- 0 356 317 97 66
(Vefatının 53. Yılında özlemle andığımız Âşık
Veysel’le ilgili 1974’te Yalınyazı (Maşat) Ortaokulu Müdürü iken Âşık Zefil
Necmi üzerine araştırmalar yaparken öğrendiğim ve Derleme Notlarıma
kaydettiğim, Anadolu’nun iki önemli âşığı Âşık Veysel ve Zefil Necmi
buluşmasının öyküsünü iki âşığın da ruhları şad olsun diyerek paylaşıyorum.)
Atatürk’e
“Atatürk’tür Türkiyenin İhyası” Şiirini okumak için Köyden köye geçerek
Ankara’ya giderken uğradığı Maşat’a (Yalınyazı köyüne) girişte ilk kapıyı çalan
Âşık Veyel ve İbrahim adlı arkadaşı ev sahibine:
“Uzun Yoldan
Sivas’tan geliyoruz. Yarın Ankara’ya gideceğiz.
Bir geceliğine Tanrı misafirini kabul eder misiniz.” deyince ev sahibi mecburen buyur etmiş. Biraz hoş
beşten sonra, önlerine sofrayı kurup, evde olan yemekleri önlerine koyup, bahçedeki
tuvaletin yerini de söyleyip “Biz bir yere gideceğiz. Geç geliriz. Kapının
sürgüsünü arkadan kapatmayın, eve girmek için sizi uyandırmayalım.” deyip
gitmişler.
Maşat (Yalınyazı) bir
alevi köyü olması nedeniyle o gece köyde Birlik Kurbanı ve Cem varmış. Cemde ev
sahibinin durgunluğundan bir sıkıntısı olduğunu anlayan Dede:
“Senin bir sıkıntın
mı var, çok dalgın duruyorsun deyince:
‘Dedem, buraya
gelmeden az önce kapım çalındı iki Tanrı misafiri geldi. Biri omuzunda sazı
görme özürlü bir kişi, diğeri de onun yol arkadaşı imiş. Mecburen eve aldım.
Önlerine bir sofra kurdum, evde olan yemekleri de sofraya koyup geldim. Aklım
onlarda kaldı. Onlar evde yoğurt, pilav, fasulye yerken ben burada birlik
lokması yiyeceğim.” demesi üzerine Dede:
“Elinde saz olandan
kemlik gelmez. Git evine misafirlerini getir.” deyince gidip Âşık Veysel ve
arkadaşını getirmiş.
Meydan Hizmetlerine
başlamadan önce kısa sohbetlerin üzerine âşıklar bir iki deyiş söyleyip halkın birikmesini
beklerken, Dede Âşık Veysel’e “Senin de
sazını dinleyelim” deyince Veysel önce ilk
öğrendiği türkü olan Kul Abdal’ın
sözleri:
Takdirden gelene
tedbir kilinmaz
Ne kilayim care ben
simden geri
Yaram turlu turlu
merhem bulunmaz
İstersen merhem cal
simden geri
Gecti gitti muhabbet
cagi
İrakip bahceye kurmus
otagi
Yikilsin cevresi
bostani bagi
Egilsin bagina bar
simden geri
Kul abdal'im yalan
dunya vefasiz
Alemde bir yare
düstüm devasiz
Sen bana yar olman be
hey vefasiz
Var kimin olursan ol
simden geri
biçiminde olan deyişini okuyup peşine Sivas
yöresinden bir türkü söyleyince türkü biter bitmez, kucağında sazı ile bekleyen
zakir âşık Zefil Necmi, o ortamda doğaçlama okuduğu bir söyleyişle, biraz da Dede’ye sitem ederek, doğaçlaması da olmayan acemi bir âşığa cemde
meydan vermesini deyiş yerine türkü
okutmasını yermiştir.
Âşık Veysel’in niyaz
edip sazını yanına bıraktığını gören Dede, “Sazı yerde bırakmayın, duvara asın
deyip kaldırtmıştır.
Zakir
Âşık Zefil Necmi, cemden sonra Âşık
Veysel’in kalbini kırdığını düşünerek sabah
Veysel’in misafir olduğu eve gitmiş, Vesel’e:
“Akşam kalbini
kırdım. Kusura bakma.” deyince, Veysel:
“Ben de Aleviyim,
cemi, yolu yordamı iyi bilirim. Kul Abdal’ın bir deyişinden sonra
okumamalıydım. Sana kırgın değilim.” demiş.
Bunun
üzerine Zefil Necmi Veysel’e: “Ankara’ya niye gidiyorsun. Bir işin mi var?”
deyince Veysel:
“Her şeye bir sebep lazım. Nahiye Müdürümüz Ali Rıza Bey, köye geldiğinde bana:
‘Cumhuriyetin onuncu yılı için güzel bir destan hazırla, bayramda nahiyeye gel
okursun.’ dedi.
