ZİLELİ AŞIK CEYHUNİ’NİN ÂŞIKLIK GELENEĞİ İÇİNDEKİ YERİ VE SANATI

 
Dr. Öğretim Üyesi Mehmet YARDIMCI

Ceyhuni, Zile'de Çördükoğulları adı ile anılan ve hala soyu devam etmekte olan bir aileden Ahmet adlı bir kişinin oğludur.  Asıl adı Ömer olup 1847 de Zile'nin Çıkrıkçı Mahallesinde dünyaya gelmiştir. Halen doğduğu sokağın adı Ceyhunî Sokağıdır.

Bir seyahat sırasında Çorum'un Alaca ilçesine giderken İsa Hacı köyünde 1912’de kalpten ölmüştür. Geçimsizlik nedeniyle boşadığı ve

Dilerim Mevlâdan derde çalasın

Kapansın gözlerin duvar tutasın

Azıcık ağrıya kırk yıl yatasın

Yine derim derdin azdır sevdiğim

biçiminde beddualar yağdırdığı karısı Sakire'den edinilen bilgilere göre; evinde az oturan, sürekli gezen, hemen hemen bütün hayatını seyahatle geçirmiş olan iri yapılı, uzun boylu bir kişi olup sağlığında ününü yurdun dört bucağına yaymıştır.

 

         Âşıklık Gelenekleri İçindeki Yeri ve Sanatı

Âşıklık geleneklerini: Saz çalma, Mahlâs alma,  Usta- Çırak, Rüya sonrası âşık olma  (Bade içme), Âşık karşılaşmaları, Askı (Muamma), Dedim-Dedi tarzı söyleyiş, Tarih bildirme, Nazire Söyleme  biçiminde  sıralamak mümkündür.

            Saz Çalma:  Âşıklar deyişlerini bugün saz, eskiden kopuz denilen telli bir çalgı eşliğinde söyleyip sazı hep kendilerinden bir parça gibi görmüşlerdir. Gelenek içinde sazdan ve kemanî’den başka bir çalgı ile sanatını sürdüren âşık yoktur.  İyi bir saz ustası olan Ceyhunî 12 telli çöğür çalan, kalın, gür,  aynı zamanda  davudi sesi ile herkesi hayran bırakan ve  sazı ile geçimini sağlayan usta bir âşıktır.

Haşim Nezihi Okay Ceyhûni için yazdığı bir yazıda verdiği şu bilgi oldukça dikkate değer görülmektedir:

"Halil Koçak'ın verdiği malumat teşekküre lâyıktır. Ezcümle sazının halen Alaca'da Teberik köyünde Dede Kargın oğullarından Dede Bey'de olduğu ve diğer eşyalarının da kutsal birer hatıra olarak Alaca'da taksim edildiği, başında daima beyaz bir külah bulunduğu, ihtiyarlığına doğru Bektaşi tarikatine geçtiği, Aleviler arasında bu yüzden hayli şöhret kazandığı da verdiği bilgiler arasındadır.”[1]

Mahlâs alma: Âşıklıkta mahlas önemli bir olgudur. Kimilerine ustası, piri, mürşidi verir; kimileri bade içme geleneği içinde rüya olgusuyla alır, kimileri de adını veya soyadını mahlas olarak kullanır. Ceyhunî’ye mahlasını  ustası Tokatlı Nuri vermiştir.

            Usta-Çırak: Âşık Edebiyatında yüzyıllar boyu yaşatılan geleneklerin en önemlilerinden biri de usta-çırak geleneğidir. Bu geleneğin özünde halkın gönül duygularının âşıklarca dile getirilerek halkın belleğine işleyip nesilden nesile ulaştırılması yatar.  Âşıklar, ustalarından öğrendiklerini, bir anlamda usta mallarını çırakları aracılığı ile geleceğe taşımışlardır. Âşık adayının burada alacağı eğitimin temel esasları gözlem ve halk deyimiyle tembihe dayalı bir eğitim biçimi olup tamamen sözlü ve karşılıklı ilişkiyle olgunlaşan, geleneksel bir eğitimdir. 

