- 0 356 317 97 66
Anadolu neolitik çağ yerleşmelerinden olan on
bin yıllık Çatalhöyük’teki evlerin yapımında kullanılan ardıç ağacı, Latince
adının kaynağı “Juniperuse” sözcüğünün Türkçe karşılığı olan “Dik, katı ve sert” anlamına gelmektedir.
Ardıç ağacı, Türkiye'de kuraklığa ve zorlu
iklim koşullarına dayanıklı yapısıyla başta İç Anadolu, Akdeniz ve Doğu Anadolu
olmak üzere Trakya ve Ege'nin yüksek kesimlerinde ardıç kuşu aracılığı ile doğal
olarak yetişir. Sağlam ve uzun ömürlü bir ağaç olduğundan erozyonu önlemesi,
rüzgâr ve karı engellemesi nedeniyle
ahır ve ahşap binaların yapımında
ana malzeme olarak kullanılır.
Evlerin ortasına evin çatısını ayakta tutması
için kutsal sayılan ardıç ağacından büyük bir direk dikilir, uğuruna inanılan
bu direğin tanrıyı temsil ettiği de ileri sürülmektedir.
Hititlerin de en özel ağaçlarından biri ardıç
ağaçlarıdır. Hitit kralı Arnuvanda’nın anıtmezarının başına her zaman yeşil
kalan bir ardıç ağacının dikildiği bilinmektedir.
Aynı gelenek Osmanlı döneminde Efe
mezarlarında da uygulanmış, ölen efenin mezarının başına ardıç ağacı
dikilmiştir. Son örneklerinden bazıları Tokat’ta bulunan Tahta mezarlar da
ardıç ağacından yapılmıştır. Orta Asya’daki Türk mezarlarının başına ardıç
ağacı dikilmesinin devam eden bir gelenek hâlini aldığı bilinmektedir.
Ardıç fidanı yavaş büyür. Öyle ki; ağaç
formunun iki metreye ulaşması yıllar alabilir. Ağaç olması da on yıllarca
sürebilir. Bünyesindeki silisik asit nedeniyle oldukça dayanıklı bir yapısı
vardır. Dünyanın en dayanıklı ağaçlarından biridir.
Doğada her şey birbiriyle bağlantılıdır. Bir
ağacın büyümesi için sadece toprak, su ve güneş yeterli değildir. Bazı ağaç
türleri, tohumlarını yaymak için hayvanların yardımına ihtiyaç duyar. İşte
ardıç ağacı da doğadaki en ilginç iş birliklerinden birine sahiptir.
Ardıç kuşunun ardıç tohumlarını sindirim
sisteminden geçirerek toprağa bırakması ve böylece ardıç ağaçlarının üremesini sağlaması
efsanevi anlatımlarda birbirlerinin varlığını birbirine borçlu olan bu iki
canlı "aşık ile maşuk" olarak da sembolize edilir.
Üremesi bir başka türe bağlı olan ardıç ağacının
bir adaşı olan, şahane bir ritmle şarkı
söyleyen Ardıç Kuşu, Ardıç ağacına duvarları çamurla kaplı kase şeklinde yuva yapar.
Ardıç tohumları yere dökülür ancak bu
tohumlar bir Ardıç kuşu tarafından
yenmedikçe çimlenme gerçekleşmez. Ardıç
kuşunun sindirim sisteminde Ardıç ağacının tohumlarının kabukları açılır. Ardıç kuşunun dışkısı ile birlikte
toprağa karışan tohumlar doğanın
muhteşem uyumu ile kolayca çimlenir.
Ardıç Kuşu ve Ardıç Tohumları
Bahar gelen bölgelere göç ederek baharın
müjdecisi olan ardıç kuşu ardıç tohumlarını çok sever. Bu nedenle bu kuşa ardıç
kuşu adı verilmiştir. Ardıç tohumları da bu kuş tarafından yenmedikçe çimlenmez
ve fonksiyonunu tamamlayamaz. Ardıç tohumları yere döküldüğünde tohumları yiyen
ardıç kuşu sindirim yaparken kozalak şeklindeki tohumların kabukları açılır ve
içindeki tohumlar dışkı ile dışarı atılır. Ardıç kuşunun taşıdığı yerde toprağa
karışan tohumlar çimlenerek ardıcın üremesine de aracılık etmiş olur. Ardıç
kuşu kadar olmasa da ardıcın üremesine aracı olan diğer kuşlar ise az bulunan toy
ve lir kuşlarıdır. Bu nedenle ardıç kuşuna
doğanın bahçıvanı da denir.
Ardıç Kuşları tarafından farklı alanlara
taşınan tohumlar, doğadaki bitki örtüsünün zenginleşmesine ve biyolojik
çeşitliliğe katkıda bulunur. Küçük bir kuşun yediği bir meyve, gelecekte koca
bir ormanın başlangıcı olabilir.
