasız alış veriş yapmayı nasip ettiğin için sana sonsuz şükürler olsun yarabbi. ·         Doymayan gözden, kabul olmayan duadan, faydasız maldan, haksız kazançtan, azdıran zenginlikten, isyan ettiren fakirlikten sana sığınırız yarabbi. ·         Devletimizi, kudretli milletimizi kuvvetli eyle yarabbi. ·         Güzel Zile’mizi, cennet vatanımızı, alemi islamı her türlü kazadan beladan muhafaza eyle yarabbi. ·         Dualarımızın kabul olması için ·         Cümle ölmüşlerimizin ruhları için ·         Bütün şehitlerimizin ve gazilerimizin geçmişlerinin ruhları için ·         Aziz milletimizin sıhhat ve selameti için ·         Allah rızası için   El Fatiha   Zile’de evliya kültü çok önemlidir. İlçe bazında en fazla evliyanın Zile’de olduğu görüşü yaygındır. Seyit Derviş’in sadece Yatırlar Destanı adlı bir şiirinde 16 evliyanın adının geçmesi bu çokluğun işaretidir. YATIRLAR DESTANI Niçin beğenmezsin şehri Zile’yi Şeyh Ethem Çelebi bunda yatmaz mı Velilerin hocasının ulusu Koca Kayser Sultan bunda yatmaz mı   Geçindi dünyada uryan ile aç Bir ahede göstermedi ihtiyaç Dertlilere derman eyleyen ilaç Şeyh Karun Baba bunda yatmaz mı   Rıyazetle geçirirdi eyyamı Gece kaim gündüz siyam müdamı Evliyalar pirinin de imamı İmam Melüküddin bunda yatmaz mı   Dünyaya bakuben alurdu ibret Haktan da kaçuben derdi ehalvet Ederdi dünyada aza kanaat Çoşkun Dede Sultan bunda yatmaz mı   Anı aziz kıldı dünyada Rahman Gezerdi dünyada daima hayran Ana munis idi vuhuş ve tayran Ahievran Sultan da bunda yatmaz mı   Anda tekmildi ilimle irfan Hüdâ kıldı ana lütfundan ihsan Dertlilerin derdine veren derman Şeyh Helvalı Dede bunda yatmaz mı   Asilzade icazet kadimi Halveti tarikinin hadimi Hızır İlyas değil miydi nedimi Pürlü Dede Sultan bunda yatmaz mı   Zehir batın ilimleri okuyan Mürşidi kamilin eteğin tutan Kutbulektab ile kalkıp oturan Şeyh Muharrem Dede bunda yatmaz mı   Eyleyen nefsiyle şeytanı zebun Olmuş asrında kâmili fünun Sahrayı Hıdırlık da olur medfun Ahmet Dede Sultan bunda yatmaz mı Evliyalar zümresinin ulusu Kırkların hem yedilerin reisi Zilede Dede Kargın Halifesi Şeyh İsmail Dede bunda yatmaz mı   Padişah zadedir hem Horasani Hüdâ ihsan etmiş ilmi irfanı Evliyalar zümresinin sultanı Şeyh Nusrettin Sultan bunda yatmaz mı   Ruzu şeb ederdi Hakk’a niyazı Yanımda bir idi dağ ile yazı Veliler zümresinde dahi gazi Hüseyin Gazi de bunda yatmaz mı   Yoğidi ana asrında hiç akran Anı aziz kıldı o gani yezdan Nefsi emmreye basan pehlivan Ahi Baba Sultan bunda yatmaz mı   Seyyah idi şarkı ile mağrıbi Elinden gitmezdi Hakk ın kitabı Evliyalar zümresinin mahbubu Şeyh Ahmet Dede de bunda yatmaz mı   Misli gelmemiştir anın asrında Gece gündüz Hakkın zikri dilinde Şehrin ulu bekçisi üst yanında Arslan Dede Sultan bunda yatmaz mı   Dini islam için gaza edenler Ruzu şeb durmayıp cevlan edenler Kâfir elinde hep helak olanlar Şehid-i şüheda bunda yatmaz mı   Seyid Derviş bütün kendin bilmişler Her birisi birlikte de gelmişler Mezaristanımda medfun olmuşlar Dervişi dervişen bunda yatmaz mı   Yine, Evliya Çelebi’nin,  Ahmed Yesevî’nin halifelerinden ve onun tarikatına mensup dergâhlardan ve buralardaki yesevî dervişlerden bahsetmesi dikkate değerdir. Çoğu Türkistan’dan Anadoluya gelen, şeyhler, dervişler ve evliya mertebesinde görülen erenler, Türk halkınca saygıyla karşılanmış, Anadolu halkı mistikliği nedeniyle eski inanışlar ve milli duygularla uzlaştırıcı bu ruhi akımı benimsemiş,  bu erenleri eski şamanlara benzeterek baş tacı etmişlerdir. Ahievran,  Aslan Dede, Davunlu Dede, Arap Dede,  Çeltek Baba,  Şeyh Ahmet Dede  vb. bu erenlerdendir. Seyahat-nâme’deki Zile inanç kültürü ile ilgili:“Sahra-yı Zile’de menzil-i tekye-i Şeyh Nusret: Hacı Bektaş ile Horasan’dan gelmiş ceddimiz Hâce Ahmed-i Yesevî halîfelerinden Horasan erenleridir.” deyişi büyük önem arz etmektedir. Dileğimiz, Anadolu’nun çeşitli kentlerinde Esnaf Duası, Ahilik Duası gibi benzer adlarla uygulanan bu güzel gelenekte okunan metinlerin ilgili makamlarca diğer kenttekilerle birlikte incelenip ortak bir görüşle ahilik geleneklerine uygun yeni bir metin hazırlanması ve uygulanmasıdır.  