Her âşık ustası ile iftihar eder. Tokatlı Nurî'nin ustası Erzurumlu Emrah için onun çırağı olmasından gururla söz ettiği:

                        Sevdiğin üstüne faikin kimdir

                        Benden özge vasfa lâyıkın kimdir

                        Sorarlarsa âşık sadıkın kimdir

                        Nuri vardır Emrah çıraklarından

deyişi,  Nuri'nin çırağı  Ceyhunî’nin de tıpkı ustası  Nuri gibi davranıp ustasını övdüğü:

                        Sırrı enel-hakkı diyecek kimdir

                          Kanaat lokmasını yiyecek kimdir

                         Melamet hırkasını giyecek kimdir

                         Ceyhunî var Nuri çıraklarından[2]

diyen Ceyhunî,  Erzurumlu Emrah'ın çırağı Tokatlı Nuri'nin yetiştirmesidir.

Ceyhunî hayatı boyunca ya hep kendi şiirlerini söylemiş ya da usta malı olarak çok sevdiği ustası Tokatlı Nuri'nin veya onun ustası Erzurumlu Emrah'ın şiirlerini çalıp okumuştur. Bu iki usta âşık dışında hiç bir âşığın şiirini okumamıştır.

Erzurumlu Emrah gibi usta bir âşığın yetiştirdiği Tokatlı Nuri gibi güçlü bir âşık elinde yetişen Ceyhunî'nin yetiştirdiği çıraklarının da Türk Halk Şiiri'nin önemli halkalarını teşkil eden usta aşıklar olması doğaldır.

Bu âşıklar; Tokatlı Asafoğlu adı ile anılan Cemali, Arap Hicri, Zileli Tahtabacak Mehmet adı ile de bilinen Mevci, çevresinde Ali Baba adı ile anılan Zileli Nagâmi, Zileli Ermeni Aşık Sermi, Zileli İlhami, Yozgatlı Seyhunî, Yozgatlı Mesudî, Niksarlı Bedri, Niksarlı Cesûrî, Sivaslı Pesendî'dir.

Âşık karşılaşmaları (Atışma):  Atışma, âşıkların dinleyenler karşısında, deyişme sırasında bir birini iyneleyici fakat mizah çerçevesi içinde söyleşmeleridir. Karşılaşma, âşıkların rakibine üstün gelmek için  soru cevaplı tarzı seçmesi yahut dar ayakla onu mat etmenin yollarını aramasıdır.

Ceyhunî’nin, Çorumlu Kadriya ile

Ceyhuni

Seni arzu ettim geldim buraya

Kalem şuarası aşık Kadriya

Tekellüm şan verir zevk ü safaya

Gönlümün ziyası Aşık Kadriya

 

   Çorumlu Kadriya

Ben de meftun idim şöhretine hem

Gelse de görüşsek derdim her dem

Size hürmet etmek benim için elzem

Âşıklar babası Âşık Ceyhunî

biçimindeki âşık tarzı atışmaları dilden dile söylenmekte olup hürmet ve takdirlerini ifade ettikleri bilinmektedir.

Cahit Öztelli Zileli Şairler adlı eserinde çevre illere sık sık giden Ceyhunî'nin Ankara ve İstanbul’a da gittiği Çırpıcı, Veliefendi çayırlarında ve semai kahvelerinde saz çalıp muamma çözüp atışmalar yaptığını; Ankara Samanpazarı'nda Pilavoğlu Hanı'nda çırağı Cemali ile kendi şiirlerini ve Tokatlı Nuri'nin parçalarını çalıp söylediklerini belirtmektedir.[3]

Şiirlerini çok defa irticalen okuyan Ceyhunî'nin tarikat mensubu olduğu da bazı şiirlerinden anlaşılmaktadır. Cahit Öztelli'nin tesbitlerine göre Tokat'ta Kadiri Şeyhi Balak Baba'ya intisap ettiğinden bazı şiirlerinde tasavvuf edası bulunmaktadır.[4] Bu nedenle çevresinde Ceyhunî, Ceyhunî baba, Baba Ceyhunî gibi adlarla isim yapmış olup Tokat, Çorum, Yozgat yörelerinde çok geniş bir nüfuza sahip olmuştur. Hatta bu yörede çok tanınmış olması nedeniyle Çorum Halkevi'nin yayımladığı Çorumlu mecmuasında da Halit Koçak isimli bir kişinin yazdığı yazıda bir hemşehrilik gayreti ile Çorumlu olarak gösterilmek hatasına düşülmüştür.[5]

Aynı hatayı Sadettin Nüzhet de Türk Şairleri adlı eserinin C harfinde Ceyhunî'den bahsederken Çorumlu olduğunu söyleyerek tekrarlamıştır.[6] Bilindiği gibi Tokatlı Gedai'yi de Beşiktaşlı Gedai diye Türk halkına yanlış tanıtan Sadettin Nüzhet'tir.

