- 0 356 317 97 66
Ceyhuni, Zile'de
Çördükoğulları adı ile anılan ve hala soyu devam etmekte olan bir aileden Ahmet
adlı bir kişinin oğludur. Asıl adı Ömer
olup 1847 de Zile'nin Çıkrıkçı Mahallesinde dünyaya gelmiştir. Halen doğduğu
sokağın adı Ceyhunî Sokağıdır.
Bir seyahat
sırasında Çorum'un Alaca ilçesine giderken İsa Hacı köyünde 1912’de kalpten
ölmüştür. Geçimsizlik nedeniyle boşadığı ve
Dilerim Mevlâdan derde
çalasın
Kapansın gözlerin duvar
tutasın
Azıcık ağrıya kırk yıl
yatasın
Yine derim derdin azdır
sevdiğim
biçiminde beddualar yağdırdığı
karısı Sakire'den edinilen bilgilere göre; evinde az oturan, sürekli gezen,
hemen hemen bütün hayatını seyahatle geçirmiş olan iri yapılı, uzun boylu bir
kişi olup sağlığında ününü yurdun dört bucağına yaymıştır.
Âşıklık
Gelenekleri İçindeki Yeri ve Sanatı
Âşıklık
geleneklerini: Saz çalma, Mahlâs alma,
Usta- Çırak, Rüya sonrası âşık olma
(Bade içme), Âşık karşılaşmaları, Askı (Muamma), Dedim-Dedi tarzı
söyleyiş, Tarih bildirme, Nazire Söyleme
biçiminde sıralamak mümkündür.
Saz Çalma: Âşıklar deyişlerini bugün saz, eskiden
kopuz denilen telli bir çalgı eşliğinde söyleyip sazı hep kendilerinden bir
parça gibi görmüşlerdir. Gelenek içinde sazdan ve kemanî’den başka bir çalgı
ile sanatını sürdüren âşık yoktur. İyi
bir saz ustası olan Ceyhunî 12 telli çöğür çalan, kalın, gür, aynı zamanda davudi sesi ile herkesi hayran bırakan ve sazı ile geçimini sağlayan usta bir âşıktır.
Haşim Nezihi
Okay Ceyhûni için yazdığı bir yazıda verdiği şu bilgi oldukça dikkate değer
görülmektedir:
"Halil
Koçak'ın verdiği malumat teşekküre lâyıktır. Ezcümle sazının halen Alaca'da
Teberik köyünde Dede Kargın oğullarından Dede Bey'de olduğu ve diğer
eşyalarının da kutsal birer hatıra olarak Alaca'da taksim edildiği, başında
daima beyaz bir külah bulunduğu, ihtiyarlığına doğru Bektaşi tarikatine
geçtiği, Aleviler arasında bu yüzden hayli şöhret kazandığı da verdiği bilgiler
arasındadır.”[1]
Mahlâs alma: Âşıklıkta mahlas önemli
bir olgudur. Kimilerine ustası, piri, mürşidi verir; kimileri bade içme
geleneği içinde rüya olgusuyla alır, kimileri de adını veya soyadını mahlas
olarak kullanır. Ceyhunî’ye mahlasını
ustası Tokatlı Nuri vermiştir.
Usta-Çırak: Âşık
Edebiyatında yüzyıllar boyu yaşatılan geleneklerin en önemlilerinden biri de
usta-çırak geleneğidir. Bu geleneğin özünde halkın gönül duygularının âşıklarca
dile getirilerek halkın belleğine işleyip nesilden nesile ulaştırılması
yatar. Âşıklar, ustalarından
öğrendiklerini, bir anlamda usta mallarını çırakları aracılığı ile geleceğe
taşımışlardır. Âşık adayının burada alacağı eğitimin temel esasları gözlem ve
halk deyimiyle tembihe dayalı bir eğitim biçimi olup tamamen sözlü ve karşılıklı
ilişkiyle olgunlaşan, geleneksel bir eğitimdir.
