SAVAŞLARI KİM KAZANIR?

 

Başlıktaki soruya elbette birden fazla cevap vermek mümkündür? Her verilecek cevabın da mutlaka haklılık payı vardır.

            Savaş deyince akla sadece askeri savaş gelmemeli; cehaletle savaş, ekonomik savaş, psikolojik savaş, siber savaş, enformasyon (bilgi) savaşı, hibrit savaşı, biyolojik/kimyasal savaş, kültürel/ideolojik savaş… Savaş, savaş, savaş… Savaş aynı zamanda yarıştır, uzun soluklu olmayı gerektirir. Dayanabilen kazanır.

 

            Savaşlar hayatın içinde tarih boyunca sürekli var olmuştur. Yazının bulunmadığı dönemlerin kayıtları olmadığı için ilk yapılan savaşın hangisi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, Mısırlılar ile Hititler arasında MÖ.1274 tarihinde yapılan Kadeş Savaşı/Anlaşması kitaplarda yazılı olduğu için bilinen ilk savaş olarak kabul edilir.

 

            “Bu güne kadar yapılmış olan savaşları kim kazanmıştır?” sorusuna tek yanıt verilmesi istenirse, bana göre hiç düşünmeden kısaca “KİTAP” derdim.

            Bu cevap çok klâsik gelebilir ama üzerinde düşünüldüğü zaman kitabın ilim/bilim/fen/teknoloji olduğu, kitabın eğitim olduğu, kitabın medeniyet olduğu, iman olduğu, güç olduğu anlaşılacaktır. Kitap bilgidir, bilgi ise güçtür.

            Allah’ın ilk emrinin “İkra/Oku” olduğu dikkate alındığında bile bütün savaşları “Bilinçli olarak çok okuyanların kazanacağını” söylemeye bile gerek yoktur. Bakalım 2025 yılında hangi ülkeler çok kitap okumuştur:

            Bir yılda kişi başına okunan kitap sayısı:

            ABD      : 17 kitap                                Türkiye       : 6 kitap

            İngiltere : 15 kitap                                 S.Arabistan: 5 kitap

            Fransa    : 14 kitap                               İran             : 2 kitap

                              

            Yukarıdaki 6 ülkenin ilk üçü Müslüman değil, son üç ülke Müslüman. Bu tablodaki veriler yediden yetmişe herkesi düşündürmesi gereken bir durum değil midir? Neden gelişmiş ülkeler çok kitap okuyor da az gelişmiş/gelişmekte olan ülkeler az kitap okuyor? Oysaki gelen ilk emrin “Oku” olduğuna iman edilen ülkelerde kitap okuma oranının (dijital okuma dahil) en üst düzeyde olması gerekmez mi? İslâm’ın bu emri teorik olarak çok ifade edilmiş ama Hristiyan ülkeler güçlü eğitim sistemler kurarak bu emri pratiğe dönüştürmüşlerdir.     Maalesef ki, kitap okuma oranlarına odaklanmanın ötesinde, ülkemizde hâlen okuryazarlık düzeyine ilişkin sorunların varlığı dikkat çekmektedir. Asgari 2 milyon insanımızın okuma yazma bilmediği resmi kayıtlarla sabittir.

 

            Yaklaşık 40 yıl önceydi, radyodan iki öğrenci grubunun bilgi yarışmasını canlı dinliyordum. Grubun birisine yöneltilen soru:

            “Fatih Sultan Mehmet patatesi sever miydi?”

            İlk tepkimi “Böyle yarışma sorusu mu olur?” diye göstermiştim. Cevabı öğrendikten sonra sorunun çok güzel hazırlanmış olduğunu kabul ettim. Çünkü bu soruya cevap verebilmek için patatesin anavatanının Amerika olduğunu, dolayısıyla Amerika’nın ne zaman keşfedildiğini (1492), Fatih Sultan Mehmet’in ne zaman doğmuş olduğunu (1432) bilmek gerekirdi. Bu yarışma sorusunun yazı konumuzla bağlantımız ise; Fatih Sultan Mehmet’le Osmanlı Devleti ‘Yükselme Dönemi’ni yaşarken Amerika diye bir ülkenin dahi olmaması. Kıta 1492 yılında keşfediliyor, Devlet 1787 yılında kuruluyor ve bugün dünyaya adeta hükmediyor.  Bu ülkenin insanları bizim 3 katımız, İran’ın 8 katı kitap okuyor. Bu insanlar herhalde gösteriş olsun, keyf olsun, vakit geçsin diye kitap okumuyorlardır.

 

            Araştırmalar bizim toplumumuzun yaklaşık %70’nin hiç kitap okumadığını, 65 yaş üzerinde olanlarda ise %14’lük bir grubun kitap okuduğunu,  günlük 6 saat TV izlendiğini ve 3 saat internet tükettiğini (sosyal medya ağırlıklı)  gösteriyor. Dijital içerikler okuma biçimini değiştiriyor ama derinlik ve katkı sağlamayı azaltıyor.

 

            Okumanın, sohbetin, tartışmanın, yorumlamaların ne denli gerekli olduğuyla ilgili olarak belki de ilk defa okuyacağınız tarihi bir gerçekliği de burada ifade etmeden geçmeyelim, araştırmacılara çok güzel bir belge olacağından da eminim.

            Zile’de önceki yıllarda yaşamış Sıraç büyükleri “muhabbet” amaçlı yapılacak toplantılara “Harfe Oturma-Harfe Durma” derlermiş. Bu ifade çok manidar. Çünkü ‘harf’ yazının başıdır. Harflerden-hece, hecelerden-kelime, kelimelerden-cümle, cümlelerden-metinler-kitaplar meydana gelir. Tokat Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ödüllü “Bir Harf Bir İnsan” projesiyle de ilişkilendirdiğim de Veli Baba/Anşa Bacı Sıraçlarının “Harfe Oturma-Harfe Durma” deyimini ne kadar da isabetli seçip kullandıkları anlaşılmaktadır.

 

            Pir Sultan Abdal:                                            Hamdullah Efendi:

            “Abdal Pir Sultan'ım gel gir bu harfe     “Şeriattan tarikata girersen

            Cevahir kıymetin hare etme sarfa                       Marifet ilminde harfe durursan

            Her olur olmaza açma bir sofra  Hakikat güllerin dere bilirsen

            Emeğin zayi olur doyuramazsın”                        Ümmül kitap fetmi kelam sendedir”

 

            Derviş Ali:                                                       Kul Veli:

“Kâmil ol ki kemâlâta yetesin                 “Velim eydir harfe ereyim dersen         

Kendini bilur eyle bile kopasın               Hakkın cemalini göreyim dersen

Marifette dört kapını yapasın                            Sorgusuz cennete gireyim dersen

Elbet her kapunun bir harfi vardır”                    Candan sevdiğine kıyabildin mi?”

 

            Sonuç:

            Her türlü savaşı kazanan tek silah kitaptır. Kimin kitabı güçlüyse sürdürülebilir galibiyet ondadır.

           

            (Not: Karşılaştığım Lise öğrencilerine; -Zile Halk Kütüphanesi nerede? diye sorarım, genelde “Yıkıldı, yenisi yapılmadı” diye cevap verirler, bir kısım öğrenci de “Hiç gitmedim, bilmiyorum” demektedirler. Merak ediyorum okullar/sınıflar/şubelerden Zile Halk Kütüphanesi’ni tanıma amaçlı yakın çevre gezisi yapanlar olmuş mudur?)