  

   
   
ZİLE DE SİYEZ BUĞDAYI HASADI YAPILDI

Çayır köyüne ekilen Muğla Siyez buğdayı hasadı biçerdöverle değil patozla yapıldı.               İlçemize bağlı Çayır  köyünde çiftçilik yapan Ahmet Özçelik, Zile'de  çoğaltmayı  amaçladığı, 7 bin yıllık ata mirası olan Muğla Siyez buğdayını ilçemize getirerek köyünde  bulunan tarlasına ektiğini ve ilk hasadını gerçekleştirdiğini belirtti.              Tarlasına ektiği  bir  ölçek  buğdaydan  30 ölçek buğday hasat ettiğini belirten   Ahmet Özçelik, "Bu buğday  türü  Anadolu'da bilinen  en  eskitarihe sahip 7 bin yıllık ata  mirası.  Bu buğday türünü çoğaltmak ve  Zile'de  yaygınlaşmasını sağlamak maksadıyla   köyümüz  Çayır'da 1 ölçek ektim, 30  ölçek  buğday  aldım. Şu anda  ata mirası bu buğdayın  ununun kilogramı  35 tl'ye  piyasada satılmaktadır. Şeker oranı sıfır, doğal  organik yetiştirdiğim  buğday.   Bundan  yapılan  ekmek  küf bağlamıyor. Bu buğdayın 1 başağında 98 adet tane  oluyor, verimine göre 120 adete kadar  çıkıyor. Aynı başak  üzerinde  3  ila  4  başakta  olabiliyor.  Yöremiz tabiriyle 1 uruplağıya,  30  uruplağı  buğday veriyor. Gübre, su, ilaç yok tamamen organik  olan bu buğday, buğdayın atası  olarak nitelendiriliyor. Bu sene 30 uruplağı  buğday  hasat  ettim.  Bu 30  uruplağı  buğdayı  tekrar  ekip  çoğaltmayı amaçlıyorum.  Yeterli  miktar  çoğalttıktan  sonra, bulgur yapımında kullanacağım. İsteyene ilçemizde  yaygınlaşması   için   tohum  olarakta  satışını  yapacağım.              Ayrıca kılçıklı buğday  olduğu  için  yaban domuzları zarar  veremiyor.  Bu  buğdayın  olgun- laşması   diğer   buğdaylardan   geç   olduğu  için hasadını   biçerdöverle    değil,    patozla  yaptık."  Dedi.  

  

 
  Cami-i Kebir Mah.
 Latif Topçu Sok.No:3/A
 Zile/Tokat
 
  Tel/Fax : 0356 317 9766
 E-posta : ozhabergazetesi@hotmail.com
 bilgi@gazeteozhaber.com
Ziyaretçi Sayısı
951349
Web Tasarım Vur@l Yazılım