80. YAŞINDA MEHMET YARDIMCI VE ŞİİRİ ÜZERİNE

 
Prof. Dr. Özlem FEDAİ

                                                                                                 

Yıllar evvel yollarımızın Buca Eğitim Fakültesinde kesiştiği sevgili Hocam Mehmet Yardımcı, 60 yıllık sanat hayatına, pek çok değerli ve nitelikli eser sığdırmış, evvela şair, ardından araştırmacı, yazar ve kıymetli bir akademisyen olarak ömrünü edebiyata adamıştır. Eserlerinin hem yapısal açıdan hem de sanatsal değer bakımından değerlendirilmesini özellikle okura ve araştırmacılara bırakmış; Halk Edebiyatı alanındaki bilimsel çalışmalarının topluma faydalı olmasına önem verirken, şiiri söz konusu olduğunda daha mütevazı davranmış; şiirin okuyucuda bıraktığı etkiyle anlaşılmasını, anılmasını istemiştir.

Jean- Paul Sartre dil için “Kabuğumuz ve duygularımızdır o bizim, bizi başkalarına karşı korur ve onları bize tanıtır, duygularımızın uzantısıdır. Dil içinde tıpkı bedenimizdeki gibiyizdir; tıpkı ayaklarımızı ve ellerimizi hissedişimiz gibi onu da başka erekler uğruna aşarken hissederiz”  der. Aslında bu tarif şiir için de doğrudur.

Gerçekten dil de şiir de gönül telimizi titretir, başkalarıyla en samimi şekilde iletişim kurmamızı sağladığı gibi başkalarına karşı da korunmanızı sağlarlar bir kalkan gibi. O dille ve şiirle sevginin türlüsünü, vefanın türlüsünü, güzelliğin türlüsünü yansıtırsanız hele değmeyin gönlün keyfine…

İşte 60 yılı aşmış şiir serüveninde Mehmet Yardımcı hocanın şiiri de dili de “Gönül Hattı”nızı yarıp geçmiş, samimiyetiyle, empati yeteneğiyle ruhu kanatlandırmıştır. 

Şiir gönül sesidir

 Umut penceresinde

 Düş görülen dille yazılır

 Acının, sevincin, öfkenin nefesidir

 İçini ısıtan ışıktır

derken şiirin gücünün, gözyaşlarından fırtınalar koparacak kadar çok olduğuna işaret eder.

Yardımcı şiiri, dostluğa uzatılan zeytin dalı, söze şairce dokunuş” olarak görür. Ancak şiire ruh verenin de “okuyucu” olduğuna inanır.

                         “Yazandan çok

   Ruh verir dizelere okuyan” diyerek.

Mehmet Yardımcı ile 1997 yazında DEÜ Buca Eğitim Fakültesinde “Kemal Tahir’in Romanlarında Tarih ve Toplum” konulu bir master tezi hazırladığım sırada, master hocam Hüseyin Tuncer’in ofisinde tanışmıştık. Öğrendim ki fakültemize Halk Edebiyatı Yardımcı Doçenti olarak gelmiş. Yazdıklarımı hocama gösterip onun eleştirilerini dinlerken Yardımcı’nın gözlerindeki ve sesindeki babacan edayı hiç unutamam. Hocama dedi ki:

“Yahu zaten üç kişinin yapabileceği ağır bir tez vermişsin kıza, bunaltmasana”. O an arkamda âdeta koca bir dağ gibi yükseldi Yardımcı Hocanın sesi ve ondan nasıl bir güç

Sonraki zaman dilimlerinde en az bir Halk Edebiyatı asistanı kadar örnek aldım onu ve azimli, özverili çalışmalarını. Derken şiirler yazdığını, şiir kitapları olduğunu öğrendim hatta hediye etti bana. Yunuslama adlı kitabını imzalarken, gelecekte nasıl bir öğretim üyesi olacağıma dair gözlemlerini de yazarak beni gururlandırmıştı. Ben de Yunuslama kitabındaki şiirlerle alakalı, “Yunuslama Yahut Gecikmiş Bir Hatırlayış” başlıklı bir yazı kaleme aldım. Yazının başında bir fıkra vardı, bu fıkrayı o zaman 40. Sanat yılını idrak eden ama bizim bu durumu fark etmeyişimize atfederek koymuştum yazının başına. Sanırım fıkra öyleydi:

