Anadolu Halk Kültürünün Önemli Bir Merkezi Olan Zile Kütüphanesiz Kalmış

 

Dr. Öğretim Üyesi Mehmet YARDIMCI

            Günlük düzenli olarak bana ulaşan, ÖZHABER gazetesinin 21 Şubat 2025 tarihli sayısında, Em. MEB Müfettişi İsmail Çelebi’nin, Zile’de kütüphane binasının  dört yıl önce yıkılışı ve halâ yapılmayışı nedeniyle kaleme aldığı  “Gezici Kütüphane Servisi!!!  EŞEKLİ  KÜTÜPHANECİ”  adlı  yazısını okuyunca çok duygulandım.  Kitap ve kütüphane ile ilgili anılarım canlandı gözümün önünde.

            Zile, 1887’de kurulan  kütüphanesiyle  Anadolu’da ilçe bazında en erken  kütüphaneye sahip yerlerden biridir. Anadolu’nun çok değerli yazma eserlerine ev sahipliği yaparken yüzlerce cöng ve mecmua Amasya il kütüphanesine taşınarak yöre kültürü tahrip edilmiştir.

Harf devriminden sonra yeniden düzenlenen kütüphane yeni bir kimliğe bürünerek halka ve öğrenci kitlesine önemli hizmetler vermiştir.

2022 yılı başında yenisinin yapılması amacı ile yıkılan Zile Halk Kütüphanesi’nin yeni binasına kavuşması için büyük çaba gösteren kütüphanenin son müdürlerinden rahmetli Ali İhsan Divriklioğlu’nun onayladığı Zile’nin tarihi kent dokusuna uygun projenin uygulanması için gönderilen ödeneğin o dönemin Tokat Valisi Ozan Balcı tarafından taziye için geldiği Zile’de Ahmet Divriklioğlu’na, ödeneğin Zile yerine Niksar ve Reşadiye kütüphanelerine kullanıldığı söylenmiş ve tayin olup gittiği için de kütüphane yeri ören yerine dönmüştür. 

Geçici bir binaya taşınarak kütüphane hizmetlerinin yürütülmeye çalışılması Zile’ye hiç yakışmamaktadır.  Nedense Zile, Tokat gözünde hep üvey evlat muamelesi görmüştür.

            Ben, şiir ve okuma zevkini Zile halk kütüphanesi sayesinde kazanmıştım. 1957’de  Zile Necmi Muammer ilkokulu son sınıfta iken sınıf öğretmenimiz Asım Ozan bir gün derse,  elinde Şemsi Belli’nin hatırladığım kadarıyla  “Başşehir Sokağı” adlı şiir kitabıyla girdi. Önce şiir üzerine bir konuşma yaptı, sonra elindeki kitaptan birkaç şiir okudu ve  “Bugün size hiç bir dersten ödev vermeyeceğim. Ödeviniz sadece şiir yazmak olacak. Kimseye sormadan, hiç bir kitaba ve dergiye bakmadan kafanıza göre aklınıza gelen herhangi bir konuda şiir yazacaksınız.”  dedi.

Eve gittim. Arka odaya çekilip deftere kendi kendime şiirler yazmaya başladım. Yazdığım fakat  beğenmediğim bazı şiirleri yırtıp yere attım. En sonunda:

 

Menekşe ilk çiçektir

Baharı müjdeleyen

Bahar gelince açar

Kokulu mor menekşem

 

Menekşe bir çiçektir

Ne güzel kokusu var

Bahçelerin süsüdür

Arı onda bal arar

 

biçiminde bir şiir yazdım. O sırada odaya Ali Ağabeyim girdi. Ne yaptığımı sordu. Ödevimi yapıyorum deyince eğilip yazdıklarıma baktı “Vay yalancı, ders çalışıyorum diye şiir yazıyorsun” deyip kafama bir tokat attı, ben bir tarafa çantam bir tarafa devrildi ve odadan kaçtım.

            Ertesi gün okula gittiğimde öretmen herkesin yazdığı şiirleri tek tek okuttu. Şiir kötü de olsa herkese aferim diyordu. Sıra bana geldiğinde şiirimi okur  okumaz  “Ben size başka yerden şiir almayacaksınız. Kendiniz yazacaksınız demedim mi?”  dediğinde hemen vallahi kendim yazdım der demez “Sus yalancı”  deyip bir tokat attı. Ben, ben yazdım diye tekrar söyleyince “Çık dışarı” diye sınıftan kovdu. Okulun eşiğine oturup ağladım.

