-8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ VESİLESİYLE-

 
ANADOLU’NUN YİĞİT KADINLARINI SAYGIYLA ANIYORUZ… İsmail ÇELEBİ - Emekli Bakanlık Müfettişi

Dünya Kadınlar Günü” her yıl bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de 8 Mart’ta kutlanır.

 

            Bu günün sabit bir tarih olarak belirlenmesi 1921 yılında Moskova’da toplanan 2.Uluslararası Komünist Kadınlar Konferansında alınan karara dayanır. 1975 yılından sonra başlayan NATO ve Varşova Paktı ülkeleri arasındaki yumuşamayla birlikte Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’da 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak kabul etmiştir.

 

            Türkiye coğrafyasıyla ANADOLU kavramı özdeşleşmiştir. Neden BABADOLU değil de ANADOLU düşünülmesi gerekir. Hiçbir ülkede bu kavram yoktur. Çünkü bizim içselleştirdiğimiz Anadolu; sadece bir coğrafyanın adı değil, Ana’ya bağlı olarak sevginin/vatan sevgisinin, merhametin, üretkenliğin, fedakârlığın, dayanaklılığın ve cesaretin de sembolüdür.

 

            Tarihimiz eşi benzeri görülmeyen yiğit, kahraman kadınlarımızın destanlaşmış mücadeleleriyle doludur. Adlarını altın harflerle yazdırmış kadın kahramanlarımızdan bazılarının adları şöyledir:

1.      Nene Hatun: Erzurum Aziziye Tabyası savunmasında Ruslara karşı savaşmıştır.

2.      Fatma Seher Erden: Kuva-yi Milliye komutanı.

3.      Şerife Bacı: Cephane taşırken donarak şehit olmuştur.

4.      Makbule Hanım : Manisa’da milis kuvvetlerinde savaşmıştır.

5.      Rahmiye Hanım : Fransızlara karşı savaşırken şehit olmuştur.

6.      Halide Edib Adıvar : Milli mücadelede propaganda ve cephe görevleri yapmıştır.

7.      Sabiha Gökçen : Türkiye’nin ilk kadın savaş pilotu.

8.      Nezahat Onbaşı : 12 yaşında cephede savaşmıştır.

9.      Halime Çavuş : Erkek kılığıyla cephede savaşmıştır.

10.    Ayşe Hanım : Cephede lojistik destek sağlamıştır.

11.    Satı Kadın : Milli mücadele destekçisi ve ilk kadın milletvekillerinden.

12.    Fatma Çavuş : Milis kuvvetlerde görev almıştır.

13.    Kılavuz Hatice : Fransızlara karşı direnişte rehberlik yapmıştır.

14.    Gördesli Halime : Ege direnişinde yer almıştır.

15.    Fatma Şahin : Antep savunmasına katılmıştır.

--------------------------------------------------------------------------------

                   Elbette ki bu liste uzayıp gitmektedir. Kurtuluş Savaşı’nda binlerce Anadolu kadını gerek cephede, gerekse cephe gerisinde görev yapmıştır. Ancak, çoğunun adı resmi kayıtlara geçmemiştir. Bu kadınlarımız da mücadele bayrağını kendilerinden öncekilerden devralmışlardır. Zira Türklerin geleneğinde “Hakan nerde Hatun orda” anlayışı vardır. Evde, işte, savaşta dahi hakanın yanından hatunu ayrılmaz. Hatta hakan bir müşkülle karşılaştığında en yakın destekçisinin hatunu olduğu görülür. Pir Sultan Abdal bir deyişinde der ki ; “Dişi kuş değil mi yuvayı yapan / Erkek aslan ise eşi değil mi?”…  İşte bu “dişi aslanlardan” bazılarının adları:

1. Hayme Ana: Osmanlı Devletinin kurucusu anasıdır.

2.  Kösem Sultan: Osmanlı yönetiminin etkili kadın figürüdür.

3. Hürrem Sultan: Osmanlının kadınlar saltanatı döneminin en güçlü sultanlarındandır.

4. Kadıncık Ana: Alevi inancının önemli kadın erenlerindendir.

5. Gül Baba’nın kızı Fatma Ana: Alevi inancında saygı duyulan kadınlardandır.

6. Anşa Bacı: Anadolu’nun mücadeleci kadın erenidir.

7. Telli Nigar: Halk kültüründe kahraman bir kadın figürüdür.

 

Çoğu Avrupa ülkesinden önce kadına seçme/seçilme hakkı vermiş olan ulu önder ATATÜRK, Anadolu kadınının kahramanlığına bizzat tanıklık ettiği içindir ki onlar hakkında çok manidar sözler söylemiştir:

“Dünyada hiç bir milletin kadını ‘Ben Anadolu Kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu Kadını kadar emek verdim’ diyemez.”

   “Şuna inanmak lazımdır ki dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”

  “Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir!”

 “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”

--------------------------------------------------------------------------------

                        Dini açıdan da kadının “baş tacı” olması gerektiğine dair rivayet ve olaylar vardır.

