- 0 356 317 97 66
İsmail ÇELEBİ
E.MEB Müfettişi
Anşa
Bacı -1309
“Maşallah, mübarekullah”
“Allah, mutlaka sabredenlerle beraberdir”
Anşa
Bacı, 1817-1893 tarihleri arasında Zile’nin Acısu Köyü’nde yaşamış Sıraç Alevi
topluluğunun lideridir, önderidir, yol büyüğüdür. Taliplerine adından ötürü
“Anşa Bacılı” denir.
Anşa
Bacı hakkında yazılan fazla bir yazı ve araştırma ne yazık ki yok denecek kadar
azdır. Adı ne bir çeşmeye, ne bir sokağa/caddeye, ne de bir anıta ne yazık ki
verilmiş değildir. Halbuki Anadolu kültür mozaiğinin içinde olmalarına rağmen
“yok(muş) sayılan” Sıraçlar üzerinde yapılacak bir çalışmada mutlaka Anşa Bacı
figürü en önemli unsur olarak karşımıza çıkacaktır.
Osmanlı’nın
kuruluş döneminde Anadolu’yu Türkleştirmek ve Müslümanlaştırmak üzere Hünkâr
Hacı Bektaş-ı Veli’nin Balkanlara kadar gönderdiği gönül erlerinden birisi olan
Hubyar Sultan’ın Tekeli Dağı eteklerinde kurduğu dergâha talip olanlara Sıraç
denilmiştir. Sıraç; kısaca ışık veren, nur saçan anlamına gelir. Zamanla
yayılarak güçlenen Hubyar Tekkesi; 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın dağıtılması ve
Bektaşi Tekkelerine Nakşi Şeyhlerinin görevlendirilmesini müteakiben
dağılmıştır /dağıtılmıştır. Taliplerin kimisi göç etmiş, kimisi öldürülmüş,
kimisi asimile olmuş velhasıl Hubyar’ın sürdüğü Ehl-i Beyt Yolu
(Allah-Muhammet-Ali, eline/beline/diline sahip ol, 4 kapı 40 makam, 3 sünnet 7
farz…) sekteye uğratılmıştır.
Dağılan
talibi Zile’nin Acısu Köyü’nden olup Hubyar Ocağı’ndan olmayan Veli Baba
toplamış. 150-200 arası köy Veli Baba’ya talip olmuş. Hubyar dedeleri dahi Veli
Baba’ya biat etmiştir. Keramet ehli olan Veli Baba’ya “Hubyar yolunu ışılattın”
demişlerdir. Şikâyetlere de maruz kalarak Tokat’ta yargılanan Veli Baba 1867
yılında Hakk’a yürümüştür.
Beydili
Türklerinden olan Sıraçlar, “Aslan yatağı boş kalmaz”, “Aslanın erkeği de
aslandır, dişisi de” inancında oldukları için Veli Baba’dan sonra onun postuna
hanımı Anşa Bacı oturur. Aslında bir kadında görülen liderlik mertebesi
Türklerde yadsınacak bir durum da değildir. Tomris Hatun, Begüm Sultan, Hürrem
Sultan, Kösem Sultan, Hayme Ana gibi etkili lider kadınlar tarihte yerini
almıştır. Dini kadın lider olarak en başta Hz. Fatma’yı görürüz. Zira Hz
Muhammet’in kızı Hz Ali’nin eşi olan Hz Fatma’dan Ehl-i Beyt devam etmiştir.
Benzer şekilde Hacı Bektaş-ı Veli’nin Karacahöyük’e geldiğinin ilk malum olduğu
kişi Kadıncık Ana’dır ve Erenler Meclisi’nde üstün bir konuma sahiptir.
Anlaşılacağı
üzere Türklerin geleneğinde ve Ehl-i Beyt yolunda kadının özel bir yeri vardır.
Hakan’ın hemen yanındaki “Hatun”, babanın/dedenin hemen yanındaki ise
“Bacı”dır. Doğal olarak Veli Baba’nın yolunu sürdürecek, postuna oturacak kişi
de kendisine el verilmiş olan hanımı Anşa Bacı olacaktır. Bunun tersi düşünce,
yani “kadından evliya olmaz”, “kadının kestiği yenmez” zihniyeti Arap zihniyeti
olup Alevilerce bu düşünceye itibar edilmemiştir. Alevilerin bu konudaki en net
görüşünü Hünkâr söylemiştir: "Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde /Hakk’ın
yarattığı her şey yerli yerinde/ Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok
/Noksanlık eksiklik senin görüşlerinde."
