İLK EMİR; OKU….

 

2024-2025 öğretim yılının 2.yarısı başlarken her kim “okuma” üzerine bir söz söylese, bir konuşma yapsa veya bir yazı yazsa mutlaka ama mutlaka Allah’ın ilk emri “oku”dur diye ya söze başlar, ya da sözünü tamamlar.

            Hiçbir itiraz yok! Vahyin ilk sözü Oku! ’dur. Daha hiçbir emir gelmemişken ilk gelen bu “oku” emrinin anlamını, mesajını ne yazık ki anlayamadık, anlatamadık.

            Oku emrinin uygulanması sürecinde ilk akla gelen okuma-yazma bilmeyen insan kalmamasıdır. Gelin görün ki bu topraklar üzerinde hala okuma-yazma bilmeyen vatandaşlarımızın olduğu istatistiklerde gösterilmektedir. Bu sonucun Harf İnkılabıyla bir ilgisi yoktur zira önceki dönemlerde de bu oran %10’ların altındaydı. Kadınlarda daha da düşüktü.

            Neden okumayan bir toplumuz diye soralım?

            İllaki çok farklı cevaplar verilecektir. Bu verilen cevapları birleştirip maddeleştirirsek:

            1) İnsan; önce ihtiyacına cevap verenleri okumak, öğrenmek ister. İhtiyaç duyulmayan bir yayımı okutmaya kalkışmak zorlamadır, dayatmadır, baskıdır.

            Anlamaksızın okutulan yayımlar sadece yüzünden okumadır. Yüzünden okuma anlamadan okumadır, kalıcı olmayan, içselleştirilmeyen okumadır. Öğretmenler zaman zaman okuma ödevi verir, kitabı öğrenci değil kendisi seçer, “şu kitabı oku, özetini çıkar” der. Bu öğrenci için yüzünden okumadır. Çocuğun ihtiyacına cevap vermez, zorlama okumadır. Ha hiç anlamadığı İngilizce bir metni okumuş, ha istemediği bir kitabı okumuş hiç fark etmez. Yarar yerine nefret getirir.

            2) İnsan; okuduğu bir yayımın merak uyandırmasını, heyecan yaratmasını, ilgisini çekmesini ister. B-İ-L-G-İ kelimesi 5 harflidir, 4 harfi İ-L-G-İ’dir. Bu ilişkilendirmeyle diyebiliriz ki “bilginin 4/5’i yani %80’ni ilgidir”.  Sinema salonunda aynı filmi izleyenlerin bazıların kahkaha attığı, bazılarının ağladığı görülür iken bazılarının da horul horul uyuduğu görülür. Demek ki, aynı ortamda aynı filmi ilgisini çeken izliyor, çekmeyen ise uyuyor.

            Veciz bir anlatımla ifade edecek olursak;

            “İHTİYACA CEVAP, İLGİYE HİTAP” olursa kalıcı, anlamlı okuma olur. Okunan şey ihtiyaca cevap vermiyor, ilgiye hitap etmiyorsa okumadan bıkma, soğuma olur.

            Biyolojik ihtiyaçlar (yeme, içme, uyku gibi) giderildikçe ihtiyaç açısı kapanırken, öğrenme ihtiyacı karşılandıkça bu açı genişler, karşılandıkça karşılanmak ister. O halde tek çare okumayı ihtiyaç hissetme haline getirebilmektir.

            Çok eleştirdiğimiz 68 Kuşağı’nın hangi kesimden olursa olsun tek ve öncelikli vazgeçilmezi okumaktı. Fikir tartışmaları öyle ki kahvelere dahi taşınırdı. Sağcısı da, solcusu da kitapları dipnotlarına kadar okurdu. Hele koltuğunun altında gazete/kitap taşımak bir farklılıktı. Bu kişilere gıpta edilirdi. Emeklileri parkta gazete okurken görmek ayrı bir özenmeydi.

            Çok bilgili kişilere; ayaklı kütüphane, kûtüp, derya denirdi. Gazetelere abone olunarak kitaplar, ciltlerle ansiklopediler alınırdı. Bazı evlerin ya bir odası kütüphaneydi, ya da duvardan duvara raflarda kitaplar diziliydi, bunlar yoksa küçük bir kitaplık dolabı bulunurdu. Şu anda büyük çoğunlukla evlerden kütüphaneler kaldırıldı, kitap rafları söküldü, kitaplık dolabı kaldırıldı, kitaplar ya hurdacıya/kağıtçıya satıldı, ya yakıldı, yada “evden gitsin de” denilerek bir yerlere verildi.

            Kütüphaneler; öğrenci etüt merkezlerine dönüştü. Öğrenciler ya ödev yapmak için ya da buluşmak için buralara gidiyor. Sivil vatandaşlar kütüphanelere uğramaz oldu. On binlerce kitap kütüphanelerde dokunulmak için bekliyor. Hiç yüzü açılmayan kitapların olduğundan eminim.

            İki zor soru;

            1-En son kütüphaneye ne zaman gittiniz?

            2-Zilemizde kütüphane nerede?

            Verilecek cevapları tahmin ediyorum:

            Bilgiye ulaşmak artık zor değil, bir tuşla elimizin altında, internet çıkalı yemeğin nasıl yapılacağını bile öğreniyorum. “Google Amca!” en yakın dostum, kitap-dergi-gazete almaya da okumaya da ihtiyaç duy-mu-yo-rum. Bu cevaplar elbette doğru ama nitelikli okuma ve öğrenme için doğru ve yeterli mi?

            Bu farkı ortaya koyacak olan başta aileler, okullar, resmi kurumlar ve kuruluşlardır. Öncelikle kütüphanelerin dışa dönük yüzleri daha görünür olmalıdır.

            Madem ki ilk emir “Oku” dur, gerçek, resmi ve tüzel kişilerin kendisine sorması gerekir;

            OKU! EMRİNE NE KADAR UYDUK? NE YAPTIK? NE YAPACAĞIZ?

            (İleride değineceğimiz üzere Eşekli Kütüphaneci’nin gösterdiği gayretin çeyreğini gösterebilirsek ne mutlu!)