Varlığını Birbirine Borçlu Olan İki Canlı Ardıç Ağacı - Ardıç Kuşu

 
Dr. Öğretim Üyesi Mehmet YARDIMCI

         

Anadolu neolitik çağ yerleşmelerinden olan on bin yıllık Çatalhöyük’teki evlerin yapımında kullanılan ardıç ağacı, Latince adının kaynağı “Juniperuse” sözcüğünün Türkçe karşılığı olan “Dik, katı ve  sert” anlamına gelmektedir.

Ardıç ağacı, Türkiye'de kuraklığa ve zorlu iklim koşullarına dayanıklı yapısıyla başta İç Anadolu, Akdeniz ve Doğu Anadolu olmak üzere Trakya ve Ege'nin yüksek kesimlerinde ardıç kuşu aracılığı ile doğal olarak yetişir. Sağlam ve uzun ömürlü bir ağaç olduğundan erozyonu önlemesi, rüzgâr ve karı engellemesi nedeniyle  ahır ve ahşap  binaların yapımında ana malzeme olarak kullanılır.

Evlerin ortasına evin çatısını ayakta tutması için kutsal sayılan ardıç ağacından büyük bir direk dikilir, uğuruna inanılan bu direğin tanrıyı temsil ettiği de ileri sürülmektedir.

Hititlerin de en özel ağaçlarından biri ardıç ağaçlarıdır. Hitit kralı Arnuvanda’nın anıtmezarının başına her zaman yeşil kalan bir ardıç ağacının dikildiği bilinmektedir.

Aynı gelenek Osmanlı döneminde Efe mezarlarında da uygulanmış, ölen efenin mezarının başına ardıç ağacı dikilmiştir. Son örneklerinden bazıları Tokat’ta bulunan Tahta mezarlar da ardıç ağacından yapılmıştır. Orta Asya’daki Türk mezarlarının başına ardıç ağacı dikilmesinin devam eden bir gelenek hâlini aldığı bilinmektedir.

Ardıç fidanı yavaş büyür. Öyle ki; ağaç formunun iki metreye ulaşması yıllar alabilir. Ağaç olması da on yıllarca sürebilir. Bünyesindeki silisik asit nedeniyle oldukça dayanıklı bir yapısı vardır. Dünyanın en dayanıklı ağaçlarından biridir.

Doğada her şey birbiriyle bağlantılıdır. Bir ağacın büyümesi için sadece toprak, su ve güneş yeterli değildir. Bazı ağaç türleri, tohumlarını yaymak için hayvanların yardımına ihtiyaç duyar. İşte ardıç ağacı da doğadaki en ilginç iş birliklerinden birine sahiptir.

Ardıç kuşunun ardıç tohumlarını sindirim sisteminden geçirerek toprağa bırakması ve böylece ardıç ağaçlarının üremesini sağlaması efsanevi anlatımlarda birbirlerinin varlığını birbirine borçlu olan bu iki canlı "aşık ile maşuk" olarak da sembolize edilir.

    

Üremesi bir başka türe bağlı olan ardıç ağacının bir adaşı olan, şahane bir  ritmle şarkı söyleyen Ardıç Kuşu, Ardıç ağacına duvarları çamurla kaplı  kase şeklinde yuva yapar.

Ardıç tohumları yere dökülür ancak bu tohumlar  bir Ardıç kuşu tarafından yenmedikçe çimlenme gerçekleşmez. Ardıç  kuşunun sindirim sisteminde Ardıç ağacının tohumlarının kabukları  açılır. Ardıç kuşunun dışkısı ile birlikte toprağa karışan tohumlar  doğanın muhteşem uyumu ile kolayca çimlenir.

 

Ardıç  Kuşu ve Ardıç Tohumları

 

Bahar gelen bölgelere göç ederek baharın müjdecisi olan ardıç kuşu ardıç tohumlarını çok sever. Bu nedenle bu kuşa ardıç kuşu adı verilmiştir. Ardıç tohumları da bu kuş tarafından yenmedikçe çimlenmez ve fonksiyonunu tamamlayamaz. Ardıç tohumları yere döküldüğünde tohumları yiyen ardıç kuşu sindirim yaparken kozalak şeklindeki tohumların kabukları açılır ve içindeki tohumlar dışkı ile dışarı atılır. Ardıç kuşunun taşıdığı yerde toprağa karışan tohumlar çimlenerek ardıcın üremesine de aracılık etmiş olur. Ardıç kuşu kadar olmasa da ardıcın üremesine aracı olan diğer kuşlar ise az bulunan toy ve lir kuşlarıdır. Bu nedenle ardıç kuşuna  doğanın bahçıvanı da denir.

Ardıç Kuşları tarafından farklı alanlara taşınan tohumlar, doğadaki bitki örtüsünün zenginleşmesine ve biyolojik çeşitliliğe katkıda bulunur. Küçük bir kuşun yediği bir meyve, gelecekte koca bir ormanın başlangıcı olabilir.