Eski Türklerde ardıç adını taşıyan birçok
kutsal yerin varlığı bilinmekte olup, günümüzde bazı köylerin, mekânların ardıç
ve türevleriyle isimlendirilmesi, bazı yörelerde, ardıç ağaçlarının dallarına
bir bez bağlamak sûretiyle dilek tutma geleneğinin sürdürülmekte olması yadsınamaz
bir gerçektir.
Ardıç ağacı, kayın ağacından sonra en kutsal
kabul edilen ağaç olduğu ve kötü ruhları kovmayı simgelediği için dağlar,
tepeler ve türbeler ardıç ismiyle veya ardıç ağaçlarıyla anılmıştır.
Ardıç ağacı, kuraklığa ve zorlu doğa koşullarına
karşı gösterdiği olağanüstü direnç, kötü ruhları kovduğuna inanılan arındırıcı
kokusu ve Orta Asya Şamanizm’inden Anadolu Alevi-Bektaşi kültürüne uzanan inanç
sistemlerinde kötülükten korunma sembolü olması nedeniyle kutsal kabul edilir.
Nevşehir; Hacıbektaş ve Gülşehir ilçeleri
arasında yer alan “Hırka Dağı” Menkıbelere göre Hacı Bektaş Veli'nin hırkasını
yaktığı ve ilk semaha durduğu, geçmişte yoğun ardıç ağaçlarıyla kaplı kutsal
bir dağdır.
Sivas; Şarkışla ilçesi Kaymak köyündeki Ardıçlı
Tepesi ve Ardıç Türbesi Türkmenler trafından kutsal kabul edilen
mekânlardandır.
Konya; Taşkent ilçesinde bulunan ve yöre
halkı tarafından "Ağıl Ağaç" olarak da bilinen anıt ardıç ağacı
bölgenin en eski kült merkezlerinden biridir.
Orta Anadolu’da Sivas, Tokat, Doğuda Tunceli,
Adıyaman gibi ve Altaylar'da tek başına bulunan ya da mezarlıkların içinde yer
alan ardıç ağaçlarının bulunduğu bölgeler, Türk kültürü gereği saygı görüp
korunan alanlardır.
Zile’de de; kutsallığına inanılan ardıç
ağaçlarının yer aldığı üç yer bulunmaktadır. Bunların biri Kaba Ardıç: Yücepınar Köyü'nde yer alan bu alan, halk tarafından
yağmur duası ve dilekler için ziyaret edilen ve efsanelere göre Hz. Ali'nin
dinlendiğine inanılan kutsal bir ardıç ağacı ziyaret yeridir.
İkincisi; Ardıçlı Dede. Yeni Dağıçi Köyünde kurak mevsimlerde yağmur duası
için gidilen önemli bir ziyaret yeridir.
Üçüncüsü de; Fırtıman Köyü Ardıçlığı: Zile merkeze yaklaşık 3 km uzaklıkta,
koruma altındaki ardıç ağaçlarıyla kaplı meraları ve ekosistemiyle bilinen yöredir.
Ardıç, Türk dünyasında saygı duyulan bir
ağaçtır; ateşle yapılan temizliği sembolize eder ve kötü ruhları kovduğuna
inanılır. Yakut Türkleri ardıcı kutsal bilirler, bu yüzden ev, ahır ve diğer
yerleşim yerlerini nazara karşı ardıç ile tütsüledikleri bilinmektedir.
Altay Türkleri’nde de bir eve hastalık
geldiğinde nazar değdiği için hastalık geldi diye ardıç tütsüsü yapılır. Tütsü
için ardıç budağı alacak kişinin son bir yıl içinde yakını ölmemiş olmalı,
temiz olmalı, kadın ise hamile olmamalıdır. Ayrıca ardıç ağacının yanına
giderken arabayla veya atla değil yaya
olarak gidilmelidir.
Ardıç dalı alınmadan, ağaca çaput
bağlanmalıdır.
Ardıca giderken başka bitki ve çiçek
koparılmamalı, kuş yuvası bozulmamalıdır. Bunlara uyulmazsa ardıcın yardım
etmeyeceğine inanılır.
Altay Türkleri dağ geçitlerinden geçerken
ardıç ağacından bir dal yakarak tütsülerler ve kötü ruhları kovduklarına
inandıkları için rahatça yollarına devam ederler.
Kazak Türkleri’nde de kötü ruhları ve
hastalıkları kovmak için bebek beşiğinin bulunduğu
alanlar ardıçla tütsülenmektedir.
Halen dilek ağacı olarak kullanılabilen
ardıcın geçmişte bazı ülkelerde cadılardan koruduğuna inanılmış. Simyacılar, felsefe
taşı yapımında kullanmış, yılanları uzak tutmak için evlerin çevresinde ardıç
ağacı yakılmıştır. Romalılar sağladığı koku için tercih ederken, Aleviler
cemevlerinde tütsü olarak tercih etmiş. Şaman Türkmenleri’nden Avrupalılara
kadar yetiştiği ülkelere damga vurmuş. Konargöçer veya göçebe kültürlerde
yaşayanlar da konaklamak için genellikle ardıç ağaçlarının altlarını ya da yakınlarını
tercih etmişlerdir.
