- 0 356 317 97 66
Havaların ısınmasıyla
birlikte kenelerde çıkmaya başladı. Kene ısırması sonucu meydana gelebilecek
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının insan sağlığını ciddi şekilde
tehdit ettiğini belirtilerek vatandaşlar uyarıldı. Erzincan’da kene ısırması
sonucu 1 kişi hastanede tedavi altına alındı.
Erzincan’da her yıl Toplum Sağlığı Merkezi
personelleri tarafından, köylerde yaşayan vatandaşlara Kırım Kongo Kanamalı
Ateşi (KKKA) hastalığı hakkında eğitim verilerek, bilgilendirmeler yapılıyor.
Sağlık ekipleri "Keneyi hafife almayın
tedbiri elden bırakmayın" sloganıyla uyarılarda bulunarak şu bilgilere yer
verdi:
"Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi, keneler
tarafından taşınan Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirüs grubuna ait bir
virüsle oluşan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı,
kusma, ishal ve ağır vakalarda kanama gibi bulgular ile seyrederek ölümlere
neden olabilen zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşan) karakterli bir
enfeksiyon hastalığıdır.
KKKA ilk olarak 12. yüzyılda Tacikistan’da
tanımlanmıştır. Hastalık, keneler tarafından insanlara tutunmasını takiben
idrarda, tükürükte, rektumda ve abdominal kavitede kan görülmesi ve vücutta
yaygın kanamalarla tarif edilmiştir. 1944-45 yıllarında Rusya’nın Kırım
bölgesindeki Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden
Sovyet askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım Hemorajik Ateşi adı
verilmiştir. 1956 yılında Zaire’de de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit
edilmiştir. 1969 ise Kongo virüs ve Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı
virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi olarak hastalık yeniden
adlandırılmıştır.
Hastalık ülkemizde ilk olarak 2002 yılında
dikkatleri çekmiş ve 2003 yılında kesin tanısı konmuştur. KKKA vakaları,
hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği dönemden
başlayarak ülkemizde bahar ve yaz aylarında görülmektedir. Hastalık ülkemizde
bulaştırıcısı kene türünün yaşam alanlarıyla uyumlu bir şekilde görülmektedir.
İlk kez Tokat ili ve civarında dikkatleri çeken Kırım
Kongo Kanamalı Ateşi vakaları çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz
ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaşmaktadır.
Etken Bunyaviridae ailesinden Nairovirus grubundan
tek sarmallı RNA virüsü olan Crimean-Congo haemorrhagic fever virüsüdür.
Hastalık ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya
bununla temas sonucunda bulaşmaktadır. Ülkemizde hastalığın bulaştırıcısı asıl
kene türü Hyalomma marginatum’dur. Bunun yanı sıra hastalık viremik dönemdeki
hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku, vücut çıkartılarına korunmasız
temas sonucunda da bulaşabilmektedir.
İnkübasyon süresi kene tutunmasından sonra
genellikle 1-3 gün, en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, vücut sıvısı ve
diğer dokularla temas sonrasında 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
Hastalığın tedavisinin esasını destek tedavisi
seçenekleri oluşturmaktadır. Bu gün için hastalıktan korunmaya yönelik
etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmamaktadır.
Ülkemizde hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir.
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne
yönelik çalışmalar Bakanlığımız tarafından bir program dâhilinde
yürütülmektedir. Kişisel korunma önlemlerinin alınması hastalığın kontrolü için
ön planda olduğundan Bakanlığımızca vatandaşlarımızın hastalık ve korunma
önlemleri konusunda bilgilendirilmesi ve toplumda farkındalık oluşturulması
çalışmaları yoğun bir şekilde yürütülmektedir.
Ülkemizde KKKA bahar aylarında görülmeye
başlamakta olup yaklaşık %4-5 fatalite hızıyla seyretmektedir. Yıllar
itibariyle vaka görülme durumlarına bakıldığında artış ve azalış eğilimlerinden
bahsedilebilmekte olup en yüksek vaka 2009 yılında 1318 vaka olarak
gerçekleşmiştir. Her ne kadar 2017 yılında 343 KKKA vakası tespit edilmiş olsa
da ülkemizde hala önemini korumaktadır.
Kırım Kongo Kanamalı Ateşinden korunmak için;
Tarla, bağ, bahçe, orman ve piknik alanları gibi
kene yönünden riskli alanlara gidilirken, kenelerin vücuda girmesini engellemek
maksadıyla mümkün olduğu kadar vücudu örten giysiler giyilmeli, pantolon
paçaları çorapların içerisine sokulmalı ve ayrıca kenelerin elbise üzerinde
rahat görülebilmesi için açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir.
Kene yönünden riskli alanlardan dönüldüğünde kişi
kendisinin ve çocuklarının vücudunda (kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve
diz arkası dâhil) kene olup olmadığını kontrol etmeli, kene tutunmuş ise hiç
vakit kaybetmeden çıplak el ile dokunmamak şartıyla vücuda tutunduğu en yakın
yerden tutarak uygun bir malzeme ile (bez, naylon poşet, eldiven gibi)
çıkarmalıdır.
Kişi keneyi kendisi çıkaramadığı durumlarda en
yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Kene ne kadar erken çıkarılırsa
hastalığın bulaşma riskinin de o kadar azalacağı unutulmamalıdır.
Hastalık hayvanlarda belirti göstermeden
seyrettiğinden hastalığın sık olarak görüldüğü bölgelerde bulunan hayvanlar
sağlıklı görünse bile hastalığı bulaştırabilirler. Bu sebeple hayvanların
kanlarına, vücut sıvılarına veya dokularına çıplak el ile temas edilmemelidir.
Hastalığa yakalanan kişilerin kan, vücut sıvıları
ve çıkartıları ile hastalık bulaşabildiğinden, hasta ile temas eden kişiler
gerekli korunma önlemlerini (eldiven, önlük, maske v.b.) almalıdır.
Kene tutunan kişiler, kendilerini 10 gün süreyle
halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma veya ishal
gibi belirtiler yönünden izlemeli ve bu belirtilerden bir veya bir kaçının
ortaya çıkması halinde derhal en yakın sağlık kuruluşuna müracaat etmelidirler.
Hastalığa sebep olan mikrobun taşıyıcısı, saklayıcısı
ve bulaştırıcısı olan keneler uçmayan, zıplamayan, yerden yürüyerek vücuda
tırmanan eklem bacaklı hayvanlardır. Vücuda tutunan veya hayvanların üzerinde
bulunan keneler kesinlikle çıplak el ile öldürülmemeli ve patlatılmamalıdır.
Keneler üzerine sigara basmak, kolonya, gaz yağı gibi maddeler dökmek kenenin
kasılmasına sebep olarak vücut içeriğini kan emdiği kişiye aktarmasına sebep
olacağı için yapılmamalıdır."