- 0 356 317 97 66
“Dünya Kadınlar Günü”
her yıl bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de 8 Mart’ta kutlanır.
Bu günün sabit bir tarih olarak belirlenmesi
1921 yılında Moskova’da toplanan 2.Uluslararası Komünist Kadınlar Konferansında
alınan karara dayanır. 1975 yılından sonra başlayan NATO ve Varşova Paktı
ülkeleri arasındaki yumuşamayla birlikte Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’da 16
Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak kabul etmiştir.
Türkiye coğrafyasıyla ANADOLU
kavramı özdeşleşmiştir. Neden BABADOLU değil de ANADOLU düşünülmesi gerekir.
Hiçbir ülkede bu kavram yoktur. Çünkü bizim içselleştirdiğimiz Anadolu; sadece
bir coğrafyanın adı değil, Ana’ya bağlı olarak sevginin/vatan sevgisinin, merhametin, üretkenliğin, fedakârlığın,
dayanaklılığın ve cesaretin de sembolüdür.
Tarihimiz eşi benzeri görülmeyen
yiğit, kahraman kadınlarımızın destanlaşmış mücadeleleriyle doludur. Adlarını
altın harflerle yazdırmış kadın kahramanlarımızdan bazılarının adları şöyledir:
1.
Nene Hatun: Erzurum Aziziye
Tabyası savunmasında Ruslara karşı savaşmıştır.
2.
Fatma Seher Erden: Kuva-yi
Milliye komutanı.
3. Şerife Bacı: Cephane taşırken donarak şehit olmuştur.
4. Makbule Hanım : Manisa’da milis kuvvetlerinde
savaşmıştır.
5. Rahmiye Hanım : Fransızlara karşı savaşırken
şehit olmuştur.
6. Halide Edib Adıvar : Milli mücadelede propaganda ve
cephe görevleri yapmıştır.
7. Sabiha Gökçen : Türkiye’nin ilk kadın savaş pilotu.
8. Nezahat Onbaşı : 12 yaşında cephede savaşmıştır.
9. Halime Çavuş : Erkek kılığıyla cephede
savaşmıştır.
10. Ayşe Hanım : Cephede lojistik destek
sağlamıştır.
11. Satı Kadın : Milli mücadele destekçisi ve ilk
kadın milletvekillerinden.
12. Fatma Çavuş : Milis kuvvetlerde görev almıştır.
13. Kılavuz Hatice : Fransızlara karşı direnişte
rehberlik yapmıştır.
14. Gördesli Halime : Ege direnişinde yer almıştır.
15. Fatma Şahin : Antep savunmasına katılmıştır.
--------------------------------------------------------------------------------
Elbette
ki bu liste uzayıp gitmektedir. Kurtuluş Savaşı’nda binlerce Anadolu kadını
gerek cephede, gerekse cephe gerisinde görev yapmıştır. Ancak, çoğunun adı
resmi kayıtlara geçmemiştir. Bu kadınlarımız da mücadele bayrağını
kendilerinden öncekilerden devralmışlardır. Zira Türklerin geleneğinde “Hakan
nerde Hatun orda” anlayışı vardır. Evde, işte, savaşta dahi hakanın
yanından hatunu ayrılmaz. Hatta hakan bir müşkülle karşılaştığında en yakın
destekçisinin hatunu olduğu görülür. Pir Sultan Abdal bir deyişinde der ki ; “Dişi
kuş değil mi yuvayı yapan / Erkek aslan ise eşi değil mi?”… İşte
bu “dişi aslanlardan” bazılarının
adları:
1. Hayme Ana: Osmanlı Devletinin kurucusu anasıdır.
2.
Kösem Sultan: Osmanlı
yönetiminin etkili kadın figürüdür.
3. Hürrem Sultan: Osmanlının kadınlar saltanatı döneminin en güçlü
sultanlarındandır.
4. Kadıncık Ana: Alevi inancının önemli kadın erenlerindendir.
5. Gül Baba’nın kızı Fatma Ana: Alevi inancında saygı duyulan
kadınlardandır.
6. Anşa Bacı: Anadolu’nun mücadeleci kadın erenidir.
7. Telli Nigar: Halk kültüründe kahraman bir kadın figürüdür.
Çoğu Avrupa ülkesinden önce kadına
seçme/seçilme hakkı vermiş olan ulu önder ATATÜRK,
Anadolu kadınının kahramanlığına bizzat tanıklık ettiği içindir ki onlar
hakkında çok manidar sözler söylemiştir:
“Dünyada hiç bir milletin kadını
‘Ben Anadolu Kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere
götürmekte Anadolu Kadını kadar emek verdim’ diyemez.”
“Şuna inanmak lazımdır ki dünya üzerinde
gördüğümüz her şey kadının eseridir.”
“Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların
erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir!”
“Ey kahraman
Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye
layıksın.”
--------------------------------------------------------------------------------
Dini
açıdan da kadının “baş tacı” olması gerektiğine dair rivayet ve olaylar vardır.