Temel, Amerika’dan Trabzon’a gelen bir konuğa çevreyi gezdirir. Amerikalı konuk çevreyle tanışırken bir yandan da Türkçe birkaç sözcük öğrenmeye çalışır. Bir ağacın yanından geçerken Amerikalı, Temel’e sorar:

-Biz İngilizce’de buna “tree” deriz. Ya siz ne dersiniz?

-Haçan Biz bir şey demeyuz, yanından geçer gideruz...” der Temel.

Yazıya şöyle devam etmiştim:

“Mayıs 2002’de 40. Sanat yılını kutladı Mehmet Yardımcı... Tıpkı Temel fıkrasındaki gibi hiçbir şey demeden “yanından geçtik” şiirinin. Yanından geçtiğimiz, şöyle bir nazar atıp kıymetini bilmediğimiz onca değer gibi...”  Evet gerçekten de öyleydi, Mehmet Yardımcı’nın şiiri, özünde memleket olan, Anadolu olan, Zile kokan, Kurtuluş Savaşı, burcu burcu sevgi kokan, erdemi, dostluğu, iyiliği, kaynaşmayı, birliği, kültürün tüm renklerini, halkın emeğini kutsayan, kilim gibi ilmek ilmek yurt sevgisini dokuyan bir şiirdi ve kıymeti yazık ki pek bilinememişti. Öğretmenlikten dişiyle tırnağıyla geldiğini, azmiyle Halk Edebiyatı sahasında yüksek lisans ve hele kırkından sonra da doktora yaptığını öğrenince bir “pes” çıkmıştı ağzımdan.

Sonraki yıllarda da Yardımcı’nın şiirlerine nazar atmayı sürdürdüm ve gerek temaları bakımından gerekse Cahit Külebi şiiriyle karşılaştırmalı olarak şiirlerini incelemeye çalıştım. Şiirlerinde sadece Külebi’nin değil Dağlarca’nın da izlerini buldum. “Külebi” deyince gözleri bir ayrı parlıyordu, meğer hocasıymış. Hisarcılar diyordu, Varlık diyordu, hele Kıyı dergisi deyince daldı gitti. Sonra Tarla dedi, Türk Dili dedi, yazmadığı dergi kalmamıştı. Dağlarca’yı da en az hocası Külebi kadar seven Yardımcı’nın, şiirlerindeki destanî ruh biraz da Dağlarca’nın nefesini solumasındandı.

 

Şiir Yazmaya Acı Çekerek Başlamak

Şiir serüvenine çok küçük yaşlarda acı çekerek başlamış Mehmet Yardımcı. 1945’te Zile’de dünyaya geldiği düşünülünce, ilk şiiri olan “Menekşe”yi, 1957’de (12 yaşında) 5. Sınıf öğrencisiyken yazmış, ancak öğretmenini ve sınıf arkadaşlarını şiiri kendisinin yazdığına bir türlü inandıramamış hatta sınıftan atılmıştı. Şiir için belki de ilk kez acı çekmeye başlamıştı. Çünkü ondaki şiir kumaşı öylesine sağlamdı ki o yaştaki bir çocuğun hayal gücünün ve dil becerisinin çok üstünde bir hassasiyetle şiir yazmıştı.

Aynı durumu lisede tekrar yaşamış; Ankara Gazi Lisesi’nde öğrenciyken okulu adına liseler arası şiir yarışmalarından birine katılmış; jürideki Devlet Tiyatrosu sanatçılarının şiiri çok beğenmelerine rağmen onun yazdığına inanamadıkları için ona ödül vermemişti. Ancak jüri başkanı Semih Sergen, cebinden bir tükenmez kalem çıkarıp “bol bol şiir yaz”masını tavsiye etmesi üzerine bolca şiir yazmıştı Mehmet Yardımcı bu öğüde uyarak. İlk şiiri “Menekşe”yi 1962’de Terrcüman gazetesinin eki İnci’ de yayımlaması ardından “Anne” şiiri gelir. Yıllar sonra bu şiirden özünü alan “Ana” şiiri, Grup Kızılırmak tarafından bestelenecektir.