Her âşık
ustası ile iftihar eder. Tokatlı Nurî'nin ustası Erzurumlu Emrah için onun
çırağı olmasından gururla söz ettiği:
Sevdiğin üstüne faikin kimdir
Benden
özge vasfa lâyıkın kimdir
Sorarlarsa
âşık sadıkın kimdir
Nuri
vardır Emrah çıraklarından
deyişi, Nuri'nin çırağı Ceyhunî’nin de tıpkı ustası Nuri gibi davranıp ustasını övdüğü:
“Sırrı
enel-hakkı diyecek kimdir
Kanaat lokmasını yiyecek kimdir
Melamet hırkasını giyecek kimdir
Ceyhunî var Nuri çıraklarından”[2]
diyen Ceyhunî, Erzurumlu Emrah'ın çırağı Tokatlı Nuri'nin
yetiştirmesidir.
Ceyhunî hayatı
boyunca ya hep kendi şiirlerini söylemiş ya da usta malı olarak çok sevdiği
ustası Tokatlı Nuri'nin veya onun ustası Erzurumlu Emrah'ın şiirlerini çalıp
okumuştur. Bu iki usta âşık dışında hiç bir âşığın şiirini okumamıştır.
Erzurumlu
Emrah gibi usta bir âşığın yetiştirdiği Tokatlı Nuri gibi güçlü bir âşık elinde
yetişen Ceyhunî'nin yetiştirdiği çıraklarının da Türk Halk Şiiri'nin önemli
halkalarını teşkil eden usta aşıklar olması doğaldır.
Bu âşıklar;
Tokatlı Asafoğlu adı ile anılan Cemali, Arap Hicri, Zileli Tahtabacak Mehmet
adı ile de bilinen Mevci, çevresinde Ali Baba adı ile anılan Zileli Nagâmi,
Zileli Ermeni Aşık Sermi, Zileli İlhami, Yozgatlı Seyhunî, Yozgatlı Mesudî,
Niksarlı Bedri, Niksarlı Cesûrî, Sivaslı Pesendî'dir.
Âşık
karşılaşmaları (Atışma): Atışma, âşıkların dinleyenler karşısında,
deyişme sırasında bir birini iyneleyici fakat mizah çerçevesi içinde
söyleşmeleridir. Karşılaşma, âşıkların rakibine üstün gelmek için soru cevaplı tarzı seçmesi yahut dar ayakla
onu mat etmenin yollarını aramasıdır.
Ceyhunî’nin, Çorumlu
Kadriya ile
Ceyhuni
Seni arzu ettim geldim buraya
Kalem şuarası aşık Kadriya
Tekellüm şan verir zevk ü safaya
Gönlümün ziyası Aşık Kadriya
Çorumlu
Kadriya
Ben de meftun idim şöhretine hem
Gelse de görüşsek derdim her dem
Size hürmet etmek benim için elzem
Âşıklar babası Âşık Ceyhunî
biçimindeki âşık tarzı atışmaları
dilden dile söylenmekte olup hürmet ve takdirlerini ifade ettikleri
bilinmektedir.
Cahit Öztelli
Zileli Şairler adlı eserinde çevre illere sık sık giden Ceyhunî'nin Ankara ve
İstanbul’a da gittiği Çırpıcı, Veliefendi çayırlarında ve semai kahvelerinde
saz çalıp muamma çözüp atışmalar yaptığını; Ankara Samanpazarı'nda Pilavoğlu
Hanı'nda çırağı Cemali ile kendi şiirlerini ve Tokatlı Nuri'nin parçalarını
çalıp söylediklerini belirtmektedir.[3]
Şiirlerini çok
defa irticalen okuyan Ceyhunî'nin tarikat mensubu olduğu da bazı şiirlerinden
anlaşılmaktadır. Cahit Öztelli'nin tesbitlerine göre Tokat'ta Kadiri Şeyhi
Balak Baba'ya intisap ettiğinden bazı şiirlerinde tasavvuf edası bulunmaktadır.[4] Bu
nedenle çevresinde Ceyhunî, Ceyhunî baba, Baba Ceyhunî gibi adlarla isim yapmış
olup Tokat, Çorum, Yozgat yörelerinde çok geniş bir nüfuza sahip olmuştur.
Hatta bu yörede çok tanınmış olması nedeniyle Çorum Halkevi'nin yayımladığı
Çorumlu mecmuasında da Halit Koçak isimli bir kişinin yazdığı yazıda bir
hemşehrilik gayreti ile Çorumlu olarak gösterilmek hatasına düşülmüştür.[5]
Aynı hatayı Sadettin
Nüzhet de Türk Şairleri adlı eserinin C harfinde Ceyhunî'den bahsederken
Çorumlu olduğunu söyleyerek tekrarlamıştır.[6]
Bilindiği gibi Tokatlı Gedai'yi de Beşiktaşlı Gedai diye Türk halkına yanlış
tanıtan Sadettin Nüzhet'tir.
