- 0 356 317 97 66
Kapitalist sistem sonucunda oluşan tüketim
çılgınlığı yarattığı ve insanları belirli
kalıplar
içinde hareket etmeye zorladığı özel günlerden biri de “14 Şubat Sevgililer
Günü”dür.
14 Şubat Sevgililer Gününün hikayesi III.
yüzyıla dayanmaktadır. Roma’yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir
hükümdar olan Roma İmparatoru 2.Claudius, Romalı erkeklerin aşklarını ve
ailelerini bırakıp savaşa gitmemeleri nedeniyle ordusunda yeteri kadar
savaşacak asker bulamayınca Roma’daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırır.
Aziz Valentina’da Cladudius’un hükümdarlığı
zamanında Roma’da yaşayan bir papazdır. Claudias’un yasağına rağmen
sevgililerin haline acıdığından gizlice çiftleri evlendirmeye devam eder.
İmparator Aziz Valentine, insanları evlendirmeye devam ettiğini öğrenince tutuklatır
ve 14 Şubat 270’te idam ettirir.
İdam edilmeden önce yattığı hapishanedeki
gardiyanın kızına aşk mektupları yazan Valentine, idam edilene kadar bu kıza
aşkını ilan etmiş. "Aşkın azizi" olan bu rahibin notları, bugünkü
Sevgililer Günü mesajlarının atası olmuştur. Romalılar tarafından İngiltere’ye
taşınan "Sevgililer Günü ritüeli”, daha sonraları dünyanın dört tarafına
yayılmıştır.
Yüzyıllardır dünyanın dört bir yanında bir
ritüel olarak kutlanan sevgililer günü, asırlar önce kendisini sevgi için feda
eden Valentine adına kutlanmaktadır.
14 Şubat tarihinin bir doğa kuralı olarak
bilinen kuşların çiftleşme günü ile örtüşmesi de günün bu özelliğinden dolayı sevgililerin
birbirlerine güzel sözler yazan notlar vermesine ve bu notlarda birbirlerine
Valentine diye hitap etmelerine vesile olmuştur.
Sevgililer günü, 14 Şubat, 1800'de Amerika'lı
Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana, çok sayıda
insanın kutladığı toplumsal bir olay olmuştur.
Bu günde sevgililere aşkın timsali olarak
yorumlanan kırmızı gül verilmesi bütün dünyada gelenek haline dönüşmüştür. Sevgililer
Gününü çiftler genellikle başbaşa geçirirler.
Amaç, sevdiği kişiyi mutlu etmektir.
Kitle iletişim araçları tarafından insanlar
üzerinde kurulan bir nevi manevi baskı nedeniyle bu özel günlerde, onların
yapmaları gereken bazı davranışların bulunduğu durmadan hatırlatılmaktadır.
Zamanla bu davranışlar mecburiyete dönüşmüştür. Sosyal yaratıklar olan insanlar
da çevrelerinde olup bitenlere bakarak mutluluğun formülünün bu olduğuna
inanarak söylenileni yapan robot canlılara dönüşmektedir desek yanlış birşey
yapmış olmayız kanısındayım.
14
Şubat Sevgililer Günü de bu dayatılmış alışkanlıklardan birisidir. Kapitalist
çevreden etkilenen, gördüklerini yapan ama düşünmeyen insanlar, kitle iletişim
araçlarının çerçevesini ve içeriğini belirlediği yapay ortamda hareket ederek
mutluluğu arar duruma gelmişlerdir. Bu önemli günde her iki cinsin birbirlerine
hediye almak zorunluluğunu hissetmeleri kitle kültürünün oluşturduğu etkiden
kaynaklanmaktadır.
Sevgililer gününde hediye kadar yaratılan
ortam da önem taşır. Sevgililer Günü çok sayıda evlenme teklifinin de
gerçekleştiği bir gündür.
Aşk,
insanlık tarihinin en eski ve derin duygularından biridir. Şairler, bu duyguyu
anlamlandırmak ve anlatmak için yüzyıllardır şiirleri kullanmıştır. Sevdayı en
incelikli haliyle anlatan aşk şiirleri yüzyıllardır aşkın evrenselliğini ve her
dilde farklı anlatımlarla vücut bulan halini bizlere gösterir Dünya edebiyatı,
aşkın farklı yönlerini işleyen sayısız unutulmaz şiirlerle doludur. Bunlardan
bazıları:
Benim gözlerim çizdi senin güzelliğini;
Seninkiler gönlüme pencereler açarak
Güneşi soktu
Coşsun, gözlesin diye seni (William Shakespeare)
Annabel
Lee
Seneler,
seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekden başka beni. (Edgar Allan Poe)
Dünya
edebiyatında olduğu gibi Türk Edebiyatında da aşk ve sevgi, en çok işlenen konudur. Divan edebiyatında
gazellerin ve mesnevilerin başlıca konusu aşktır. Fuzulî, Nedim ve Şeyh Galip
aşkı en üst düzeyde dile getirenlerdendir. Fuzulî’nin:
Yârab
belâ-yı aşk ile kıl âşnâ beni
Bir dem
belâ-yı aşktan etme cüdâ beni
deyişi, Nedim’in:
Bir söz
dedi cânan ki kerâmet var içinde
Dün
giceye dair bir işaret var içinde
deyişi ile
Şeyh Galib’in:
Yârin
bize bir selâmı yok mu
dizesi
bunlardandır.