Şiir yazma tutkusu her geçen gün artan Mehmet Yardımcı, şiirlerini Çağrı, Çağıltı, Ege Sanat, Halay, Hisar, İnanç, Kalem, Kıyı, Ozan, Tarla, Türk Dili, Varlık, Yelken, Ozan, Özün gibi önemli dergilerde yayımlamış; 1982’de “Öğretmenim” adlı şiiri, MEB’in Türkiye Öğretmenler ve Sanatçılar Arası Şiir Yarışması’nda ikincilik ödülü almıştır. Öğretmenle Anadolu’yu kucaklaştıran bu şiirin ardından 1985’te İsveç’te Uluslararası Hümanizm Festivali jüri özel ödülü aldığı “Yunuslama” şiirinin beğeniyle karşılanması da şaşırtıcı olmadığı gibi, Bulgarca’ya bile çevrilen Kerem İçimde Yandı adlı şiir kitabının, soylu bir Anadolu duyarlılığı taşıması da şaşırtıcı değildir. Yunus’a yakın bir ses, bilge bir ulu kişiye döner sayfalar arasında. Avuçlarınıza santim santim, avuç avuç Anadolu’yu ümidi, direnci, dayanışmayı verir. Babası da İstiklal Madalyası sahibi bir gazi olduğundan şair, bu bilinçle Kurtuluş Savaşı destanı yazmıştır. Atatürk’ü, Anadolu’yu bu bilinçle sevmiş ve anlatmıştır.

Yardımcı için şiir, Anadolu’yu, Kafkasya’yı, Orta Asya’yı ve Balkanları bir eden, mekânsız ve zamansız, yalın ve hoş bir soluk alıştır. Şiir onun dilinde Zile’den taşmış, Ankara’yı vurmuş, ardından Çanakkale, Bursa, Amasya, Malatya, İzmir’i aşmış peşi sıra sürükleyerek Azerbaycan’a, Kırım’a, Kafkasya'ya uzanmıştır. Anadolu dillenmiş, Kurtuluş Savaşı’yla destanı yazılmış, çocuğuyla, yaşlısıyla, Ökkeş’iyle, Maviş’iyle ve tüm dertleriyle, bereketiyle, yokluğuyla, varlığıyla şiire yansımıştır.

Anamın yazmasındaki çiçekler gibi

                         Fesleğen kokar pencerelerin

 Mutluluk arayanların yüreğisin

                         Tarihi Kahramanlıklarla dolu yurtsun

 Sen Anadolusun”  dizelerinde bu duyguları çağıldar.

Mehmet Yardımcı’nın şiiri tıpkı hocası Külebi'deki Anadoluculuk, memleket sevgisi, doğaya bakış biçiminden etkilenmiş ancak Külebi’deki kendisini doğanın çocuğu gibi görmek yerine, belli hisleri anlatmak için doğadan yararlanmıştır.

Her şairin kitabında elbet hayatından sayfalar vardır ama Yunuslama’dan Gönül Hattı’na kadar Yardımcı’nın şiirlerinde aslında hayatıdır göze çarpan. Zile’nin, Ankara’nın gurbetidir iliklerine işleyen. Ne yazarsa ne şekilde yazarsa yazsın Yardımcı’nın tüm şiirlerinde olduğu gibi 60. Yılına adanmış Gönül Hattı’ndaki şiirlerde de ümitsizliğe yer yoktur. Karamsarlığı sevmez şair zira. Şiir, onun ümit penceresidir. Mehmet Yardımcı, geleneğin birikimini modern şiirin teknikleriyle yani hâlihazır ile harmanlayan, memleketi Zile'yi, Atatürk’ü, öğretmenliğini, yurt sevgisi, aşkı, doğayı şiirinin merkezine koyan ve bunu yaparken de dilin sınırlarını zorlamaktan çekinmeyen çok yönlü bir şair portresi ortaya koymuştur.