Anşa
Bacı, Hubyar Sultan’ın dağılan talibini bir araya getirir, gün geçtikçe
güçlenir, talibin, inananların, güvenenlerin sayısı artar. Tokat, Sivas,
Yozgat, Amasya, Çorum ve daha değişik illerde talipler kar yumağı gibi büyür.
Anşa Bacı, farklı bir din, farklı bir inanç, farklı bir mezhep ortaya
koymamıştır. Veli Baba’dan öğrendiği Hubyar yolunu yani Ehl-i Beyt inancını
eğmeden, bükmeden, şaşmadan uygulamış, uygulatmıştır. Bu uygulamaya dönük
anlatılan en somut örnek:
Acısu
Köyü’nde bulunan Hacı Hasan Mevkiinde Anşa Bacı’nın atları hemen yakınında
otlanan koyun sürüsünün içine dalar ve bir kuzulu koyunu tepeleyerek ölümüne
sebep olur. Cem yapılmaktadır ve pir postunda Anşa Bacı oturmaktadır. Ölen
koyunun sahibi Anşa Bacı’nın/cem erenlerinin karşısına gelir diz çöker,
kollarını önüne bağlayarak, “Anşa Bacı’dan davacıyım, atı koyunumu tepeledi ve
öldürdü” şeklinde şikâyette bulununca Anşa Bacı pir postundan kalkar, davacının
yanına aynı usule uyarak diz çöker, ellerini önünden bağlar ve sofulara hitaben
der ki; hakkımda davacı var, dava görülsün… Uzatmayalım dava görülür.
Verilen
karar gereğince Anşa Bacı zararı telafi eder. Ağlatılan güldürülmüş, yıkılan
duvar örülmüştür. Bu ayrı bir konu. Buradaki durumu benzetecek olursak; kişinin
kendi arzusuyla hâkim, savcı koltuğundan kalkıp sanık sandalyesine oturmasının
izahı öyle kolay bir durum değildir. Adalet budur işte! Yol’un gereği budur
işte! Cem meydanında, dar meydanında, er meydanında rütbe, unvan, soy-sop,
mevki, makam olmaz, Anşa Bacı’nın sürdüğü yol işte bu yoldur. Onun için bu söz
Sıraç Alevilerinin adeta şiarıdır; HATIR KALSIN, YOL KALMASIN…
Anşa
Bacı’nın adil ve tutarlı, kararlı sürdürdüğü yol karşısında elbette biat
edenlerin sayısı her geçen gün artacak, inananların gücü arttıkça
artacaktır. Adı çocuk dilindeki “güzel”
sıfatıyla “Ciciş Ana” olacaktır. Bir tarafta Sıraçları yakından izleyen ispiyoncu,
yalaka tipler, bir tarafta ekmekleri, lokmaları kesilen dinden geçinen gruplar
rahatsız olacaklar, ipe sapa gelmez isnat ve iftiralar atarak Padişaha kadar
ulaşacak şikâyet dilekçeleri hazırlayacaklardır. İlk dilekçe 23 Mayıs 1887
tarihinde Zileli Arif ve İbrahim Tevfik imzasıyla Tokat Mutasarrıflığına (Zile
–Pazar arasında bulunan Kazova bölgesindeki Horuk Çiftliğinin sahibi Bekir Sami
Paşa’ya) verilir. Daha sonra Hubyar dedelerinden Hatibin Ali olarak anılan Ali
Efendi'nin de bulunduğu bir grup tarafından şikâyet dilekçeleri gönderilir.
Hatibin
Ali’ye, Bekir Sami Paşa’ya Mehemmed tarafından sitemler edilir:
“Hatip
seni kurt kuduzu dalaya
“Horuk’ta oturur Milcan’ın başı
Hazer
olsun Tokat’ınan Zile’ye”
On iki imamlara o vurdu taşı”
Şikayet
dilekçelerinde neler yok ki !!!
