KURBAN BAYRAMI’NIN ARDINDAN…

 
İsmail Çelebi - Emekli Bakanlık Müfettişi

İslâm âleminin en önemli bayramlarından olan Kurban Bayramı’nı eda eyledik…

          Öncelikle bu bayram herkese kutlu olsun, hayırlara vesile olsun…

 

          Biz yazımızda olaya farklı pencerelerden bakarak; kurbanın anlamı, uygulamaları, ritüelleri, sonuçları üzerinde bazı değerlendirmeler yapacağız:

 

          -Kurban Bayramının daha ilk gününde 13-14 bin kişi (acemi kasaplar) kurban keserken yaralanarak sağlık kuruluşlarına başvuruyor.

          -Bayram tatilini de vesilesiyle vatandaşlar iç turizmi hareketlendiriyor ve yoğun bir trafik kazası yaşanıyor, onlarca ölü, binlerce yaralı gözü yaşlı insan geride kalıyor. (Geçen yıl 44 kişi ölmüş, 6370 kişi yaralanmış.)

          -Kurban olarak kesilen hayvanların yaklaşık sayısı: Büyükbaş hayvan; bir milyon, küçükbaş hayvan;3 milyon. Bu yılın rakamları henüz netleşmedi ama toplam kesilen kurban sayısının 4-5 milyon civarında olacağı tahmin ediliyor.

 

          Kurbanı imkânı olanlar keser. Doğrudur. Ya imkânı olmayanlar!

          Ya “Biz fakiriz, kurban kesemiyoruz” diyen ailelere ve çocuklarına gönderilecek bir kilo kurban payı bu ezikliklerini telafi etmiş olur mu?

 

          Kurban kesenler, kesemeyenler, kurbana pay girenler, kurbana karşıymış gibi görülenler, kurbana gerçekten karşı olanlar düşünüldüğünde toplum bu vesileyle kategorize edilerek sınıfsallaştırılmış olur mu?

 

          Kurban nedir?

          Bilinen anlamıyla kurban; Allah’a yakınlaşmak, O’nun rızasını almaktır. Bunun için kurban kesmek şart mıdır? Herkesin kurban kesmesi gerekir mi? Kurban kesemeyenin durumu ne haldedir?

          Yine bilinen ve gelenekselleşmiş anlamıyla kurban; Allah’a şükran ve teslimiyeti göstermek amacıyla belirli şartları taşıyan hayvanları usulüne uygun olarak kesmek demektir.

 

          Kurbanın dayanağı nedir?

          İnanışa göre İncil ve Tevrat’ta ismi Abraham olan geçen Hz İbrahim, gördüğü rüya üzerine oğlu İsmail’i Allah’a kurban etmeyi kabul eder ve oğlu da bu rüyayı Allah’ın emri olarak kabul edip babasında bu emre uymasını ister. Ancak; Hz İbrahim oğlunu tam kesmek üzereyken Allah Cebrail aracılığıyla bir koç göndererek Hz İsmail’in yerine bu koçun kurban edilmesini ister ve koç kurban edilir. Herkesin bildiği, kabul ettiği dayanak gösterilen “kıssas” böyledir

.

          Kurban hakkında farklı yorumlar:

         

          “Aslı Şah-ı Merdan, Güruhu Naci

          Tarikata bağlı bu yolun ucu

          Senede bir kurban talibin borcu

          Erenler aşkına indi bu kurban” (Hatayi)

 

            “Gelmişiz cânânın asitanına (dergâh kapısına)

            Sıtk ile sarıldık dost dağmanına (eteğine, eline)

            Canla baş koymuşuz aşk meydanına

            Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez” (İbreti)

 

          “Mahzuni Şerif’im yoldan kalır mı?

          İlmi dillerini cahil bilir mi?

          Hayvan kesmek ile kurban olur mu?

          İnanmazsan kaldır kılıç vur bana” (Aşık Mahzuni)

 

          Mahzuni’nin “İlmin dillerini cahil anlar mı?” sorusu çok kapsamlı bir soru. Zira cevabı tasavvuf ilmi dâhilinde çok derin ve geniştir. Bu bağlamda özetle açıklayacak olursak; ilmin bir zahiri (açık) yönü, bir de batını (kapalı) yönü vardır. Yani bir görünen tarafı, bir de keşfedilmesi gereken görünmeyen tarafı. Hayvanı boğazlayıp kesmek; kurbanın zahiri/görünen yönüdür. Yeterli midir, değildir. Batınî yönünü de görmek gerekir. Bu kısmı görmek biraz meşakkatlidir, zordur, bilgi ister, kurbanın en ağır olan yönü de zaten bu tarafıdır.