Şairin 2012’de 50. Sanat yılı anısına hazırlanan Yazma adlı şiir kitabı, 2022 yılında 60. Sanat yılı anısına Gönül Hattı adlı şiir kitabı yayınlanır. Bu eserin Yazma (2012) adlı eserinin yayımından sonra yazdığı 118 şiiri ihtiva ettiği düşünülecek olursa, sanatçının ne kadar üretken olduğu anlaşılabilir.  O zaman özellikle Yazma ve Gönül Hattı şiir kitaplarındaki temalarına bir göz atalım:

 

Yazma Kitabındaki Şiirlerinde Temalar

•Aşk, Sevgi ve Özlem: “Sevda Çiçeği, Sevda Suçlusu, Kerem İçimde Yandı, Sevda Miti, En Güzel, Dilek, Sevgi Pınarı, Sensin, Sevgi Eylemi, Ressamca Sevi, Bilir Misin, Sen, Bir Sevi Öyküsü, Mutluluğun Evrimi, Karam, Sevgi Üstüne, Sevda Yeniği, Göz” vb. şiirlerinde işlenir. 

•Memleket (Zile, Anadolu) ve Sıla Hasreti: “Çocukluğumuzda Zile, Zileli’ye Sesleniş, Zile Özlemi, Siz De Mi, Zile Kalesi, Zile Güzellemesi, Dörtlük, Kaldırım Taşları, Malatya, İznik, Memleket Öyküsü”.

•Toplumsal Gerçekçilik, Emek ve Yaşam Mücadelesi: Şair, Anadolu insanının yaşam zorluklarını, emeğini ve çilesini göz ardı etmediği “Çile, Aynı Hesap, Yürüyüş, Gerçek, Kural, Kömür İşçisi, Amele, Sabır, Irgat, Binlerden Biri, Köşker Mustafa, Şaşkınlık. vb.

•Tarih, Millî Mücadele ve Atatürkçülük: Şairin öğretmen kimliği ve babasının Kurtuluş Savaşı gazisi olması, bu temayı kişisel ve güçlü kılar. “Kurtuluş Savaşı Destanı, Cumhuriyet Davulu, Dünya Haritası, 19 Mayıs, Dokuz Eylül, Kasım 10, Bilinç, Tüfekliler” vb. şiirlerinde bu temayı işler.

•Doğa: Doğa hem bir gözlem alanı hem de duygular için bir metafor kaynağıdır. “Menekşe (ilk şiiri), Ballıca Mağarasında, Yeşil, Ceviz Ağacı, Çakıl Taşı.”

•Sanat, Şiir ve Gelenek Üzerine: Bir halk edebiyatı akademisyeni olarak bu konularda da şiirler kaleme almıştır. “Âşığın Soy Ağacı, Şair, Türk Sanatı” şiirlerinde bu temaya rastlarız.

•Varoluşsal Temalar (Yalnızlık, Ölüm, Zaman): “İsyan, Ölüm, Hüzün, Üzüntü, Deli Var, Takvimin Öyküsü

 

Gönül Hattı Kitabındaki Temalar

Mehmet Yardımcının 60 yıllık şiir serüvenini içeren Gönül Hattı kitabı, tematik zenginliği ile de dikkat çeker. "Anlıyor musun, Can Yoldaşım, Kırk Sekiz Yıl" adlı şiirlerinde, şairin eşi Mediha hanıma duyduğu aşk ve sevgi ile saygıyla örülmüş bir evliliğin izleri yer alır. Ayrıca "Aşkı Fısılda, Deli Yüreğimde, Gönül Bahçemin, Gönül Dilim, Gönül Hattı, Gördün mü, Güneş Parçası Gibi" vb. şiirlerinde aşk, sevda ve bu kutsal duygulara övgü temaları dikkat çeker.