Anşa
Bacı Kızılbaşlık propagandası yaparak taliplerini Devlete ve dine karşı
kışkırtıyor, hâkim olduğu köylerden tehditle mal davar, yardım toplayarak
silahlanıyor, en az 30 bin silahlı adamı var, yüzlerce atlıyla korunuyor,
Hubyar Tekkesi’ne gidecek olan talipleri önlüyor, küçük oğlu Hasan’ı
Sırrullah-Mehdi olarak tanıtıyor, yeni mezhep icat ediyor, aksi davranış
gösterenlerin kılıçtan geçeceğini yayıyor, kadın-erkek karışık ibadet
yapıyorlar… gibi devam ediyor.
Bu
şikâyetler üzerine Anşa Bacı (70) ve üç oğlu (Hüseyin Baba -30-, Ali Baba -26-,
Hasan Baba -22-) ve damadı İbrahim Baba Tokat’ta 6 ay yargılanıyorlar. Şam’a
süresiz sürgün kararı veriliyor. Hasta olan Hüseyin Baba hariç diğerleri
İstanbul’a gönderiliyorlar. Bir yıl da İstanbul’da yargılama sürüyor, tersane
komutanı Osman Paşa’nın da yardımlarıyla Şam’ın Rakka Bölgesine “menfi sürgün”
kararı çıkıyor. Yaklaşık 3 yıl süren ve iddiaların/iftiraların asılsızlığı,
Anşa Bacı’nın gösterdiği kerametler karşısında sürgün cezasının kaldırılması ve
on binlerce insanın Amasya civarında karşıladığı Rakka Sürgünlerinin Acısu
Köyü’ne tekrar dönüşü…
Anşa
Bacı’nın bu sürgünün sonunda adı “Büyük Herif” olmuştur. Bir kadına verilen
erkek unvanıdır bu aslında. Ama Anşa Bacı sürgün sürecinde sürekli erkeklerin
içinde kalmış ve onlara yaşlı kadın olarak görünmüştür. “Osmanlı bu Büyük
Herif’ten başka sürgün edecek kimse bulamamış mı?” şeklinde serzenişlerde
bulunulmuştur.
Anşa
Bacı nam-ı diğer Ciciş Ana, nam-ı diğer Büyük Herif;
Şayet
yapılan sorgulamalardaki iddiaları kabul etseydi, inancından ödün verseydi,
talibin dağıtılmasına müsamaha gösterseydi, özetle “ikrarından dönseydi” aile
yine de Şam’a sürgüne gönderilir miydi diye düşünmeden edemiyoruz.
Anşa
Bacı’nın duruşu Ehl-i Beyt’in duruşudur. 12 İmamların hiç birisi normal
yatağında bu dünyadan göçmemiş hepsi şehit edilmiştir. İmam Hüseyin, Yezid’e
“Eyvallah” etseydi hiç Kerbelâ yaşanır mıydı? Ama o zaman “Hüseyni Duruş”
kalmazdı. Pir Sultan Abdal, Hızır Paşa’nın isteklerine “Eyvallah” deseydi darağacını
belki boylamazdı ama “Pir Sultan Direnişi” diye bir duruş kalmazdı. Bu
bağlamda; Anşa Bacı’nın Hak bildiği yolda tavizsiz yürümesi, gerekirse bütün
aile fertlerini dahi feda etmesi Hüseyni Duruş’tur, Pir Sultan Direnişi’dir. 70
yaşında ve gerçekten hasta olmasına rağmen doktorun “sağlam” rapor vermesiyle
ifadeye re’sen götürülerek sindirilmeye çalışılan Anşa Bacı direncidir Hak
bildiği yolda boyun eğmemek.
Anadolu’nun
baskıya boyun eğmeyen dirençli ilk Alevi Türk kadın liderlerinden olan ve türbesi
Zile’nin Acısu Köyü’nde bulunan Anşa Bacı’nın yaşamı, inanç felsefesi, arşiv
belgeleri ve sözel aktarımlarla desteklenerek yapılması gereken bağımsız bir
çalışma ve araştırma alanıdır. Bu çerçevede Anşa Bacı, “Yaşatılan Kültür
Hazinelerinden” birisi olarak resmi kurum ve kuruluşlarca dikkate alınmalıdır.
Anşa
Bacı’nın şahsında Anadolu’nun bütün yiğit kadınlarının günleri kutlu olsun.
(Not:
Anşa Bacı ile ilgili ayrıntılı bilgiler VELİ BABA-ANŞA BACI ve SIRAÇ KÜLTÜRÜ
kitabımızdan okunabilir.)