(DÜNYA KADINLAR GÜNÜ VESİLESİYLE) Zile’mizin Gururu ANADOLU’NUN BASKIYA DİRENEN İLK DİNİ KADIN LİDERLERİNDEN; ANŞA BACI

 

İsmail ÇELEBİ                                              

E.MEB Müfettişi

 Anşa Bacı -1309                                                     

“Maşallah, mübarekullah” 

 “Allah, mutlaka sabredenlerle beraberdir”

                                              

 

            Anşa Bacı, 1817-1893 tarihleri arasında Zile’nin Acısu Köyü’nde yaşamış Sıraç Alevi topluluğunun lideridir, önderidir, yol büyüğüdür. Taliplerine adından ötürü “Anşa Bacılı” denir.

            Anşa Bacı hakkında yazılan fazla bir yazı ve araştırma ne yazık ki yok denecek kadar azdır. Adı ne bir çeşmeye, ne bir sokağa/caddeye, ne de bir anıta ne yazık ki verilmiş değildir. Halbuki Anadolu kültür mozaiğinin içinde olmalarına rağmen “yok(muş) sayılan” Sıraçlar üzerinde yapılacak bir çalışmada mutlaka Anşa Bacı figürü en önemli unsur olarak karşımıza çıkacaktır.

            Osmanlı’nın kuruluş döneminde Anadolu’yu Türkleştirmek ve Müslümanlaştırmak üzere Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin Balkanlara kadar gönderdiği gönül erlerinden birisi olan Hubyar Sultan’ın Tekeli Dağı eteklerinde kurduğu dergâha talip olanlara Sıraç denilmiştir. Sıraç; kısaca ışık veren, nur saçan anlamına gelir. Zamanla yayılarak güçlenen Hubyar Tekkesi; 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın dağıtılması ve Bektaşi Tekkelerine Nakşi Şeyhlerinin görevlendirilmesini müteakiben dağılmıştır /dağıtılmıştır. Taliplerin kimisi göç etmiş, kimisi öldürülmüş, kimisi asimile olmuş velhasıl Hubyar’ın sürdüğü Ehl-i Beyt Yolu (Allah-Muhammet-Ali, eline/beline/diline sahip ol, 4 kapı 40 makam, 3 sünnet 7 farz…) sekteye uğratılmıştır.

            Dağılan talibi Zile’nin Acısu Köyü’nden olup Hubyar Ocağı’ndan olmayan Veli Baba toplamış. 150-200 arası köy Veli Baba’ya talip olmuş. Hubyar dedeleri dahi Veli Baba’ya biat etmiştir. Keramet ehli olan Veli Baba’ya “Hubyar yolunu ışılattın” demişlerdir. Şikâyetlere de maruz kalarak Tokat’ta yargılanan Veli Baba 1867 yılında Hakk’a yürümüştür.

            Beydili Türklerinden olan Sıraçlar, “Aslan yatağı boş kalmaz”, “Aslanın erkeği de aslandır, dişisi de” inancında oldukları için Veli Baba’dan sonra onun postuna hanımı Anşa Bacı oturur. Aslında bir kadında görülen liderlik mertebesi Türklerde yadsınacak bir durum da değildir. Tomris Hatun, Begüm Sultan, Hürrem Sultan, Kösem Sultan, Hayme Ana gibi etkili lider kadınlar tarihte yerini almıştır. Dini kadın lider olarak en başta Hz. Fatma’yı görürüz. Zira Hz Muhammet’in kızı Hz Ali’nin eşi olan Hz Fatma’dan Ehl-i Beyt devam etmiştir. Benzer şekilde Hacı Bektaş-ı Veli’nin Karacahöyük’e geldiğinin ilk malum olduğu kişi Kadıncık Ana’dır ve Erenler Meclisi’nde üstün bir konuma sahiptir.

            Anlaşılacağı üzere Türklerin geleneğinde ve Ehl-i Beyt yolunda kadının özel bir yeri vardır. Hakan’ın hemen yanındaki “Hatun”, babanın/dedenin hemen yanındaki ise “Bacı”dır. Doğal olarak Veli Baba’nın yolunu sürdürecek, postuna oturacak kişi de kendisine el verilmiş olan hanımı Anşa Bacı olacaktır. Bunun tersi düşünce, yani “kadından evliya olmaz”, “kadının kestiği yenmez” zihniyeti Arap zihniyeti olup Alevilerce bu düşünceye itibar edilmemiştir. Alevilerin bu konudaki en net görüşünü Hünkâr söylemiştir: "Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde /Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde/ Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok /Noksanlık eksiklik senin görüşlerinde."