Atatürk sevgisi, memleket ve millet sevgisini iç içe işlediği Atatürk, Azerbaycan gibi şiirleri yanında Türklük, millî kültür, gelenek mesajlarıyla Aytmatov'u övdüğü "Aytmatov'da Tanıdık" ve "Bakü’nün” gibi şiirlerinde Azerbaycan Türkiye kardeşliği, Türklük bilinci de okuyucuyu selamlar.

Gönül Hattı kitabında doğa doğa sevgisi bereket ve hatıralar eşliğinde karşımıza çıkar. Bu kitapta sanatçının geçmişte yaşadığı veya sevdiği Ankara, Amasya, Bursa, Çanakkale gibi şehirler sadece kişisel mazisi sebebiyle değil barındırdıkları tarih ve Kültür şuuru ile de şiirlerinde yer bulurken, “Badem, Çay, Cemre, Deniz, Buğday, Çiçek, Dağ, Çınar Yaprağının Serüveni, Ege'de Deniz" vb. şiirlerinde doğa güzelliği ve bu güzelliğe beslediği hayranlık dikkatimizi çeker.

Yardımcı’nın şiirinde bazen bir kültür aktarımı olarak da doğa yer alır örneğin "Hıdırellez" şiirinde, umut, bereket, baharın müjdesi olarak görülen Hıdırellez eşliğinde bir kültür aktarımı yapılır.

Sanatçı bazen insan mekân-eşya ilişkisini “Kapılar” adlı şiirinde ortaya koyar. Bazen de Türk kültürünün zenginliğini "İznik'te Türk Mührü", "Bursa", "İzmir" "Bir Sevdadır Amasya", "Eski Saatin Sarkacında" gibi şiirlerinde sergiler. ,"İleri Yaşlarda” adlı şiirinde gençliğe özlem ve zamanın akıp gidişini; “İnsan Olmak” şiirinde ise erdem, iyilik, insan olmanın temellerini dile getirir. "Çocuklar, Çocukluğumdan" gibi şiirlerinde çocukluğa özlem, çocukluk teması ele alınır.

Yardımcı'nın bu kitabının özünde de memleket vardır. Özlemiyle, sevgisiyle, hüznüyle, aidiyeti ile, değerleriyle. "Ankara, Çay, Atatürk, Çınar Yaprağının Serüveni, Düş Gezgini, Gizem, İkilem vb. şiirleri tanığımdır.

Bazen ayrılık ve ölümle birleşir memleket sevgisi "Kabir Yerinde" şiirinde olduğu gibi, bazen de Atatürk sevgisi ile.  “Kazakistan, Kırgız Güzeli, Kırım Hüznü” gibi şiirlerinde Türk İslam kültürünün ortak mirası yansıtılır. "İşçiler" şiirinde olduğu gibi Mehmet yardımcı yoksulluk ve hayat zorlukları karşısında işçi sınıfını da anlatmadan edemez.

 

 

Şiirlerinde İmgeler

İmgeci bir şair değildir Yardımcı ama şiirlerinde güzel bazı imgelere de yer verir çünkü "hayal yönü kuvvetli" şiirler yazar.

“Kerem İçimde Yandı” (Yardımcı, s. 28) şiirindeki "Kirpiklerimden iri geçti bulutlar" dizesi, yoğun bir kederi görselleştiren özgün bir imgedir. Gözyaşını "bulut" ile ilişkilendirerek hem hüznün ağırlığını hem de görüşü bulandırmasını tek bir karede birleştirir.

“Sevda Suçlusu” (Yardımcı, s. 42) şiirindeki "Telgraf tellerince uzamış türkü gibi yürekli" dizesinde, görsel, işitsel ve duygusal yönü olan imgeler iç içe geçmiştir. Burada sevilen kadının "yürekliliği"; hem "telgraf teli" gibi (mesafeleri aşan, gergin, iletişim taşıyan) hem de "uzamış türkü" gibi (bitmeyen, yankılanan, hüzünlü) olarak betimlenir.