Hiçbir düşünür Yunus gibi aşkı varlığın özü
olarak düşünmemiştir. Yunus’a göre dünyada sevgisiz kimse yoktur. Ondaki aşk genellikle Tanrı aşkıdır.
Aşk,
âşık edebiyatının temelini oluşturan konudur.
Aşkın
iğnesi ile dikilen dikiş
Kıyamete
kadar sökülmez imiş
diyen
Seyranî’ye göre insanlar arasında en güvenilir bağlılık aşk ile kurulabilir.
Aşk insanı Mecnun gibi çöllere sarar, Ferhat gibi dağları deldirir. Geçmişte
yaşanmış efsanevi aşklar halk edebiyatında halk hikâyelerinin ana konularını
oluşturmuştur.
Arzu ile Kamber, Emrah ile Selvihan, Kerem ile Aslı, Yusuf ile Züleyha ve
Tahir ile Zühre bunlardan
birkaçıdır.
Kerem ile Aslı Hikâyesinde Kerem aşkının
gücünü:
Hey
ağalar nicedeyim
Ben
dönerim gönül dönmez
ifadesiyle
dillendirirken, aşkı uğruna din değiştirmeyi bile göze alan Aslı da:
İşte
kırdım putum ile haçımı
Aman
Kerem, beni rüsvâ eyleme
biçiminde
seslenmiştir.
Âşık denilen halk şairleri sevgililerinin
güzelliğini ve onlara karşı duyduğu hisleri çok içli koşmalarla
betimlemişlerdir. Bunların başında:
Güzel
sevmek günah değil
Dört
kitapta yerin gördüm
diyen
Karacaoğlan gelir. Karacaoğlan’ın
şiirlerinde işlenen temel konu sevgidir.
Ben
güzele güzel demem
Güzel
benim olmayınca
biçiminde
söyleyişleri olan Karacaoğlan’da sevgi somut bir görünümdedir.
Âşık Veysel ise aşkı bir deyişinde:
Güzelliğin
on par'etmez / Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek
yer bulaman / Gönüldeki köşk olmasa
diyerek
aşkın yüceliğini kendi tavrı içinde ustaca tele dökmüştür. Günümüz şairleri
aşkı en güzel imgelerle dantel gibi işleyip dizelerine aktarmıştır.
Ben
senin hasretinle
Yanar
dururum ömrüm boyunca
diyen
Cahit Külebi, aşkı ve kadını hiç bayağılaştırmadan temiz ve asil duygularla
dile getirenlerin başında gelir. Bir
şiirinde:
Karadutum,
çatal karam, çingenem
Nar
tanem, nur tanem, bir tanem
diyen
Bedri Rahmi, Bir şiirinde:
Kim o deme boşuna / Benim ben
Öyle
bir ben ki gelen kapına
Baştan
başa sen
diyen
Özdemir Asaf. Bir şiirinde:
Ben sana mecburum
bilemezsin
Adını mıh gibi
aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor
gözlerin
Ben sana mecburum
bilemezsin
İçimi seninle
ısıtıyorum
diyen
Atilla İlhan. Bir şiirinde:
Seviyorum
seni
Ekmeği
tuza banıp yer gibi
Geceleyin
ateşler içinde uyanarak
Ağzımı
dayayıp musluğa su içer gibi
diyen
Nazım Hikmet. Bir şiirinde:
Babanız
yine âşık çocuklar
Duyurmayın
ananıza utanırım
diyen
Tahir Kutsi Makal gibi şairler sevgi konusunu çeşitli yönlerden ele alıp ustaca
işlemişlerdir. Bizim de aşkı işleyen pek
çok şiirimiz bulunmaktadır. Bunlardan birinde:
Gönül
dünyamın kitabı hey
Sevdalım
/ Çilem
Senden
gelir / Sana gider yüreğimde
Duygu
adına ne öğrenmişsem
Türkülerimin
yanık sesi hey
Sabrım
Aydınlığım
Yüreklere
düşen cemresi dünyamın
Doğruluğu
yol bilen
Can
yoldaşım benim
..... (MehmetYardımcı)
dizelerimle
konuyu bağlar, sevgililer gününüzü
yürekten kutlarım.