            Anşa Bacı, Hubyar Sultan’ın dağılan talibini bir araya getirir, gün geçtikçe güçlenir, talibin, inananların, güvenenlerin sayısı artar. Tokat, Sivas, Yozgat, Amasya, Çorum ve daha değişik illerde talipler kar yumağı gibi büyür. Anşa Bacı, farklı bir din, farklı bir inanç, farklı bir mezhep ortaya koymamıştır. Veli Baba’dan öğrendiği Hubyar yolunu yani Ehl-i Beyt inancını eğmeden, bükmeden, şaşmadan uygulamış, uygulatmıştır. Bu uygulamaya dönük anlatılan en somut örnek:

            Acısu Köyü’nde bulunan Hacı Hasan Mevkiinde Anşa Bacı’nın atları hemen yakınında otlanan koyun sürüsünün içine dalar ve bir kuzulu koyunu tepeleyerek ölümüne sebep olur. Cem yapılmaktadır ve pir postunda Anşa Bacı oturmaktadır. Ölen koyunun sahibi Anşa Bacı’nın/cem erenlerinin karşısına gelir diz çöker, kollarını önüne bağlayarak, “Anşa Bacı’dan davacıyım, atı koyunumu tepeledi ve öldürdü” şeklinde şikâyette bulununca Anşa Bacı pir postundan kalkar, davacının yanına aynı usule uyarak diz çöker, ellerini önünden bağlar ve sofulara hitaben der ki; hakkımda davacı var, dava görülsün… Uzatmayalım dava görülür.

            Verilen karar gereğince Anşa Bacı zararı telafi eder. Ağlatılan güldürülmüş, yıkılan duvar örülmüştür. Bu ayrı bir konu. Buradaki durumu benzetecek olursak; kişinin kendi arzusuyla hâkim, savcı koltuğundan kalkıp sanık sandalyesine oturmasının izahı öyle kolay bir durum değildir. Adalet budur işte! Yol’un gereği budur işte! Cem meydanında, dar meydanında, er meydanında rütbe, unvan, soy-sop, mevki, makam olmaz, Anşa Bacı’nın sürdüğü yol işte bu yoldur. Onun için bu söz Sıraç Alevilerinin adeta şiarıdır; HATIR KALSIN, YOL KALMASIN…

            Anşa Bacı’nın adil ve tutarlı, kararlı sürdürdüğü yol karşısında elbette biat edenlerin sayısı her geçen gün artacak, inananların gücü arttıkça artacaktır.  Adı çocuk dilindeki “güzel” sıfatıyla “Ciciş Ana” olacaktır. Bir tarafta Sıraçları yakından izleyen ispiyoncu, yalaka tipler, bir tarafta ekmekleri, lokmaları kesilen dinden geçinen gruplar rahatsız olacaklar, ipe sapa gelmez isnat ve iftiralar atarak Padişaha kadar ulaşacak şikâyet dilekçeleri hazırlayacaklardır. İlk dilekçe 23 Mayıs 1887 tarihinde Zileli Arif ve İbrahim Tevfik imzasıyla Tokat Mutasarrıflığına (Zile –Pazar arasında bulunan Kazova bölgesindeki Horuk Çiftliğinin sahibi Bekir Sami Paşa’ya) verilir. Daha sonra Hubyar dedelerinden Hatibin Ali olarak anılan Ali Efendi'nin de bulunduğu bir grup tarafından şikâyet dilekçeleri gönderilir.

            Hatibin Ali’ye, Bekir Sami Paşa’ya Mehemmed tarafından sitemler edilir:

            “Hatip seni kurt kuduzu dalaya                 “Horuk’ta oturur Milcan’ın başı

            Hazer olsun Tokat’ınan Zile’ye”                On iki imamlara o vurdu taşı”

 

            Şikayet dilekçelerinde neler yok ki !!!

