Atatürkçü Düşünce Sisteminin Temel Taşı Cumhuriyettir.

 
Dr. Mehmet YARDIMCI

Atatürk, yalnızca savaş meydanlarındaki dehası değil, Cumhuriyet öncesi ve sonrası gösterdiği devlet adamı kimliği ile de tarihe iz bırakmış ender liderlerden biridir.

22 Haziran 1919’da yayımlanan Amasya genelgesinin üçüncü Maddesinde; “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” sözü, Mustafa Kemal’in  ‘Cumhuriyet’ fikrinin işareti olup düşündüğü çağdaş, medeni, güçlü ve dünyada sözü geçen bir ülke olabilmenin ilk ve tartışmasız adımı olarak verdiği karardır.

Türk milleti yüzyıllar boyunca egemenliğine  engel rejimlerin acısını çekmiş, sonunda  en uygun idare şeklinin cumhuriyet olduğunu Atatürk sayesinde görmüş ve 29 Ekim 1923’te  Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyet kurulmuştur.

Ülkenin yarınları adına, çocukları ve gençleri her zaman ilk sayan Atatürk’ün, cumhuriyetin ilanı sonrası ilk yaptıklarından biri “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”nu çıkarmak, öğrenimi birleştirmek olmuştur. Hemen sonrasında Halifeliğin kaldırılması, şapka devrimi, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması çağdaş bir cumhuriyetin oluşmasını perçinlemiştir.

Yapılan çalışmalar sonuçlandıkça, yeni bir Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve 1 Kasım 1928’de kabul edilen Yeni Türk Alfabesi’nin kabulu ve Arapça’nın yerine geçmesi, sonrasında da “Laiklik”in Anayasa’ya girmesi ve diğer devrimlerin peş peşe yapılması ile cumhuriyetimizin sarsılmaz temelleri atılmıştır. Atatürk'ün “Demokrasinin tam ve en bariz hükümet şekli cumhuriyettir.” diyerek de cumhuriyet ile ilgili düşüncelerini en güzel kendi sözleriyle ortaya koymuştur.

Cumhuriyet, siyasi gücün halk ve temsilcileri tarafından paylaşıldığı bir rejimin adı olup Türk Milleti için bir hayat tarzıdır. 

Cumhuriyet sisteminde temsil  yetkisi seçimle belirlenebilir. Cumhuriyetçilik herhangi bir kişi, zümre ya da sınıf fark etmeksizin egemenliğin belli bir topluma değil tüm halka ait olduğunu anlatmaktadır.

Atatürk’ün büyük söylevi’nin  başında, “Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.” Sözü bize kültür ile bilimin bütünleştiği ve sanatın önemsendiği bir  anlayış kazandırmıştır.

Cumhuriyet demokrasinin en gelişmiş biçimidir. Atatürk'ün dediği gibi "Demokrasi prensibinin en asri ve mantıki tatbikini temin eden hükümet şekli, cumhuriyettir". Cumhuriyet’te  “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”.

Cumhuriyetin Bize Kazandırdığı haklardan bazıları; “Yaşama Hakkı, Sağlık Hakkı, Eğitim Hakkı, Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı, Kişi dokunulmazlığı, Özel hayatın gizliliği ve korunması, Yerleşme ve seyahat hürriyeti, Din ve vicdan hürriyeti, Bilim ve sanat hürriyeti.” olarak sayılabilir. Cumhuriyetle sahip olduğumuz bu değerleri korumaksa Cumhuriyete Sahiplenme Erdemidir.

Din ve devlet işlerinin birbirinden bütünüyle ayrıldığı, lâik düzen olan Cumhuriyet rejiminde halkın seçtiği yöneticiler ancak halkın temsilcileri olarak iş yapabilirler. Eğer halkın seçtiği yöneticiler kendi isteklerini keyfi ve zorla kabul ettirmeğe kalkışırlarsa o zaman cumhuriyet yönetimi egemenliğimize  engel rejimlere dönüşür. Bu nedenle Cumhuriyet anlayışını iyi bilmek  ve Cumhuriyete sahiplenme bilinci içinde olmak gerekmektedir.