Yardımcı’nın şiirlerinde alışılmamış bağdaştırmalara yani dilin yerleşik kullanım kalıplarının dışına çıkarak, normalde bir araya gelmeyecek kelimelerin şaşırtıcı bir biçimde birleştirilmesiyle oluşturulan sanata da rastlanır. Böylece yeni imgeler kurar Yardımcı. Örneğin, “Evren Tutsak Ellerimde” (Yardımcı, s.48) şiirindeki "Sessizliği yiyormuş bekçi düdükleri" dizesi, bu duruma çarpıcı bir örnektir.

Benzer bir kullanım “Göz” (Yardımcı, s.153) şiirinin son dizesi, "Geceler renkleri yer bitirir"de de karşımıza çıkar. Renklerin, "gece" tarafından "yenilip bitirilmesi", karanlığın somutlaştırılması ve canlı bir varlığa benzetilmesini sağlar ve yok oluşu, unutuşu vurgular.

“Hüzün” (Yardımcı, s.141) adlı şiirindeki “Gönül yasım yağar/Yağmur yerine” dizelerinde de “yağmak” fiilinin “gönül yası” ile ilişkilendirilmesi dikkat çeker. Gönül Hattı kitabındaki “Anlıyor Musun” şiirinde de şiir dürülür, bükülür, kirpik arasına gizlenir. Her sabah, âşığın gözbebeklerine birer imge ile yerleştirilir:

                      “Sana yazdığım şiirleri biliyor musun

Kâğıda dökmediğim

Mektup niyetine vermediğim postaya

Sesli okumadığım

Sevda düşleri gördüğüm gecelerde

Dürüp büküp

Kirpiklerimin arasında gizlediğim

Her sabah

İlk gözüne bakışımda

Gözbebeklerine

Bir imgesini yerleştirdiğim

Sevda yükü

Şiirlerimi biliyor musun”       (“Anlıyor Musun”, Gönül Hattı, 16)

Gönül Hattı’ndaki şiirlerinde dikkat çeken bir özellik “Anadolu, bağımsızlık, şehitlik, vatan” gibi konularda sık sık tekrar ettiği “tapu” sözcüğüdür. “Kınalı Ali'lerdir/ Mustafa çavuşlardır/ Şan veren/ Vatanın vazgeçilmez tapusu” dizeleri de bu durumun bir örneğidir. Bu dizelerle şair, sanki “Bu vatanın tapusu bizdedir, bunu herkes böylece bilmelidir”, kararlılığını yeni nesle haykırıyor gibidir.

Sadece Anadolu, yurt ve tabiat sevgisi, memleket sevgisi, ümit ve kararlılık olacak değildir ya şiirlerinde Yardımcı, bir ömrü birlikte geçirdiği, hayat yolunu birlikte yürüdüğü eşine de seslenir bu şiirlerde. “Can Yoldaşım” şiirinde, eşine duyduğu sevgi ve saygıyı, onu eski Anadolu medeniyeti içindeki tanrıçalara benzetip ölümsüzleştirerek göstermiştir. Sevgili eşi Mediha Yardımcı, kızı ve oğlu ve torunlarıyla olan saadet dolu yuvası şiirlerinde yansır Yardımcı’nın.

          “En güzel tanrıça Hera sanki…

Bir yanın sarı saçlı

Ay Tanrıçası Artemis sanki

Namus timsali

Anadolu kadınlarının önderi…

Bir yanın Antik Mezopotamya’da

Sümer Aşk Tanrıçası İnanna gibi

Efsane kahramanım…” dizeleri Mediha Hanım’ın şairin gönlündeki, gözündeki değerini yansıtır.

Yardımcı’nın şiirlerindeki tematik bütünlük (tutarlılık), yalnızca vatan, coğrafya veya aşk gibi belirli konseptlerin işlenmesiyle değil, aynı zamanda bu temaları birbirine bağlayan; Anadolu, gönül, toprak, sevda gibi anahtar sözcüklerin metinler boyunca yinelenmesi yoluyla da güçlendirilmektedir. Şairin yalın ve samimi üslubu, büyük ölçüde günlük dilin sözdizimini takip eden cümle yapıları ve doğrudan anlatımlarla sağlanırken; şiirsellik ve şaire özgü bağdaştırmalar ise daha çok anlamsal düzeyde gerçekleşen metaforlar, özgün imgeler ve benzetmelerle (örneğin güneşin yorgun tekeri; kavakların ürpertisindeki gizem vb.) kurulmaktadır.

