- 0 356 317 97 66
Milletlerin geçmişlerinde, onların
kaderlerini değiştiren, geleceklerini aydınlatan, toplumu bütünüyle kavrayarak
köklü bir değişim ve gelişime, yeni bir yapı ve oluşuma yönelten önemli olaylar
ve tarihler vardır. Bu tarihler ve olaylar eğer, o toplum geleceğinin hareket
noktası, başlangıcı olabilirse, önem kazanarak bayramlaşır ve kalıcı hale gelir.
19 Mayıs, Türk milletinin bağımsızlık ve
özgürlük mücadelesinin sembolü olup, Cumhuriyet'in temellerinin atıldığı tarihi
bir dönüm noktasıdır. Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a
çıkarak Kurtuluş Savaşı'nı başlatması, Türk milletinin düşman işgaline karşı
topyekûn direnişinin başlangıcıdır.
Türk İstiklal Savaşının ve Türk milli
devletine giden yolun başlangıcı olduğu için 19 Mayıs, milli bayram ilan
edilmiştir. Türk gençliğine armağanı ise Ulu Önder Atatürk’ün gençliğe verdiği
değerin ifadesidir.
Türk Milleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında
kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa
Kemal ortaya çıkmış ve Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açmıştır.
19 Mayıs 1919’da başlayan Milli Mücadele, Mustafa
Kemal’in planlaması ve stratejik dehasıyla başarıya ulaştığının ilk eylemidir.
Dönüşü olmayan yola girilmiş; Milli Mücadele’nin hazırlık dönemi, milli orduyu
düzenleme dönemi ve emperyalist işgal güçlerine karşı savaş dönemi artık
başlamıştır.
Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a
çıkıp emperyalist işgale karşı Ulusal Kurtuluş Savaşı ve saraya karşı ulusal
egemenlik mücadelesi yürütürken asla toplumsal gerçeklikten kopmamış, sürekli
bilimsel analizler yapmış ve akıllı stratejilerle başarıya ulaşmıştır. Mustafa
Kemal’in halkla kaynaştığını sezen
İngilizler saraydan Mustafa Kemal’in derhal İstanbul’a dönmesini istetmişlerse
de sarayın emrine uymayan Mustafa Kemal geri dönmemiştir.
19 Mayısı anlamak için, o tarihte ülkenin
içinde bulunduğu koşulların olumsuzluğunu bilmek gerekir. Çünkü; “1911-1918
arasında devam eden savaşlar sonrası Osmanlı Devleti; milyonlarca
insan, yüz binlerce kilometrekare toprak kaybetmiş, sadece Doğu Trakya,
İstanbul ve Anadolu kalmıştı. Halkın
yüzde 80’i köylerde ve tarımla uğraşmakta, yüzde 70’i salgın
hastalıklarla pençeleşmekte, yüzde 95’i
okuma-yazma bilmemekteydi. Ülkede ne yeterli fabrika, ne yeterli yol, ne
yeterli okul, ne yeterli öğretmen, ne yeterli hastane, ne yeterli doktor vardı.
Ülkenin milli varlıkları ve temel kaynakları yabancıların elindeydi.
30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması ile;
önce ordular dağıtılmış, silah ve cephaneye el konulmuş, tersaneler,
demiryolları, limanlar İtilaf devletlerince kontrol edilmeye başlanmış, Hükümet memur maaşlarını bile ödeyemez olmuştu.
13.Kasım.1918’de İstanbul; ve Mustafa Kemal’in Samsun’a hareket etmesinden bir
gün önce, 15.Mayıs.1919’da İzmir işgal
edilmişti. Ülke elden gitmek üzereydi. İstanbul’daki Osmanlı Saray Hükümeti
İngiliz, Fransız ya da ABD himayesine sığınma yanlısıydı.
Mustafa Kemal, en güvendiği yakın arkadaşları
olan III.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bey (General Bele), Kurmay Albay
Manastırlı Kâzım Bey (General Dırık), Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi
(Süsoy), Doktor Albay İbrahim Talî Bey Kurbay Yarbay Mehmet Ârif Bey, İstihbarat
Şubesi Müdürü Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey, Topçu Binbaşı Refik Bey, Yüzbaşı Cevad
Abbas, Kurmay Mülhakı Mümtaz, Kurmay Yüzbaşı İsmail Hakkı, Emir Subayı Yüzbaşı
Ali Şevket, Kâlem Âmiri Üsteğmen Arif Hikmet, İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah,
Teğmen Muzaffer, Şifre Kâtibi Birinci Sınıf Kâtip Fâik, Şifre Kâtibi Yardımcısı, Kâtip Memduh’tan
oluşan 16 kişiyle Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi.
Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı.
Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı.
Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep
bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti;
şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama, O’nda ve O’nun gibi
düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi.
İstanbul’da İngiliz Muhipleri Cemiyeti,
Wilson Prensipleri Cemiyeti, Teali İslam Cemiyeti gibi zararlı cemiyetler
kurulmuş ve ülke aleyhinde çalışmalar yapıyorlardı. Buna karşın Anadolu’da
işgallere karşı Kuvayı Milliye hareketi ortaya çıkmış; Müdafaai Hukuk
Cemiyetleri kurulmuştu.
Bu gerçeği önceden gören Mustafa Kemal yoktan
var etme uğraşına girip, Samsun’da beş gün kaldıktan sonra Havza’ya geçip etkin
girişimlere başlamış, İstanbul’da oluşturduğu “kurtuluş ekibini” Amasya’da bir
araya getirip özü; “Milletin istiklalini
yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” olan Amasya Genelgesi’ni
yayımlamış, Sonra Erzurum ve Sivas Kongrelerini toplayarak ülkenin kurtuluş
yolunu belirleyip ödün vermeden ilerlemiştir.
Millet egemenliğine dayanan Türk devletini
kurmak amacıyla başlayan genelgeler ve kongreler dönemi milli irade, milli
devlet ve milli egemenlik kavramlarının ön plana çıkmasını sağlamıştır.
19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal’in milletine
güvenerek, inanarak yapacağı işleri “millî bir sır” gibi saklayarak; inanç ve
düşüncelerini safha safha gerçekleştirmek kararıyla göreve atıldığı gün olup bu
gün yıkılan, çok unsurlu bir imparatorluktan yeni ve millî bir Türk devletinin
hayat bulacağı güzide bir tarih olmuştur.
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini Sivas
Kongresi’nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla birleştirip
çekidüzen vermiş, Milleti temsil etmek için bir de Temsil Heyeti kurarak kurtuluşun ilk örgütlenmesini gerçekleştirmiştir.
Mücadeleyi millete mal etmek ve milli iradeyi
egemen kılmak için Ankara'da TBMM’yi açmış ve işgale karşı askeri direniş için
düzenli orduyu kurarak kurtuluş savaşını millileştirmiştir.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak başlattığı kurtuluş sürecini
30 Ağustos 1922 zaferinin ardndan 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşuyla
noktalayıp kuruluş dönemine geçip Cumhuriyet’in çağdaş devrimleriyle
taçlandırılarak Aydınlık günlere ulaştırmıştır.
19 Mayıs’ın ulusal düzeyde kutlanan bir
bayram olarak kabul edilmesinden başka halk tarafından 19 Mayıs gününün,
Atatürk’ün Samsun’a çıkıp, Milli Mücadeleyi buradan başlatmasının onuruna,
bugünün unutulmaması için Samsun halkı tarafından “Gazi Günü” olarak 1926
yılından itibaren mahalli bir gün olarak kutlanmış olması; Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs
gününün Atatürk günü olarak kabul edilmesi amacıyla, Galatasaray’dan
ayrılanların kurduğu Güneş Kulübü’nün yaptığı teklif Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı merkezince
karar altına alınarak 1935 yılındaki
kutlamaların tüm Türkiye’de gerçekleştirilmesi dışında; Türk Spor Kurumu’nun isteği
üzerine Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri Mayıs ayının üçüncü Cuma günü
kutlanmakta olan Jimnastik şenliklerinin de aynı güne alınması kararı 19 Mayısı
sporla bütünleştirmiş, İstanbul’da Beşiktaş'ın girişimleriyle Fenerbahçe
Stadı'nda kutlanan ilk 19 Mayıs, Galatasaray ve Fenerbahçeli yüzlerce sporcunun
da katılımıyla bir spor günü haline gelmesi sonucu ilk Spor Kongresi'nde Beşiktaş Kurucu Üyesi
Ahmet Fetgeri Aşeni’nin kutlanan Atatürk Günü'nün tüm gençliğe mal edilebilmesi
için "19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı" adı altında her yıl yapılması
teklifi benimsenmiş ve Atatürk’ün onayı ile gerçekleşmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan
zorlukları her zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine
daima sahip çıkarak kutlamalıyız. BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.