Gezici Kütüphane Servisi !!! EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ…

 
İsmail ÇELEBİ E.MEB Müfettişi

Kitap severler, kütüphaneciler, okuma meraklıları “Eşekli Kütüphaneci” der demez Ürgüp doğumlu Mustafa GÜZELGÖZ ile Burdur doğumlu köy romancılığının efsane ismi Fakir BAYKURT’u anında ve minnet duygusuyla hatırlarlar.

GÜZELGÖZ, 1921 Nevşehir-Ürgüp doğumlu. Tam da Cumhuriyet’in getirdiği aydınlanmayla gözlerini dünyaya açmış. Tokat’ta 3,5 yıl askerlik yapar. Memleketinde boş arazide top oynayan çocuklara futbol eğitim verdiğini gören Kaymakam, GÜZELGÖZ’ü ilçenin takımına da eğitim vermesi için kütüphanede işe alır. İşte İlçe Kaymakamı’nın bir adım atması ve elinden tutmasıyla 1940 yılında bir tarih yazılmaya başlar.

GÜZELGÖZ, mesleği olmadığı halde kütüphanenin bütün kitaplarını elden geçirir, temizler, raflara dizer, nemlenmiş olanları kurutur, pırıl pırıl bir kütüphane yapar. Fakat GÜZELGÖZ’ün üzüldüğü bir durum vardır; bu kitaplar raflarda bekletilmek için değil, bir dekor, bir süs olsun diye değil, okunması için varlardır. Şehirde kütüphaneye ilgi azdır, köylerde ise hiç yoktur. Zira köylü kitaptan yararlanamamakta hatta ihtiyaç bile duymamaktadır. 

Köy ziyaretlerinde; doktor, veteriner, ziraatçı, öğretmen, müdür ilgi görürken Mustafa’nın kendisine sandalye bile verilmemiştir. Öyle ya kütüphaneci de nedir ki? Diğer memurlar köylünün bir işine yarıyor bu nedenle daha çok saygı görüyorlardı,  kütüphaneci ne işe yarıyordu ki!  Mustafa bu durumu sorgular, sebeplerini sıralar, çözüm önerileri geliştirir, köylerdeki “Halkodalarına kütüphane kurmaya karar verir fakat muhtarlar, ileri gelenler, köylüler reddederler; “kütüphaneden daha acil ve önemli ihtiyaçlarının olduğunu” söyleyince GÜZELGÖZ; “kütüphane sayesinde istedikleri her şeyi elde edebileceklerini” söyleyerek tarihe not düşen cevabını verir. 

GÜZELGÖZ’de pes etmek yoktur, köylü gelmiyorsa, hizmet köylünün ayağına götürülecektir. Yedi, sekiz tane at, eşek ve katırların üstüne tahta sandıklar yaptırarak Ürgüp’ün 36 köyüne kendi eliyle kitapları götürerek ödünç dağıtır. Ayağına ücretsiz gelmiş bir hizmeti de köylü geri tepmez, yavaş yavaş kitap okumaya olan ilgileri artmaya başlar. 

Kütüphaneci GÜZELGÖZ, vatandaşın daha da çok ilgisini çekmek için folklor, bando, köylere jeneratörle çalışan sinema makinesiyle gösteriler, fotoğrafçılık, kooperatifçilik gibi konularda yelpazeyi genişleterek tam bir öncülük yapar. Kütüphaneye sadece radyo dinlemeye gelenler olur, dikiş makinesi ve beşiklere kadınlar daha da ilgi duyarlar.

Artık GÜZELGÖZ kendi hacmini de aşmıştır. Kendisine oturmaya sandalye verilmez iken başköşelere buyur edilmeye başlanmıştır. 1963 yılında “İnsanlığa Hizmet Ödülü” Amerika’da kendisine layık görülüyor ve cip hediye ediliyor. Daha sonra da ABD Büyükelçisi pikap hediye ediyor.

Sonra ne mi oluyor? Olan oluyor…

GÜZELGÖZ’ün “Asıl görevini ihmal ettiği” gerekçesiyle hakkında soruşturma açılıyor. 3 maaş indirilmesi cezası alıyor, Nevşehir Valisi emekli olmasını istiyor. Sonradan karşılaştığı müfettiş “olumsuz rapor yazması için kendisine baskı yapıldığını” söylüyor. Ve 1972’de emr-i vaki emeklilik. 2005’de vefat ediyor. Çeşitli yerlere heykelleri dikiliyor. “Önce idam et, sonra ağla” gibi bir durum. 

Özetlediğim Mustafa GÜZELGÖZ’ün bu yaşamı, Irazcanın Dirliği, Yılanların Öcü, Tırpan, Kaplumbağalar gibi sinema filmi olarak da çekilmiş (Iraz Ana Fatma Girik, Kara Bayram Kadir İnanır belleklerde),  köy romanlarının efsanevi yazarı, köy enstitülü öğretmen, müfettiş, TÖS’ün kurucularından Fakir BAYKURT tarafından EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ olarak hasta yatağında kaleme alınıyor, düzeltmelerini yapıyor, kitabın adını da kendisi koyuyor ama yayımlandığını görmek nasip olmuyor, kızı 2000 yılında bu kitabı yayımlıyor. 

Eşekli Kütüphaneci Mustafa GÜZELGÖZ’ün çalışmalarından hem bireysel olarak, hem yönetici/memur olarak, hem mülki idare ve yerel kurumlar olarak kendi inisiyatifimiz çerçevesinde çıkarabileceğimiz çok dersler olsa gerek.

“YAPTIĞIN İŞE BİR DEĞER KATAMIYORSAN, ÖNCEKİNDEN FARKIN YOKTUR.”

Önceki  “İlk Emir; Oku” başlıklı yazımızdan sonra, beni arayan ve görünce sohbet edenler; Zile’de kütüphanenin yıkıldığını, yenisinin de yapılmadığını, bir yerlere taşındı ise yerini bilmediklerini söylediler.

1970’li yıllardan hatırlıyorum, ortaokula gidiyordum, şimdi yıkılmış bulunan kütüphanenin önünde kalabalık ve kurulan sahnede bir âşık. Gözleri görmeyen Yücepınar Köyü’nden Sadık DOĞANAY’mış meğerse bu aşık. Bu vesileyle görmüştüm. Kütüphanenin açılışı olsa gerek.

İnşallah yeni kütüphane binası en kısa sürede yapılır, son teknolojiyle donatılarak herkesin ilgi odağı haline gelir, aşıkları, şairleri, sanatçıları, oyuncuları vatandaşla birlikte coşkuyla açılışı yapar, Zile sevdalısı araştırmacı yazar Sayın Mehmet YARDIMCI da açılış kurdelasını keser.

Bazı yargıçlarımızın “kitap okuma cezası”, “kütüphaneye gitme cezası” vermelerine de gerek kalmaz ülkemizde. 

Aksi halde Eşekli Kütüphanecinin kemikleri vallahi de sızlar, billahi de….