 

          Kurbanın batınî yönü:

 

          1. Özü kurban olmayanın, malı kurban olmaz.

     “Bir kişi Hakk'ın emrinde olmasa,

     Ona nesne gelmez, selamın almam.

     Dört kapıda bir niyazı yok ise,

                      Haramdır lokması, el sunup yemem” (Pir Sultan Abdal)

 

          2. Özünü pişirmeyen, kurbanını pişiremez.

     Pişmedik lokmayı yiyen kör olur

     Şüphesiz sancıdır işi zor olur

     Erenler katında sitemkâr olur

     Bilmeyene sitem sürsen ne fayda” (Sofuoğlu)

 

          3. Kurban da olsa adı “lokma”dır. Çiğ lokma yenmez. Helâl kazançla alınmayan, eline/diline/beline sahip olduğuna dair ikrâr verip komşularından razılık almayanın lokması çiğdir yenilmez.

“Aşk ile yırtılıp hâk olmamışsın

Nefs-i emmâreden pâk olmamışsın

Ayaklar altında hâk olmamışsın

Gelmiş de meydanda lokma yutarsın (Katib)

 

          4. Çiğ lokmaya dua edilmez. Duası edilmeyen lokma da yenilmez.

“İblis ile nefs atına binersin

Zâg (karga) misâli her bir leşe konarsın

Çiğ pişmiş demez elin sunarsın

Kelp(köpek) olup murdarları eşersin bir gün” (Noksani)

 

          Denilecektir ki; “Senede bir kurban talibin borcu”. Söze dikkat edilirse; “Senede bir kurban zenginin borcu” denilmiyor. Kurban; zengin/fakir ayrımı yapılmaksızın her talibin borcu ise burada yatan anlam nedir? Her talip her yıl özünü kurban edecek; elini, dilini, belini, gözünü, kalbini velhasıl bütün nefsi organlarını kurban gibi kesip meydana koyacaktır. İbreti’nin dediği gibi; Hak yoluna baş koyamayanın hayvanın başını kesmesinin bir anlamı yoktur.

          Hatayi bu konuyu daha da derinleştirerek demektedir ki:

 

          “Lahmike lahmi hadisine inanıp iman getirmedin

          Ta o zamandan beri karışmaz kanın kanıma

          Elli kere Hacc’a varsan olmaz tavafın kabul

          Arafat'ta kurban kessen kelp düşer kurbanına”

          Sakaleyn Hadisi-İki değerli emanet bırakılması; Kur’an ve Ehl-i Beyt’tir.  Lahmi ke lahmi-eti etimdir, anlamındadır, Peygamberimiz bu sözü Ehl-i Beyt’i için söylemiştir.

          Peygamberimizin Veda Haccı dönüşündeki “Ben size iki emanet bırakıyorum; birisi Kur’anı Kerim, diğeri Ehl-i Beytim’dir. Bunlara sarıldığınız sürece benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz” sözlerine iman getirmeyen birisi Hacc’a gidip kurban kesse kurbanına köpek düşer, murdar olur diyen Hatayi bu anlamlı sözleriyle kurbanın sadece hayvan kesme meselesi değil “iman/takva” meselesi olduğunu da özellikle vurgulamaktadır. (Ehl-i Beyt: Hz Muhammet, Hz Ali, Hz Fatıma, Hz Hasan, Hz Hüseyin olmak üzere beş kişidir. Sonrakiler Ehl-i Beyt değil, Ehl-i Beyt’in soyudur, karıştırmamak gerekir.)

 

          Yine Genç Abdal:       

          “Genç Abdal’ım herkes mest olur sanma

          Her kurban derisi post olur sanma

          Her yüze güleni dost olur sanma

İçi kâfir, dışı Müslüman çoktur”

 

Sözleriyle her kurbanın derisinin post olmayacağını, yani post olabilmesi için öncelikle o kesilen hayvanın “kurban” olması gerektiğini vurgulamaktadır. Bunu da aynen Hatayi gibi kurban sahibinin güler yüzüne değil, içindeki imanına bağlamaktadır.