Araştırmalarımıza göre Ceyhunî'ye Çorumlu olarak sahip çıkılma gayreti Ceyhunî'nin Zile'deki eşi Şakire'den ayrıldıktan sonra Çorum'da Kâhya oğullarından Meryem adlı bir kızla evlenmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Türk Edebiyat Tarihi'ne Zileli olarak geçen ve mensup olduğu Çördük Oğulları soyunun halâ Zile'de yaşamakta olmasına rağmen aşığın Çorum'da evlendi diye Çorumlu saymak yanlış bir davranış olsa gerektir.

Şiirlerini irticalen söyleyen Ceyhunî'nin pek çok şiirinin yazıya geçirilmemiş olması bilinen bir gerçektir. Yazıya geçirilen şiirlerinin bazıları da 1843'de Çorum’un Domalan köyünde doğup 70 yaşlarında Sivas'ta öldüğü söylenen Ceyhunî[7] ile karıştırıldığı gibi kimilerince de 1888'de İstanbul'da öldüğü bilinen Erzurumlu Aşık Ceyhunî ile karıştırılmıştır. Erzurumlu Ceyhunî de irticalen şiir söylemekte usta olup İstanbul'da Bektaşi büyüklerinden Hacı Hasan Baba'ya intisap ettiğinden şiirlerinde Zileli Ceyhunî'nin şiirlerinde olduğu gibi tasavvuf edası bulunmaktadır. Bu nedenle Zileli Ceyhunî'nin bazı şiirleri Erzurum'lu Aşık Ceyhunî'nin zannedilip ona maledilmiştir. Zile, Yozgat, Çorum yörelerinde ele geçen cönklerdeki şiirlerin Zileli Ceyhunî'ye ait olduğu kesindir.

Etkilediği saz şairlerinin başında Yozgatlı Hüzni gelmektedir. Hüzni Ceyhûni’nin bir divanını müseddes, bir koşmasını da tanzir[8] etmiştir.

Ceyhûni'nin;

Evvelce ateş püskürürken ağzımdan

Şimdicik pamuğu yakamaz oldum

Tab'ü fer kesildi iki gözümden

İpliği iğneye takamaz oldum

biçiminde başlayan koşmasına Hüzni;

Kırcı boran duman tuttu dağları

Kapudan dışarı çıkamaz oldum

Güller soldu hazan bozdu bağları

Bağıma bahçeme bakamaz oldum

 

Hüznî garip baştan gitmez kederim

Eridi kemikler çürüdü derim

Çok sebzevât ekdim kalmadı ferim

Karıkları başa çıkamaz oldum

tarafından biçiminde tanzir edilmiştir.

Ahmet Talat Onay'ın Tokatlı Nuri adlı eserinde belirtilen şu hususlar da dikkate değerdir.

"Uzun müddet Dahiliye nezaretinde bulunan şair, münşi Faik Memduh Paşa o sıralarda Ankara Valisi iken Ceyhunî ile Cemali'yi konağına davet ederek yemek ikram ve hayli saz çaldırıp şiir okuttuktan sonra dörder altın lira ihsan etmiştir."[9]

Yine Ahmet Talat Onay'ın Tokatlı Nuri adlı eserinde Ceyhûni ve Çırağı Cemali'nin o sıralarda Çorum'da saz çalmak istedikleri halde Zaptiye Tabur Ağası olan Beşiktaş Muhafızı Hasan Paşa'nın kardeşi Ömer Bey müsade etmediğinden, Memduh Paşa'nın ellerine bir izin belgesi vererek Ankara, Çorum, Kırşehir, Yozgat, Kayseri yörelerinde serbestçe çalıp söylemelerine imkan tanındığı belirtilmektedir.

Memduh Paşa'nın Ceyhûni'ye bu denli kıymet vermesi sadece Nuri çırağı olmasından değil, sazını ve sözünü dinleyince ondaki ustalığı görmüş olmasındandır.