            Anşa Bacı Kızılbaşlık propagandası yaparak taliplerini Devlete ve dine karşı kışkırtıyor, hâkim olduğu köylerden tehditle mal davar, yardım toplayarak silahlanıyor, en az 30 bin silahlı adamı var, yüzlerce atlıyla korunuyor, Hubyar Tekkesi’ne gidecek olan talipleri önlüyor, küçük oğlu Hasan’ı Sırrullah-Mehdi olarak tanıtıyor, yeni mezhep icat ediyor, aksi davranış gösterenlerin kılıçtan geçeceğini yayıyor, kadın-erkek karışık ibadet yapıyorlar… gibi devam ediyor.

            Bu şikâyetler üzerine Anşa Bacı (70) ve üç oğlu (Hüseyin Baba -30-, Ali Baba -26-, Hasan Baba -22-) ve damadı İbrahim Baba Tokat’ta 6 ay yargılanıyorlar. Şam’a süresiz sürgün kararı veriliyor. Hasta olan Hüseyin Baba hariç diğerleri İstanbul’a gönderiliyorlar. Bir yıl da İstanbul’da yargılama sürüyor, tersane komutanı Osman Paşa’nın da yardımlarıyla Şam’ın Rakka Bölgesine “menfi sürgün” kararı çıkıyor. Yaklaşık 3 yıl süren ve iddiaların/iftiraların asılsızlığı, Anşa Bacı’nın gösterdiği kerametler karşısında sürgün cezasının kaldırılması ve on binlerce insanın Amasya civarında karşıladığı Rakka Sürgünlerinin Acısu Köyü’ne tekrar dönüşü…

            Anşa Bacı’nın bu sürgünün sonunda adı “Büyük Herif” olmuştur. Bir kadına verilen erkek unvanıdır bu aslında. Ama Anşa Bacı sürgün sürecinde sürekli erkeklerin içinde kalmış ve onlara yaşlı kadın olarak görünmüştür. “Osmanlı bu Büyük Herif’ten başka sürgün edecek kimse bulamamış mı?” şeklinde serzenişlerde bulunulmuştur.

            Anşa Bacı nam-ı diğer Ciciş Ana, nam-ı diğer Büyük Herif;

            Şayet yapılan sorgulamalardaki iddiaları kabul etseydi, inancından ödün verseydi, talibin dağıtılmasına müsamaha gösterseydi, özetle “ikrarından dönseydi” aile yine de Şam’a sürgüne gönderilir miydi diye düşünmeden edemiyoruz.

            Anşa Bacı’nın duruşu Ehl-i Beyt’in duruşudur. 12 İmamların hiç birisi normal yatağında bu dünyadan göçmemiş hepsi şehit edilmiştir. İmam Hüseyin, Yezid’e “Eyvallah” etseydi hiç Kerbelâ yaşanır mıydı? Ama o zaman “Hüseyni Duruş” kalmazdı. Pir Sultan Abdal, Hızır Paşa’nın isteklerine “Eyvallah” deseydi darağacını belki boylamazdı ama “Pir Sultan Direnişi” diye bir duruş kalmazdı. Bu bağlamda; Anşa Bacı’nın Hak bildiği yolda tavizsiz yürümesi, gerekirse bütün aile fertlerini dahi feda etmesi Hüseyni Duruş’tur, Pir Sultan Direnişi’dir. 70 yaşında ve gerçekten hasta olmasına rağmen doktorun “sağlam” rapor vermesiyle ifadeye re’sen götürülerek sindirilmeye çalışılan Anşa Bacı direncidir Hak bildiği yolda boyun eğmemek.

            Anadolu’nun baskıya boyun eğmeyen dirençli ilk Alevi Türk kadın liderlerinden olan ve türbesi Zile’nin Acısu Köyü’nde bulunan Anşa Bacı’nın yaşamı, inanç felsefesi, arşiv belgeleri ve sözel aktarımlarla desteklenerek yapılması gereken bağımsız bir çalışma ve araştırma alanıdır. Bu çerçevede Anşa Bacı, “Yaşatılan Kültür Hazinelerinden” birisi olarak resmi kurum ve kuruluşlarca dikkate alınmalıdır.

            Anşa Bacı’nın şahsında Anadolu’nun bütün yiğit kadınlarının günleri kutlu olsun.

            (Not: Anşa Bacı ile ilgili ayrıntılı bilgiler VELİ BABA-ANŞA BACI ve SIRAÇ KÜLTÜRÜ kitabımızdan okunabilir.)