Araştırmalarımıza
göre Ceyhunî'ye Çorumlu olarak sahip çıkılma gayreti Ceyhunî'nin Zile'deki eşi
Şakire'den ayrıldıktan sonra Çorum'da Kâhya oğullarından Meryem adlı bir kızla
evlenmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Türk Edebiyat
Tarihi'ne Zileli olarak geçen ve mensup olduğu Çördük Oğulları soyunun halâ
Zile'de yaşamakta olmasına rağmen aşığın Çorum'da evlendi diye Çorumlu saymak
yanlış bir davranış olsa gerektir.
Şiirlerini
irticalen söyleyen Ceyhunî'nin pek çok şiirinin yazıya geçirilmemiş olması
bilinen bir gerçektir. Yazıya geçirilen şiirlerinin bazıları da 1843'de
Çorum’un Domalan köyünde doğup 70 yaşlarında Sivas'ta öldüğü söylenen Ceyhunî[7] ile
karıştırıldığı gibi kimilerince de 1888'de İstanbul'da öldüğü bilinen Erzurumlu
Aşık Ceyhunî ile karıştırılmıştır. Erzurumlu Ceyhunî de irticalen şiir
söylemekte usta olup İstanbul'da Bektaşi büyüklerinden Hacı Hasan Baba'ya
intisap ettiğinden şiirlerinde Zileli Ceyhunî'nin şiirlerinde olduğu gibi tasavvuf
edası bulunmaktadır. Bu nedenle Zileli Ceyhunî'nin bazı şiirleri Erzurum'lu
Aşık Ceyhunî'nin zannedilip ona maledilmiştir. Zile, Yozgat, Çorum yörelerinde
ele geçen cönklerdeki şiirlerin Zileli Ceyhunî'ye ait olduğu kesindir.
Etkilediği saz
şairlerinin başında Yozgatlı Hüzni gelmektedir. Hüzni Ceyhûni’nin bir divanını
müseddes, bir koşmasını da tanzir[8]
etmiştir.
Ceyhûni'nin;
Evvelce ateş püskürürken
ağzımdan
Şimdicik pamuğu yakamaz oldum
Tab'ü fer kesildi iki
gözümden
İpliği iğneye takamaz oldum
biçiminde başlayan koşmasına Hüzni;
Kırcı boran duman tuttu
dağları
Kapudan dışarı çıkamaz oldum
Güller soldu hazan bozdu
bağları
Bağıma bahçeme bakamaz oldum
Hüznî garip baştan gitmez kederim
Eridi kemikler çürüdü derim
Çok sebzevât ekdim kalmadı
ferim
Karıkları başa çıkamaz oldum
tarafından biçiminde tanzir
edilmiştir.
Ahmet Talat
Onay'ın Tokatlı Nuri adlı eserinde belirtilen şu hususlar da dikkate değerdir.
"Uzun
müddet Dahiliye nezaretinde bulunan şair, münşi Faik Memduh Paşa o sıralarda
Ankara Valisi iken Ceyhunî ile Cemali'yi konağına davet ederek yemek ikram ve
hayli saz çaldırıp şiir okuttuktan sonra dörder altın lira ihsan
etmiştir."[9]
Yine Ahmet
Talat Onay'ın Tokatlı Nuri adlı eserinde Ceyhûni ve Çırağı Cemali'nin o
sıralarda Çorum'da saz çalmak istedikleri halde Zaptiye Tabur Ağası olan
Beşiktaş Muhafızı Hasan Paşa'nın kardeşi Ömer Bey müsade etmediğinden, Memduh
Paşa'nın ellerine bir izin belgesi vererek Ankara, Çorum, Kırşehir, Yozgat,
Kayseri yörelerinde serbestçe çalıp söylemelerine imkan tanındığı
belirtilmektedir.
Memduh
Paşa'nın Ceyhûni'ye bu denli kıymet vermesi sadece Nuri çırağı olmasından
değil, sazını ve sözünü dinleyince ondaki ustalığı görmüş olmasındandır.