Özetle Mehmet Yardımcı’nın şiir dili, tematik düzlemde bir halk ozanı kimliği sunarken, bu kimliği dilbilimsel düzlemde hem geleneksel hem de modern metin kurucu unsurlarla ustaca birleştirmektedir.

Bazı Adamları Seversiniz…

Çünkü Umutla yaşamışlar, umuttan söz etmiş, umut dağıtıp umut bulaştırmışlardır. Umutla birlikte mutluluk da bulaştırmışlardır herkese. Dostluğun, sevdanın, anıların, vatan toprağının, memleket sevgisinin kıymetli olduğunu bilir ve yazdıklarıyla kayda geçirirler. İnsanın değerini bilir ve onun hak ettiği gibi yaşaması gerektiğini anlatırlar. El emeğini, alın terini, Ökkeş’in ahırını, Maviş’in derdini, anaların yazmasını, fesleğen kokan memleket pencerelerini anlatırlar.

Bazı adamları seversiniz. Size memleketi, milleti, çocukluğu, çocuksuluğu, bir kente/kasabaya ait olmanın ne demek olduğunu, sevmenin, el emeğinin, kültürün var olduğunu ısrarla yazarak öğretirler.

Bazı adamları seversiniz, nefes almanın, gülümsemenin kıymetini bilir, yaşama sevinciyle dolu olduklarından, doğaya, aşka âşıktır, dağlara, denize, denizin altındakilere, üstündekilere cümlesine doğanın... Sizin bakmadığınız gibi bakar, görmediğiniz gibi görür anlatamayacağınız gibi anlatırlar onu. Çünkü bazı adamlar hayal kurmayı sever, kurdurmayı sevdirdikleri kadar. Dünyanın savaşmadığı, kimsenin ezilmediği, hakkın yenmediği, sevenlerin kavuştuğu, vefanın baş göz üzre olduğu bir dünya düşler ve anlatırlar, üstelik herkesi böyle bir dünya kurulabileceğine şiirle inandırırlar. Onlar, insanların birbirlerinden güç alarak ayakta kalabileceğine, her türlü güçlüğün ancak dayanışma ile aşılabileceğine de sizi şiirleriyle inandırırlar.

Bazı adamları seversiniz kıyıda deniz insanı, köyde köylü, tarlada işçi, mahpusta mahkûm oluverir; onların dilinden konuşabilirler. Ama illa Ziledir, Zilelidir coşkusunun kaynağı,… Amasya’yı, Bursa’yı, Ankara’yı, İzmir’i hatta Kırım’ı, Azerbaycan’ı anlatsa da hep Zile işlemiştir damarlarına. Onunla yaşar, onu anlatır, onu özler. 

Bazı adamları seversiniz dilinden bal akıtır, gözünüzden yaş...  Sonra elinize umutla, emekle, halk kültürüyle dokunmuş bir mendil veriverir geleceğe karamsar bakmayın diye. Bazı adamları seversiniz, çünkü hep sevdadan, mutluluktan söz ederler. Mutlu yaşamışlar, mutluluk bulaştırmışlardır herkese. Çünkü bilirler bulaşıcı olduğunu, kendinize bulaştırmadan başkasına bulaştıramayacağınızı da. Bazı adamları seversiniz, çünkü vatan toprağının kıymetini bilirler, Atatürk’ün kıymetini bildikleri kadar. İşte 80. Yaşını kutladığımız sevgili Hocam Mehmet YARDIMCI böyle bir şair, böyle bir adamdır. Sevgi dolu ailesi, gurur kaynağı evlatları ile daha nice yıllar yazması ve üretmesi dileğiyle… biçimindeki  konuşması dikkat çekmiştir.