                        Peygamberimize çocukları vefat ettiği için soyu kesilmiş anlamında “ebter” demişlerdir. Ebter, diyenler sonrasında yanılmışlardır (Bk.Kevser Suresi). Çünkü, Hz Ali ile evlenen Peygamberimizin kızı Fatma Ana’dan (Fatıma-tüz-Zehra) Hz Hasan, Hz Hüseyin, Hz Zeynep ve Hz Ümmü Gülsüm dünyaya gelmiş dolayısıyla Peygamberimizin soyu (Ehl-i Beyt) Fatma Ana’dan devam etmiştir. Fatma Ana bu nedenle “ışık, nur” olarak nitelendirilmiştir. Derviş Ali ;“Hak Muhammed Ali üçü bir kişi / Fatma da cümlenin ser çeşme başı” deyişiyle bu nitelemeyi şiirleştirmiştir.

                       

                        Yukarıda adları geçen kahraman yiğit kadınlarımızdan ANŞA BACI’NIN hemşerimiz olduğunu da bu vesileyle hatırlatmakta yarar var. Her nedense bu kahramanımızı gereği gibi ne anlayabildik, ne anlatabildik, ne de yaşatabildik?

 

                        Oysa Anşa Bacı, Zilemizin Acısu Köyü’nde yaşamış ve halen türbesi bu köyde olup kocası Veli Baba’dan Hubyar Yolu’nu devralarak inancıyla Sıraçlara, mücadeleciğiyle kadınlara örnek olmuş bir Anadolu kadın erenidir. 1893 yılında Hakk’a yürümüş olan Anşa Bacı, sonradan asılsız olduğu anlaşılan iftiralara maruz kalarak 3 oğlu ve damadıyla birlikte Tokat’ta yapılan yargılamanın sonunda 2 oğlu ve damadıyla Şam’ın Rakka Bölgesi’ne sürgüne gönderilerek 3 yıl süreyle yaşadığı topraklardan ailece koparılmış birisidir. Bilinmeli ki Anşa Bacı, 70 yaşında hasta, doktor raporuyla ifade vermeye zorlanacak kadar baskılara maruz bırakılmış,  okuma yazması dahi olmayan her şeyden önce bir anadır. Yapılan isnat ve iftiraların hepsi asılsız çıkmıştır. Anşa Bacı zerrece eğilmemiş, direnmiş sürgün yaşamını da ailece göze almışlardır. Bunun adı Hüseyni duruştur, Pir Sultan direncidir, Eyüb’ün sabrıdır. Derviş Mehemmet (Şamlı Memmet) : “Sırrın sezilmiyor Anşa Bacısın / Sırrı evliyasın Güruh Naci’sin  / Müminlerin başındaki tacısın /  Nurdasın ey Veli Babam nurdasın” deyişiyle Anşa Bacı’ya methiyelerde bulunmuştur.

            Yapay zekâya dahi sorulsa Anşa Bacı adı önünüze çıkar ama maalesef ki Zile’mizin hiçbir yerinde Anşa Bacı adına rastlayamazsınız. Çünkü adını verecek yetkili/makam bu güne kadar olmamıştır. (Not: Anşa Bacı hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler Zile Özhaber Gazetesi’nin basımının yapıldığı Akay Matbaası’ndan VELİ BABA-ANŞA BACI ve SIRAÇ KÜLTÜRÜ kitabını temin edebilirler.)

 

                        Biraz da bu konuda Zile ölçeğinde zülfü yâre dokunacak olursak:

-          Zile’ye hiç kadın kaymakam ataması yapılmamıştır.

-          Zile’de kadın belediye başkanı olmamıştır.

-          Zile’nin 20 mahallesinin sadece 2’sinin muhtarı kadındır.

-          Zile’ye bağlı 114 köyün sadece 1’inin muhtarı kadındır.

 

Erkek egemenliğine dayalı toplum olduğumuz siyasi partilerden de anlaşılıyor. Zile Belediye Meclisinin cinsiyetlerine göre sayılarına bakıldığında:

                        CHP: 7 erkek üye MHP: 5 erkek üye AKP: 1’i kadın 2’si erkek 3 üye. Toplam 15 belediye meclisinde sadece 1 kadın üye. Oysa bütün partiler “kadın kolları” oluşturarak, kadınların oyunu alabilmek için ev-ev, mahalle-mahalle onların enerjisinden yararlanmışlar ama temsil edilmede adeta kadınları yok saymışlardır. İl Genel Meclisi’ne seçilen üyelerde de durum farklı değildir. CHP: 1’i kadın 1’i erkek 2,  AKP: 1 erkek, MHP:1 erkek üye.

                        Her ne kadar İmam Cafer; “İnsanlar; tarağın dişleri gibi eşittir” demiş olsa da Zile’deki bu tabloyu görünce sözünü geri alır mıydı acaba? Herkesin adil ve demokrat bir tavırla düşünmesi gerekir.

 

                        Sözümüzü Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözleriyle bağlayalım:

                        “Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde / Hakk'ın yarattığı her şey, yerli yerinde / Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok / Noksanlık, eksiklik; senin görüşlerinde”

 

                        Söylemler ete kemiğe büründürülüp eyleme dönüşmediği sürece atalarımızın deyimiyle; laf-ı güzaftır.