Peygamberimize
çocukları vefat ettiği için soyu kesilmiş anlamında “ebter” demişlerdir. Ebter, diyenler sonrasında yanılmışlardır
(Bk.Kevser Suresi). Çünkü, Hz Ali ile evlenen Peygamberimizin kızı Fatma
Ana’dan (Fatıma-tüz-Zehra) Hz Hasan, Hz Hüseyin, Hz Zeynep ve Hz Ümmü Gülsüm
dünyaya gelmiş dolayısıyla Peygamberimizin soyu (Ehl-i Beyt) Fatma Ana’dan
devam etmiştir. Fatma Ana bu nedenle “ışık,
nur” olarak nitelendirilmiştir. Derviş
Ali ;“Hak Muhammed Ali üçü bir kişi /
Fatma da cümlenin ser çeşme başı” deyişiyle bu nitelemeyi şiirleştirmiştir.
Yukarıda
adları geçen kahraman yiğit kadınlarımızdan ANŞA BACI’NIN hemşerimiz olduğunu da bu vesileyle hatırlatmakta
yarar var. Her nedense bu kahramanımızı gereği gibi ne anlayabildik, ne anlatabildik,
ne de yaşatabildik?
Oysa
Anşa Bacı, Zilemizin Acısu Köyü’nde yaşamış ve halen türbesi bu köyde olup
kocası Veli Baba’dan Hubyar Yolu’nu devralarak inancıyla Sıraçlara,
mücadeleciğiyle kadınlara örnek olmuş bir Anadolu kadın erenidir. 1893 yılında
Hakk’a yürümüş olan Anşa Bacı, sonradan asılsız olduğu anlaşılan iftiralara
maruz kalarak 3 oğlu ve damadıyla birlikte Tokat’ta yapılan yargılamanın
sonunda 2 oğlu ve damadıyla Şam’ın Rakka Bölgesi’ne sürgüne gönderilerek 3 yıl
süreyle yaşadığı topraklardan ailece koparılmış birisidir. Bilinmeli ki Anşa
Bacı, 70 yaşında hasta,
doktor
raporuyla ifade vermeye zorlanacak kadar baskılara maruz bırakılmış, okuma yazması dahi olmayan her şeyden önce bir
anadır. Yapılan isnat ve iftiraların hepsi asılsız çıkmıştır. Anşa Bacı zerrece
eğilmemiş, direnmiş sürgün yaşamını da ailece göze almışlardır. Bunun adı
Hüseyni duruştur, Pir Sultan direncidir, Eyüb’ün sabrıdır. Derviş Mehemmet
(Şamlı Memmet) : “Sırrın sezilmiyor Anşa Bacısın / Sırrı evliyasın Güruh Naci’sin / Müminlerin başındaki tacısın / Nurdasın ey Veli Babam nurdasın”
deyişiyle Anşa Bacı’ya methiyelerde bulunmuştur.
Yapay zekâya dahi sorulsa Anşa Bacı
adı önünüze çıkar ama maalesef ki
Zile’mizin hiçbir yerinde Anşa Bacı adına rastlayamazsınız. Çünkü adını verecek
yetkili/makam bu güne kadar olmamıştır. (Not:
Anşa Bacı hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler Zile Özhaber
Gazetesi’nin basımının yapıldığı Akay Matbaası’ndan VELİ BABA-ANŞA BACI ve SIRAÇ KÜLTÜRÜ kitabını temin
edebilirler.)
Biraz da bu konuda Zile ölçeğinde zülfü
yâre dokunacak olursak:
-
Zile’ye hiç
kadın kaymakam ataması yapılmamıştır.
-
Zile’de kadın
belediye başkanı olmamıştır.
-
Zile’nin 20
mahallesinin sadece 2’sinin muhtarı kadındır.
-
Zile’ye
bağlı 114 köyün sadece 1’inin muhtarı kadındır.
Erkek egemenliğine dayalı toplum
olduğumuz siyasi partilerden de anlaşılıyor. Zile Belediye Meclisinin cinsiyetlerine göre sayılarına bakıldığında:
CHP:
7 erkek üye MHP: 5 erkek üye AKP: 1’i kadın 2’si erkek 3 üye. Toplam
15 belediye meclisinde sadece 1 kadın üye. Oysa bütün partiler “kadın kolları” oluşturarak, kadınların
oyunu alabilmek için ev-ev, mahalle-mahalle onların enerjisinden yararlanmışlar
ama temsil edilmede adeta kadınları yok saymışlardır. İl Genel Meclisi’ne
seçilen üyelerde de durum farklı değildir. CHP:
1’i kadın 1’i erkek 2, AKP: 1 erkek, MHP:1 erkek üye.
Her
ne kadar İmam Cafer; “İnsanlar; tarağın dişleri gibi eşittir”
demiş olsa da Zile’deki bu tabloyu görünce sözünü geri alır mıydı acaba? Herkesin
adil ve demokrat bir tavırla düşünmesi gerekir.
Sözümüzü
Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözleriyle bağlayalım:
“Erkek
dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde / Hakk'ın yarattığı her şey, yerli yerinde / Bizim
nazarımızda, kadın erkek farkı yok / Noksanlık, eksiklik; senin görüşlerinde”
Söylemler
ete kemiğe büründürülüp eyleme dönüşmediği sürece atalarımızın deyimiyle; laf-ı güzaftır.