Hititler’in ardıç ağacının meyvesinden ilaç
elde ettikleri de bilinmektedir.
Sadece eski çağlarda değil, günümüz Anadolu
insanı da ardıç ağaçlarından ilaçlar elde etmektedir. Katran ardıcının
meyveleri Elazığ yöresinde böbrek taşı ve kumunun düşürülmesinde, Balıkesir yöresinde mide hastalıklarında,
Bronşit tedavisinde meyveleri yenmekte, çay gibi içilmektedir. Katran ardıcı Denizli’de
saçkıran hastalığında, meyveleri nefes darlığında, katranı da hayvanlarda
kelebek hastalığında kullanılmaktadır.
Şair Halil Gökkaya’nın bir şiirinde:
Su
bulurum kurak toprakta bile…
Emekçi ağacım, dokuz canlıyım
diye
gücünü ve özelliklerini sergileyen ardıç
ağacı;
İçinde yaşadığı toplumun dini hurafelerine,
sofuluğun gerici ve bağnaz yaşam biçimi dayatmalarına öfke duyan ama bu
öfkesini dile getiremeyen halkın sesi olan Dertli’nin bir yergisinde:
Venedik’ten
gelir teli
Ardıç
ağacından kolu
Be
Allah’ın şaşkın kulu
Şeytan
bunun neresinde?
diyerek âşık edebiyatına da bu değerli ağacı ustaca
yerleştirmiştir.
Çok eski çağlarda ardıç ormanlarının yer
aldığı Erzurum ilinin kuzeydoğusunda, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinin
kesişim noktasında yer alan; Yusufeli, Şenkaya, Narman, Tortum ve Uzundere
ilçeleri ile çevrili Oltu doğasındaki kutsal kabul edilen ardıç ağaçlarının fosilleşmiş
köklerinden elde edilen “oltu taşı”, kolay işlenebilen yarı kıymetli bir taş
olarak bilinir. Oltu taşının insanlar arasında “şans taşı” olarak kabul edilmesi,
nazarın etkilerini engellemesi, insan vücuduna pozitif enerji vermesi nedeniyle
önem verilen taşlar arasında sayılır. Orta Çağlarda tespih ve kutsal sayılan
sandık yapımında kullanılmaktayken, ondokuzuncu yüzyılda mücevher yapımında da kullanılmaya
başlanmıştır. Oltu taşı tespih kullanan insanların, vücutlarında birikmiş olan
statik elektriği tespih çekmek suretiyle attıklarına ve bu vesileyle de
stresten kurtulduklarına inanılır. Oltu taşı topraktan çıktığında çok yumuşak
olmasına karşın, hava ile temas edince sertleşme özelliğine sahip olup
işlenmesi kolay, işlendikçe sertleşen, kullanıldıkça parlayan bir özelliğe
sahiptir.
Daima yeşil olup yumuşak ve dayanıklı odunlu
olan ardıç türlerinin boyları da 30 santimetre ile 10 metreye kadar değişir. Bu
nedenle bazen çalı bazen de ağaç olarak görülür. Ardıcın çiçekleri nisan ve
mayıs aylarında açar. Bu çiçekler bir süre sonra ardıç meyvesi olur. Ardıç
meyvesi üzüme benzer ve özellikle sağlık açısından çok faydalı bir meyvedir.
Ardıç meyvesinin insan sağlığına faydaları
saymakla bitmez. Örneğin, Teskin edici ve öfke yatıştırıcı olduğu gerekçesiyle
ilaç olarak kullanılan ardıç geçmişte vebaya karşı en çok kullanılan meyve
olarak kayıtlara geçmiştir. Meyvesini yiyenlerin idrarının menekşe gibi koktuğu
söylenir. Hem fiziksel hem de manevi olarak insanları birçok hastalıktan
koruması veya tedavilerinde kullanılması da bu ağacı vazgeçilmez yapmaktadır.
Meyvesi veya tohumu, dalları, yaprakları,
odunu ile adeta şifa deposu olan ardıcın bünyesinde reçine, kalsiyum, glikoz,
uçucu yağlar, sakaroz, manganez, demir, bakır, organik asitler, potasyum ve bol
miktarda C vitamini bulunur. Bu maddelerin katkısı ile özellikle sağlık ve
güzellik amaçlı kullanılır. Ardıç meyvesi yaş, kuru, toz halinde veya çay
formunda kullanılabilir. Ardıcın; çay, yağ, tentür, esans, kür, alkollü
ekstrakt formlarında üretimi vardır ve alternatif tıp alanında çok sık
kullanılır. Tıp, kozmetik, inşaat ve mobilya sektörü için önemli bir ağaçtır.