 

Her kurban yenir mi?

Nasıl ki herhangi bir yemek pişmeden yenilmiyorsa, kurban/lokma da pişmeden yenilemez. Yalnız burada kurbanın pişmesinden ‘etin ateşte/kazanda pişirilmesi’ anlaşılmamalıdır. Kısa olarak kurban sahibi/sahipleri ehil kişi/lerin şahitliğinde usul ve erkânına uygun olarak kurbanlarını tekbirletip (dualatma), tığlatmalıdır (kesilme). Bunlar yapılmadan kurban kesilip yeniliyorsa, kurban/lokma çiğdir, pişmemiştir, lokanta yemeğinden farkı yoktur, bu tür yemeklere “ferhana” denir.

Sofuoğlu; “Muhammet Ali'ye ver salavatı  / Üç duvazdır salavatı kurbanın” diyerek kurbanın nasıl dualanması gerektiğini belirtmektedir. 

 

 

Kurbanı/lokmayı da her ağız yiyemez/yememeli/yedirilmemeli. Kurban/lokma olduğunu bilen birisi yemeden önce “lokma çiğ mi, pişmiş mi?” yani “kurbanın duası edilmiş mi?” diye sorması gerekir.

“Bir lokmayı bin kan etmişleri gör

Yiyen kanlı yedirenin işi  zor

İnanmazsan bunu Şeyh Safi’ye sor

Bir gün anlan Kul Veli’nin sözünü”

 

Söyleyen Kul Veli; “Yiyen kanlı, yedirenin işi zor” diyerek lokma yemenin de yedirmenin de çok basit bir husus olmadığına işaret etmiştir.

 

“Cennetin meyvesi boldur

Lokmayı bilene yedir

Şah Hatayi’m yol kadimdir

Gelen gelsin yolu ile”

Mesaj bu kadar anlaşılırdır. Lokma, bilene yedirilecektir.

 

Kaç çeşit kurban vardır?

Yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında üç çeşit kurban vardır:

1-Özün kurban edilmesi: Hak yoluna nefsin öldürülmesi. Bu kurbanın iman/takva yönüdür. Herkes bilir ki; kurbanın kanı Allah’a ulaşmaz, inancın gücü ulaşır.

2-Hayvan kurban edilmesi (canlı kurban): Durumu müsait olanlar gerek Kurban Bayramı’nda gerek adaklarında gerekse sair sebeplerle büyükbaş, küçükbaş hayvan kesebilecekleri gibi durumu iyi olmayanlar canlı kurban/lokma olarak Cebrail de denilen horoz hatta tavuk dahi kesebilirler. (Günün habercisi olduğu için haber getiren meleğe benzetilerek horoza Cebrail kurbanı da denir.)

3- Cansız kurban/lokma yedirilmesi: Mademki zengin fakiri ayrımı yapılmaksızın “Her sene bir kurban talibin borcu” olacaktır. Her talip konu komşusuyla lokmalar yiyip yedirmek isteyecektir. Ama canlı kurban kesecek durumu yok ise ne yapacaktır? Din, hiçbir inananını üzmez, mahcup ve mağdur etmez, Yol hiçbir talibini dışlamaz. Dolayısıyla bu durumda olan kişiler kansız lokma yedirebilirler. Kansız lokmalar; çörek, katmer benzeri yiyeceklerdir. Bunlara “kansız terceman” denir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus; Kurban/lokma ister kanlı olsun, ister kansız olsun hiç fark etmez, lokma sahibinden de, lokma yiyenlerden de aynı edep erkâna uyulması istenir.

“Şah Hatâyî´m eydür düşürdün derde

Zavallı sofudan kalkmıyor perde

Gördün ki bir lokma geldi bir yerde

O lokma çiğ ise yemen gerekmez”

 

          Esas olan lokmanın pişmiş olmasıdır, çiğ lokma yenmez. Lokmayı pişirecek duruma getirecek olan da lokma sahibidir.

 

          Ne mutlu lokmalarını pişirip yedirenlere…

          Çok yazık çiğ lokmayı yedirenlere/yiyenlere… Çok yazık çiğ kurban edilen hayvanlara… İsraf edilen katmerlere…