Ben de ilk defa:
Atatürk'tür Türkiye'nin ihyası
Kurtardı vatanı düşmanımızdan
Canını bu yolda eyledi feda
Biz dahi geçelim öz canımızdan
Sinesini hedef etti düşmana
Ölmüşken vatanı getirdi cana
Çekti kılıcını çıktı meydana
Gören ibret aldı meydanımızdan
Çekildi sancaklar dayanmaz canlar
Şarktan garba gitti Türk'teki şanlar
O kadar paşalar o zabitanlar
Ayrılmadı asla sağ yanımızdan
Dumlupınar Sandıklı'nın cephesi
Dağları yıkıyor topların sesi
Kahraman askerin hücum etmesi
Cihan sele gitti al kanımızdan
Kaçırdık düşmanı bulunmaz izi
Bir hücumda geçti öte denizi
Siyanet ettiler askerimizi
Vatan memnun kaldı zabitanımızdan
Şeyh Sait de yüzün tuttu isyana
Milletini hor baktırdı vatana
Fakir fukarayı boyadı kana
Öyle şeyhler çoktur külhanımızdan
Çağırdım Şeyh Said sağır mı diye
Başında sarığı değir mi diye
Tarttılar şeyhleri ağır mı diye
Haberin doğrulttun urganımızdan
Şeriatı düşündüler şerciler
Birtakım millete fesat verdiler
Her biri bir yerde hep geberdiler
Onlar kurtulmadı toplarımızdan
Aklı başınd'olan düşünür bunu
Şeriatçı oldu tüketen onu
Dağda belde fukaraya soygunu
Veren onlar idi vatanımızdan
Menemen mes(e)lesi geldi meydana
Orda birkaçları uydu şeytana
Mehdi diye kendi kendin urgana
Taktı kurtulmadı darlarımızdan
Gazi Paşa Haziretli bir kişi
Ne kadar cesaret tuttu bu işi
Sarmıştı vatanı düşman ateşi
Esirgedi bizi ziyanımızdan
İddiacı Türkiye'nin insanı
Çalışmakla kazandık biz vatanı
Aç kurt gibi parçaladık düşmanı
Şecaat görünce aslanımızdan
Kurtardık vatanı bu belalardan
Tiren hattı küşat ettik her yerden
Terrakk'etti mektebimiz hep birden
Teşekkür kazandık müşranımızdan
Hükümet de milletini kayırdı
Bir af etti hapisleri koyverdi
Adaletle tebligatlar duyurdu
Çok şeref kazandık bayramımızdan
Türkiye'yi adalette yaşattı
Dağları deldirdi demir döşetti
Millete bir altın kemer kuşattı
Haşa nankör olman devranımızdan
Aşık Veysel bunu böyle söyledim
Benden de yadigar bu kalsın dedim
Sözlerim yalan mı dinle efendim
Kürrei arz doldu hep şanımızdan
biçimindeki bu destanımı okudum. İlk deyişim budur.
Şiirimi çok beğenip
bize ver bu şiiri, Ankara’ya gönderelim. Gazetede yayımlarlar, belki Atatürk de görür, okur. Demeleri üzerine
şiirimi onlara vermeyip Atatürk’e okuma
hevesine kapılarak arkadaşım İbrahim’le köy köy dolaşıp Ankara’ya
gidiyoruz.” demesi üzerine Veysel’in
sesini, sazını ve şiirini çok beğenip etkilenen Zakir Âşık Zefil Necmi,
Veysel’in kucağındaki sazı alıp doğaçlama olarak:
Dünyaya şan verdi bu azim bayram
Bin
yaşasın Cumhuriyet bayları
Bizler
bu kanuna olmuşuz hayran
Soyunduk
karayı giydik ağları
Şuleyi
güneşten bayrak açıldı
Af
edilip nice borçtan geçildi
Şad
oldu millet şerbet içildi
Abad
etti bahçeleri bağları
Okuyup
yazmak kolaya bindi
Hamdolsun
devrimiz iyiye döndü
Düşman
mağlup oldu sindi söyündü
Çifte
çifte takınalım tuğları
Cumhuriyet
millet binler yaşatır
Baş
kumandanımız Gazi Paşa’dır
Büyük
nutku şu ülkeyi kuşatır
Halledip
pişirdi bunca çiğleri
Bu
vatan bir zaman arada kaldı
Gazi
Paşa sanki gayıptan geldi
Ülkemiz
dünyaya baş serdar oldu
Sadakatla
bulduk biz bu çağları
Vatan
için çalışanlar mert oldu
Eski
kanun bu devirde mürt oldu
Türke
karşı direnişler alt oldu
Toplarımız
iniletti dağları
Artık
düşmanlardan korkumuz yoktur
Adil
hükümete şükrümüz çoktur
Kanunda
nizamda emriniz haktır
Defettik
yokluğu bulduk varları
Her
tarafa tren yolu kuruldu
Millet
muhtaç idi nasip verildi
Kırk
saatlik yere hemen varıldı
Nüfuzu
da deldi geçti dağları
Vilayetim
Tokat yerimse Tuzla
Bundan
geri her an eylerim dua
Düşman
için daim çıkarız ava
Hazır
ettik tüfek ile tığları
Zefil
Necmi artık yoktur kederim
Sayenizde
böyle gayret güderim
Atatürk’e her an dua
ederim
Şad etmiştir nutku
yerle gökleri
diyerek Âşık Veysel’in 10. Yıl için
hazırlayıp okuduğu şiirden etkilenerek Necmi’nin doğaçlama söylediği şiiri Veysel de çok beğenip Zefil
Necmi’ye:
“Şiirin çok güzel,
akşam da seni çok beğenmiş ve taktir etmiştim. Sen de bizimle gel. Ankara’ya
beraber gidelim.” demiş, Fakat Zefil Necmi: “Ben Maşat’ın sığırcısıyım, bırakıp
gidemem” deyip reddetmiş ama geriye
güzel bir Atatürk ve Cumhuriyet şiiri bırakmıştır. (Mehmet Yardımcı’nın Derleme
Notlarından)