Eski Türklerde ardıç adını taşıyan birçok kutsal yerin varlığı bilinmekte olup, günümüzde bazı köylerin, mekânların ardıç ve türevleriyle isimlendirilmesi, bazı yörelerde, ardıç ağaçlarının dallarına bir bez bağlamak sûretiyle dilek tutma geleneğinin sürdürülmekte olması yadsınamaz bir gerçektir.

Ardıç ağacı, kayın ağacından sonra en kutsal kabul edilen ağaç olduğu ve kötü ruhları kovmayı simgelediği için dağlar, tepeler ve türbeler ardıç ismiyle veya ardıç ağaçlarıyla anılmıştır.

Ardıç ağacı, kuraklığa ve zorlu doğa koşullarına karşı gösterdiği olağanüstü direnç, kötü ruhları kovduğuna inanılan arındırıcı kokusu ve Orta Asya Şamanizm’inden Anadolu Alevi-Bektaşi kültürüne uzanan inanç sistemlerinde kötülükten korunma sembolü olması nedeniyle kutsal kabul edilir.

Nevşehir; Hacıbektaş ve Gülşehir ilçeleri arasında yer alan “Hırka Dağı” Menkıbelere göre Hacı Bektaş Veli'nin hırkasını yaktığı ve ilk semaha durduğu, geçmişte yoğun ardıç ağaçlarıyla kaplı kutsal bir dağdır.

Sivas; Şarkışla ilçesi Kaymak köyündeki Ardıçlı Tepesi ve Ardıç Türbesi Türkmenler trafından kutsal kabul edilen mekânlardandır.

Konya; Taşkent ilçesinde bulunan ve yöre halkı tarafından "Ağıl Ağaç" olarak da bilinen anıt ardıç ağacı bölgenin en eski kült merkezlerinden biridir.

Orta Anadolu’da Sivas, Tokat, Doğuda Tunceli, Adıyaman gibi ve Altaylar'da tek başına bulunan ya da mezarlıkların içinde yer alan ardıç ağaçlarının bulunduğu bölgeler, Türk kültürü gereği saygı görüp korunan alanlardır.

Zile’de de; kutsallığına inanılan ardıç ağaçlarının yer aldığı üç yer bulunmaktadır. Bunların biri Kaba Ardıç: Yücepınar Köyü'nde yer alan bu alan, halk tarafından yağmur duası ve dilekler için ziyaret edilen ve efsanelere göre Hz. Ali'nin dinlendiğine inanılan kutsal bir ardıç ağacı ziyaret yeridir.

İkincisi; Ardıçlı Dede. Yeni Dağıçi Köyünde kurak mevsimlerde yağmur duası için gidilen önemli bir ziyaret yeridir.

Üçüncüsü de; Fırtıman Köyü Ardıçlığı: Zile merkeze yaklaşık 3 km uzaklıkta, koruma altındaki ardıç ağaçlarıyla kaplı meraları ve ekosistemiyle bilinen yöredir.

Ardıç, Türk dünyasında saygı duyulan bir ağaçtır; ateşle yapılan temizliği sembolize eder ve kötü ruhları kovduğuna inanılır. Yakut Türkleri ardıcı kutsal bilirler, bu yüzden ev, ahır ve diğer yerleşim yerlerini nazara karşı ardıç ile tütsüledikleri bilinmektedir.

Altay Türkleri’nde de bir eve hastalık geldiğinde nazar değdiği için hastalık geldi diye ardıç tütsüsü yapılır. Tütsü için ardıç budağı alacak kişinin son bir yıl içinde yakını ölmemiş olmalı, temiz olmalı, kadın ise hamile olmamalıdır. Ayrıca ardıç ağacının yanına giderken  arabayla veya atla değil yaya olarak gidilmelidir.

Ardıç dalı alınmadan, ağaca çaput bağlanmalıdır.

Ardıca giderken başka bitki ve çiçek koparılmamalı, kuş yuvası bozulmamalıdır. Bunlara uyulmazsa ardıcın yardım etmeyeceğine inanılır.

Altay Türkleri dağ geçitlerinden geçerken ardıç ağacından bir dal yakarak tütsülerler ve kötü ruhları kovduklarına inandıkları için rahatça yollarına devam ederler.

Kazak Türkleri’nde de kötü ruhları ve hastalıkları kovmak için bebek beşiğinin bulunduğu alanlar ardıçla tütsülenmektedir.

Halen dilek ağacı olarak kullanılabilen ardıcın geçmişte bazı ülkelerde cadılardan koruduğuna inanılmış. Simyacılar, felsefe taşı yapımında kullanmış, yılanları uzak tutmak için evlerin çevresinde ardıç ağacı yakılmıştır. Romalılar sağladığı koku için tercih ederken, Aleviler cemevlerinde tütsü olarak tercih etmiş. Şaman Türkmenleri’nden Avrupalılara kadar yetiştiği ülkelere damga vurmuş. Konargöçer veya göçebe kültürlerde yaşayanlar da konaklamak için genellikle ardıç ağaçlarının altlarını ya da yakınlarını tercih etmişlerdir.