Ahmet Talat Onay'ın aynı eserinde; "Fudalayı asırdan Amasya müftüsü Hacı Kamil Efendi, Amasya Valisi Kadri Bey'e bu münasebetle "Ziya Paşa"nın Amasya'da pek büyük panayır açtırdığı bu panayırda Halep Bedestanı’nın ortasında bir şiir ve irşad kurdurup Nuri ve Çırağın Ceyhûni'yi buraya oturtarak saz ve söz alemleri yaptırdığını kendisinin de karşılarında bir iskemle atıp fasıllarını dinleyip bir aralık Nuri tarafından inşad edilen bir beyti  kahkaharla  karşıladığını..."  yazması  Ceyhûni'nin Ziya Paşa'dan da iltifat gördüğünü işaret etmektedir.

Ceyhûni'nin şiir ve sazdan başka bir işi olmadığından Zile, Yozgat ve Çorum dolaylarında çalgı çalması için adet olduğundan düğünlere davet edilir buralarda irticalen şiirler söyler, çırakları ile katıldığı bu düğünlerin renkli bir siması olarak anlatılırdı. Yine o yörede asker uğurlama gelenekleri çok canlı bir şekilde yapıldığından Zile ve çevresinden ta Sivas'a kadar asker uğurlamaya gider, yolda onlara saz çalarak gurbet havasına ilk yolculukta teselliler katardı.

Şiir ve sazdan başka işi olmayıp köy odalarında, düğünlerde, derneklerde, asker uğurlamalarında, âşık kahvelerinde çalıp söyleyip gezip dolaştığından geniş bir dünya görüşüne sahip usta bir âşık olarak haklı bir üne sahip olmuştur.

Zile, Çorum ve Yozgat yörelerinde oniki telli çöğürünü fevkalâde bir maharetle çaldığı, sesinin güzelliği hatta güzel seslilere Ceyhûnî sesli dendiği şiir ve musukide ustalığı Ceyhûnî'nin meclisinde bulunmağa herkesin can attığı onun Zile’deki Boğaz Kesen, Tomoğlu ve Çardak  Kahvelerinde çevre illerden gelen âşıklarla atışması sırasında yer bulunmayıp ayakta dinlendiği ve atışmaların bazen saatlerce sürdüğü hâlâ ağızdan ağıza Zile'deki yaşlı insanların sohbetinde büyüklerinden dinledikleri şekilde anlatılmaktadır.

Samsun'da Tokatlı Nuri'nin vefatı sırasında yanında büyük çırağı Ceyhûni'nin bulunduğu ve ustasının "Sözümü Ceyhûni'ye sazımı çocuklarıma veriyorum" dediği Ceyhûni'nin de ustası Nuri'nin sazını kutsal bir emanet olarak Samsun'dan Tokat'a getirip ailesine teslim ettiği bilinen gerçeklerdendir.

Türk halk şiirinin temel taşlarından biri diyebileceğimiz Ceyhûni'nin Türk Halk Şiiri içinde layık olduğu yeri alması en büyük dileğimizdir. Bu amaçla da Çorum’a maledilme çabalarının önü kesilmesi için, Zile’ye bir anıt mezarının yapılması, heykelinin dikilmesi ve 30 yıl önce 1996’da Hayrettn İvgin’le birlikte yayınladığımız  Zileli Âşık Ceyhunî kitabının genişletilerek yayınlanması gerektiğine inanmaktayız.



[1] OKAY Haşim Nezihi: Ceyhûni, Folklor Dergisi, Yıl:1, Sayı 7, 1969

[2] Hayrettin İvgin-Mehmet Yardımcı, Zileli Âşık Ceyhunî  Hayatı Sanatı Şiirleri ve Diğer Ceyhunî’ler,  Ankara l996, s.52

[3] ÖZTELLİ, Cahit: a.g.e

[4] ÖZTELLİ, Cahit: Zileli Şairler, Vilayet Matbaası, Samsun, 1944

[5] KOÇAK, Halit: Çorumlu Mecmuası ÇORUM

[6] Ergun Saadettin Nüzhet: Türk Şairleri C maddesi  İSTANBUL

[7] Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi: Ceyhunî maddesi Cilt:2, sayfa 10, Dergah Yayınları İSTANBUL

[8] OĞUZ M. Öcal: Yozgatlı Hüzni, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 1988, ANKARA

[9] ONAY, Ahmet Talat: a.g.e