Ahmet Talat
Onay'ın aynı eserinde; "Fudalayı asırdan Amasya müftüsü Hacı Kamil Efendi,
Amasya Valisi Kadri Bey'e bu münasebetle "Ziya Paşa"nın Amasya'da pek
büyük panayır açtırdığı bu panayırda Halep Bedestanı’nın ortasında bir şiir ve
irşad kurdurup Nuri ve Çırağın Ceyhûni'yi buraya oturtarak saz ve söz alemleri
yaptırdığını kendisinin de karşılarında bir iskemle atıp fasıllarını dinleyip
bir aralık Nuri tarafından inşad edilen bir beyti kahkaharla
karşıladığını..." yazması Ceyhûni'nin Ziya Paşa'dan da iltifat gördüğünü
işaret etmektedir.
Ceyhûni'nin
şiir ve sazdan başka bir işi olmadığından Zile, Yozgat ve Çorum dolaylarında
çalgı çalması için adet olduğundan düğünlere davet edilir buralarda irticalen
şiirler söyler, çırakları ile katıldığı bu düğünlerin renkli bir siması olarak
anlatılırdı. Yine o yörede asker uğurlama gelenekleri çok canlı bir şekilde
yapıldığından Zile ve çevresinden ta Sivas'a kadar asker uğurlamaya gider,
yolda onlara saz çalarak gurbet havasına ilk yolculukta teselliler katardı.
Şiir ve sazdan
başka işi olmayıp köy odalarında, düğünlerde, derneklerde, asker uğurlamalarında,
âşık kahvelerinde çalıp söyleyip gezip dolaştığından geniş bir dünya görüşüne
sahip usta bir âşık olarak haklı bir üne sahip olmuştur.
Zile, Çorum ve
Yozgat yörelerinde oniki telli çöğürünü fevkalâde bir maharetle çaldığı,
sesinin güzelliği hatta güzel seslilere Ceyhûnî sesli dendiği şiir ve musukide
ustalığı Ceyhûnî'nin meclisinde bulunmağa herkesin can attığı onun Zile’deki Boğaz
Kesen, Tomoğlu ve Çardak Kahvelerinde
çevre illerden gelen âşıklarla atışması sırasında yer bulunmayıp ayakta dinlendiği
ve atışmaların bazen saatlerce sürdüğü hâlâ ağızdan ağıza Zile'deki yaşlı
insanların sohbetinde büyüklerinden dinledikleri şekilde anlatılmaktadır.
Samsun'da
Tokatlı Nuri'nin vefatı sırasında yanında büyük çırağı Ceyhûni'nin bulunduğu ve
ustasının "Sözümü Ceyhûni'ye sazımı çocuklarıma veriyorum" dediği
Ceyhûni'nin de ustası Nuri'nin sazını kutsal bir emanet olarak Samsun'dan
Tokat'a getirip ailesine teslim ettiği bilinen gerçeklerdendir.
Türk halk
şiirinin temel taşlarından biri diyebileceğimiz Ceyhûni'nin Türk Halk Şiiri
içinde layık olduğu yeri alması en büyük dileğimizdir. Bu amaçla da Çorum’a
maledilme çabalarının önü kesilmesi için, Zile’ye bir anıt mezarının yapılması,
heykelinin dikilmesi ve 30 yıl önce 1996’da Hayrettn İvgin’le birlikte yayınladığımız Zileli Âşık Ceyhunî kitabının genişletilerek
yayınlanması gerektiğine inanmaktayız.
[1]
OKAY Haşim Nezihi: Ceyhûni, Folklor Dergisi, Yıl:1, Sayı 7, 1969
[2]
Hayrettin İvgin-Mehmet Yardımcı, Zileli
Âşık Ceyhunî Hayatı Sanatı Şiirleri ve Diğer Ceyhunî’ler, Ankara l996, s.52
[3]
ÖZTELLİ, Cahit: a.g.e
[4]
ÖZTELLİ, Cahit: Zileli Şairler, Vilayet Matbaası, Samsun, 1944
[5]
KOÇAK, Halit: Çorumlu Mecmuası ÇORUM
[6]
Ergun Saadettin Nüzhet: Türk Şairleri C maddesi
İSTANBUL
[7]
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi: Ceyhunî maddesi Cilt:2, sayfa 10, Dergah
Yayınları İSTANBUL
[8]
OĞUZ M. Öcal: Yozgatlı Hüzni, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 1988, ANKARA
[9]
ONAY, Ahmet Talat: a.g.e