Hititler’in ardıç ağacının meyvesinden ilaç elde ettikleri de bilinmektedir.

Sadece eski çağlarda değil, günümüz Anadolu insanı da ardıç ağaçlarından ilaçlar elde etmektedir. Katran ardıcının meyveleri Elazığ yöresinde böbrek taşı ve kumunun düşürülmesinde,  Balıkesir yöresinde mide hastalıklarında, Bronşit tedavisinde meyveleri yenmekte, çay gibi içilmektedir. Katran ardıcı Denizli’de saçkıran hastalığında, meyveleri nefes darlığında, katranı da hayvanlarda kelebek hastalığında kullanılmaktadır.

Şair Halil Gökkaya’nın bir şiirinde:

Su bulurum kurak toprakta bile…

            Emekçi ağacım, dokuz canlıyım

diye gücünü ve özelliklerini sergileyen  ardıç ağacı;

İçinde yaşadığı toplumun dini hurafelerine, sofuluğun gerici ve bağnaz yaşam biçimi dayatmalarına öfke duyan ama bu öfkesini dile getiremeyen halkın sesi olan Dertli’nin bir yergisinde:

Venedik’ten gelir teli

Ardıç ağacından kolu

Be Allah’ın şaşkın kulu

Şeytan bunun neresinde?

diyerek  âşık edebiyatına da bu değerli ağacı ustaca yerleştirmiştir.

Çok eski çağlarda ardıç ormanlarının yer aldığı Erzurum ilinin kuzeydoğusunda, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinin kesişim noktasında yer alan; Yusufeli, Şenkaya, Narman, Tortum ve Uzundere ilçeleri ile çevrili Oltu doğasındaki kutsal kabul edilen ardıç ağaçlarının fosilleşmiş köklerinden elde edilen “oltu taşı”, kolay işlenebilen yarı kıymetli bir taş olarak bilinir. Oltu taşının insanlar arasında “şans taşı” olarak kabul edilmesi, nazarın etkilerini engellemesi, insan vücuduna pozitif enerji vermesi nedeniyle önem verilen taşlar arasında sayılır. Orta Çağlarda tespih ve kutsal sayılan sandık yapımında kullanılmaktayken, ondokuzuncu yüzyılda mücevher yapımında da kullanılmaya başlanmıştır. Oltu taşı tespih kullanan insanların, vücutlarında birikmiş olan statik elektriği tespih çekmek suretiyle attıklarına ve bu vesileyle de stresten kurtulduklarına inanılır. Oltu taşı topraktan çıktığında çok yumuşak olmasına karşın, hava ile temas edince sertleşme özelliğine sahip olup işlenmesi kolay, işlendikçe sertleşen, kullanıldıkça parlayan bir özelliğe sahiptir.

Daima yeşil olup yumuşak ve dayanıklı odunlu olan ardıç türlerinin boyları da 30 santimetre ile 10 metreye kadar değişir. Bu nedenle bazen çalı bazen de ağaç olarak görülür. Ardıcın çiçekleri nisan ve mayıs aylarında açar. Bu çiçekler bir süre sonra ardıç meyvesi olur. Ardıç meyvesi üzüme benzer ve özellikle sağlık açısından çok faydalı bir meyvedir.

Ardıç meyvesinin insan sağlığına faydaları saymakla bitmez. Örneğin, Teskin edici ve öfke yatıştırıcı olduğu gerekçesiyle ilaç olarak kullanılan ardıç geçmişte vebaya karşı en çok kullanılan meyve olarak kayıtlara geçmiştir. Meyvesini yiyenlerin idrarının menekşe gibi koktuğu söylenir. Hem fiziksel hem de manevi olarak insanları birçok hastalıktan koruması veya tedavilerinde kullanılması da bu ağacı vazgeçilmez yapmaktadır.

Meyvesi veya tohumu, dalları, yaprakları, odunu ile adeta şifa deposu olan ardıcın bünyesinde reçine, kalsiyum, glikoz, uçucu yağlar, sakaroz, manganez, demir, bakır, organik asitler, potasyum ve bol miktarda C vitamini bulunur. Bu maddelerin katkısı ile özellikle sağlık ve güzellik amaçlı kullanılır. Ardıç meyvesi yaş, kuru, toz halinde veya çay formunda kullanılabilir. Ardıcın; çay, yağ, tentür, esans, kür, alkollü ekstrakt formlarında üretimi vardır ve alternatif tıp alanında çok sık kullanılır. Tıp, kozmetik, inşaat ve mobilya sektörü için önemli bir ağaçtır.