Okuldan sonra Zile Halk Kütüphanesi’ne gidip olanları kütüphane memuruna anlattım. Ben şiiri iyi öğrenmek ve  “iyi şiir yazıp kendimi kanıtlamak istiyorum”  deyince memur benimle çok ilgilendi. O gün bir Karacaoğlan Şiirleri kitabı verdi.  “Haftaya kadar oku ve getir.  Başka kitap vereceğim.” Dedi. Birkaç hafta gittim Yunus Emre, Dadaloğlu gibi çeşitli şiir kitapları verdi. Yazdığım şiirleri öğretmene götürüp gösteriyordum. O da aferim deyip başından savıyordu.

Nihayet okul bitti Oraokulda Osman Cevat Hızal adlı şair bir öğretmenimiz oldu. O da

Varlık Dergisi’ne abone edip her hafta dergiden bir şiir ya da yazı üzerine tartışma açıp, herkese zorunlu bir şiir ezberletip, bazen kendi şiirlerinden bazen de çağdaş şairlerin güzel şiirlerinden okuyup  edebiyatı sevdiren ender öğretmenlerdendi. Ödev verdiği zaman da ilk koştuğumuz yer Zile Halk Kütüphanesi’ydi.

            Lise tahsiline Ankara Gazi Lisesi’nde başladım. Arif  Nihat Asya Kıbrıs’tan dönmüş ve emekli olmadan kısa bir süre çalışması gerekiyormuş. Birinci sınıfta  emeklilik işlemleri bitene kadar kısa bir süre dersimize geldi. İlk derste Türk şiirinin doğuşunu ve gelişimini  anlatıyordu. “Bizim şiirimiz ozan ya da baksı gibi adlarla anılan şairler tarafında Orta Asya’da:

Alp Er Tunga öldü mü

Issız acun kaldı mı

 

gibi halkın anlayacağı, saf öz Türkçe bir dille söylenirdi.

            Anadolu’ya gelindiğinde Yunus Emre gibi şairlerin,  ya da Karacaoğlan gibi âşıkların dilinde yine halkın anlayacağı öz Türkçe ile:

 

                        Dinle sana bir nasihat edeyim

                        Hatırdan gönülden geçici olma

                        Yiğidin başına bir iş gelince

                        Anı yad ellere açıcı olma

 

gibi şiirler söylenirken Divan Edebiyatı denen bir  akım doğdu. Divan şairleri denen şairler:

 

                        Geh-i zîr-i serde desti gâh ayağı koltuğunda

                        Düşe kalka haste-i gam deri lütfi yâre düştüm

 

gibi aruz ölçüsüyle şiirler yazmaya başladı der demez ben AMİN demiştim.

Herkes bana baktığından yanıma yaklaştı. Eğildi  “Nerelisin sen” dedi. Zileliyim dediğimde  “Tokat  Zile mi?” dedi. Evet deyince  dönüp kürsüye çıktı: “İşte çocuklar, Anadolu halkı böyledir.

Bunlar yufka yediklerinden  yerde bir kâğıt parçası görseler ekmeğe benzetip duvar kovuğuna sokarlar. Kâğıtta eski Türkçe bir yazı varsa Kur’an yazısı diye öpüp başına tutup duvar kovuğuna koyarlar. Böyle anlamadığı bir şiiri  dinleyince de Kur’an okunuyor belleyip amin derler.” dedi.

Ankara’da 1963  yılında 12 lise ve dengi meslek okulu vardı. Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü Ankara Liseleri arası Şiir Yazma yarışması düzenliyordu. İşi sıkı tutuyor, okullara resmi yazı yazıp öğrenciler arasından  okul içi yarışması ile şiir yazan iki öğrenci seçilmesi, yarışma günü de bir öğretmen nezaretinde bir grup öğrenci ile salonda hazır bulunmaları istenirdi. Jüri üyeleri de  Devlet Tiyatrosu Sanatçılarından oluşurdu.

O yıl Gazi Lisesinden seçilen iki öğrenciden biri bendim. 12 okuldan 24 kişi yarışmıştı. Her okuldan iki kişi şiirlerini okudu.  Ben, dereceye girememiştim. Jüri üyesi olup en genç Semih Sergen olduğu için Jüri sözcülüğünü Semih Sergen yapıyordu.

Birinci, ikinci ve üçüncüye şiirlerini tekrar okutup ödüllerini verdi.  Mansiyon alan üç kişinin de ödüllerini verdikten sonra bir anons yaptı. “Aranızda bir arkadaşınız var. Öyle güzel ve olgun bir şiir yazmış ki bu yaşta bir lise öğrencisinin böyle güzel bir şiir yazacağına ihtimal vermedik. Jüri üyeleri olarak bu arkadaşınızı yarışma dışı tuttuk.

Ben üzüldüm doğrusu, bu arkadaşınızı çağırıp şiirini bir daha okutmak istiyorum. Gazi Lisesinden Mehmet Yardımcı.”  diye beni anons etti. Sahneye çıkıp şiirimi okudum.

Şiirim şöyle idi:

 

                        KALDIRIM TAŞLARI

 

                        Dar sokakların kaldırımları

                        Gönlüm gibi ıssız artık köşe başları

                        Bana mı öyle geliyor yoksa

                        Niye matem sükûtunda kaldırım taşları

           

Beni mi yabancı buluyorsun bu dar sokağa

                        Şu gördüğün asırlık ev bizim değil mi

                        Ben doğduğum gün babamın diktiği şu çam

                        Tanıtayım mı kendimi tutam tutam

           

Baharlar gördüm bu dar sokakta

                        Bağ bozumu mevsimlerine dost oldum

                        Ne fırtınalı günler gördüm arkadaş

                        Çakırkaya bağlarında mest oldum

           

Bu kaçıncı kışımdır benim burdaki

                        Kaldırım taşlarını göremediğim

                        Gece yarısı yollarda kendimi yitirip

                        Viran duvar diplerinde sendelediğim

           

Boş ver be dostum bu diyar benim beldem

                        Düşsem de yüzü koyun zarar etmez ki

                        Kaldırım taşları zaten dostum

                        Telgraf direkleri de bizden değil mi

                                                           Mehmet YARDIMCI

 

Şiirimi okuyunca salon “BİRİNCİ – BİRİNCİ”  diye tempo tuttu. Semih Sergen de cebinden bir tükenmez kalem çıkarıp,  “Mehmet, sana verilecek ödül yok. Ama ben sana kalemimi hediye edeceğim. Bu kaleme tükenmez kalem derler yeni çıktı. Bunu sana ben hediye ediyorum. Yaz yaz bitmez” dedi ama kalem iki ayda tükendi.

Yıllar önce ağabeyimin tokatı, ilkokul öğretmenimin hakareti ve sınıftan atışı, kütüphane memurunun elimden tutuşu, Orta okulda şiir sevdalısı bir öğretmenin öğrencisi oluşum, lisede Arif Nihat Asya ve Cahit Külebi’den feyz ve şiir zevki alışım, Semih Sergen’in unutulmaz jesti,  1962’de Tercüman gazetesinin İnci ekinde bir şiirimin yayımlanması, Eğitim Enstitüsünde çıkardığımız Kıyı Dergisinde  yazı ve şiirlerimin yer bulması yüreğimde şiir mayasını iyi tutturmuştu. Bu mayanın desteğinde sevda ile katıldığım şiir yarışmalarından: 

1982de M.E.B. Öğretmen Konulu Şiir Yarışması İkincilik Ödülü,

1985’te Tercüman Gazetesi . Büyük Şiir Yarışması İkincilik Ödülü, 

1986’da Sabri Akay Şiir Yarışması ikincilik ödülü,

1988’de Yunus Emre Şiir Yarışması birincilik ödülü,

1993’te İsveç'te Anniversary Fest of Humanist Internatıonel Şiir Yarışması jüri özel ödülü,

1994’te İznik Şiir Yarışması birincilik ödülü,

1994’te TRT  Diyarbakır Radyosu Şiir Yarışması  birincilik ödülü,

1995’te TBMM. 75. Yıl Ulusal Egemenlik Destan Yarışması üçüncülük ödülü kazandım. 

Şiir dışında da:

1966’da Halkevi Hikâye Yazma Birincilik Ödülü,

1985'te İçel Valiliği Türkülerin Hikâyesi Yazı Yarışması  üçüncülük   Ödülü,

1990 yılı İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü.

2011 Ürün Yayınları Halk Kültürüne Hizmet Ödülü. 

Tokatlılar vakfı, Tokat Dernekleri Faderesyonu ve Tokat Gündem Gazetesi her yıl verilen Tokatlı EN'ler ödüllerinden 2011 yılının En İyi Akademisyen ödülüne layık gördü.

2018’de  Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü Onur Ödülü.

2015 Zile Belediye Başkanlığı Zile ve Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülü.

2018’de Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu Türk Folkloruna Hizmet Ödülü.

2019’da Kayseri Kültür ve Turizm Derneği ile Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Kayseri Folkloruna Hizmet Ödülü.

2022’de Dünya Söz Akademisi Başkanlığı Şerefli Ömür Belgesi.

2022’de KIBATEK Uluslararası Edebiyat Ödülü Onur Belgesi.

biçiminde ödüllerle onurlandırıldım.

            DOSTLARA SELAM OLSUN.