Ulu önder, “Yurtta barış, dünyada barış” diyerek, tarihe ve geleceğe ışık tutan çok önemli ve insani bir prensibi dile getirmiştir.

"Bütün dünya bilsin ki, benim için bir taraflılık vardır; Cumhuriyet taraftarlığı.” diyen Atatürk'ün Türk ulusuna ve gençliğine olan inancı, cumhuriyetçiliğin tamamlayıcısı ve güvencesidir. Kendi kurduğu cumhuriyeti Türk gençliğinin bekçiliğine bırakmıştır. Çünkü günümüz koşullarında  görüldüğü gibi  bu Cumhuriyet’in daha çok savunulmaya ihtiyacı vardır.

Atatürk'ün ilkelerinden biri olan cumhuriyetçilik devlet idaresinde millî egemenliği, millî iradeyi ve hür seçimi esas kabul eden ilkenin adıdır. Bu ilkenin yönetim biçimi ve siyasal rejim olarak ifadesi cumhuriyettir. Bu tarz yönetim, millî egemenlik kavramım en iyi temsil edecek, en iyi uygulatacak bir devlet şekli olup demokrasinin de en gelişmiş şeklidir. Dolayısıyla, lâiklik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik, ulusçuluk yanında yer alan cumhuriyetçilik en çok önem verilendir. Laiklik ise Türkiye Cumhuriyetinin olmazsa olmazıdır. Çünkü Türkiye’de 10’ larca din, 10’larca mezhep, yüzlerce tarikat, cemaat ve grup bulunmaktadır. Bütün bunların üzerinde devletin tarafsız kalabilmesi gruplar arası adaleti hoşgörüyü ve diyaloğu sağlayabilmesi ancak laiklikle mümkündür.

“Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.”  diyen Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı çağdaş, akılcı, medeni, demokratik, toplayıcı, birleştirici ve barışçıdır.

“Ne mutlu Türküm Diyene” sözü ile ırka dayalı olmayan bir milliyetçilik anlayışını ortaya koyar. Ona göre Cumhuriyetin temeli Türklerdir. Diğer zümreler Türk kimliğine aitlik hissettiği ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kanunlarına bağlı kaldığı sürece her türlü hakka sahip olabilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin devam ettirilmesi ve iyiye her geçen gün daha da yükseltilmesi Atatürk'ün düşüncelerinin çok iyi anlaşılması ile mümkündür.

 

CUMHURİYET DAVULU

-İzmir’e ilk giren süvari Bölüğünde yer alan

Muharip  Gazi Süvari Çavuşu

Babam Mustafa Yardımcı’nın Aziz Anısına-

 

            Bu ilk teskere Doğu Cephesinden

315’linin  ilk teskeresi

            Zile’den

            Onbeşli türküsüyle uğurlanıp

            Tokat Talimgâh kışlasına giden

            Sonra Doğu Cephesinde

            Soğukla

Karla

Ölümle burun buruna

            Üç yıllık serüven

                        Nice arkadaşı dönemese de geriye

                        Erzurum’un karı

                        Dadaşın barıyla ötelerden

                        Geride kalanlara

                        Özgürlük muştusu gelen

            Batum  dağlarında sıkılan kurşunun

            Barutu kokan parmaklarında

            Silah arkadaşlarının kaybı

            Yüreğini  sızlatan

                        Mustafa Çavuş’un usundaki hep

                        Babası

Dayısı

Amcası

                        Bu kaçıncı kaybı

                        Doğu cephesinde

Belirsiz topraklarda bırakılan

 

            Bu ikinci teskere batı cephesinden

            Bu ikinci yara

            İkinci şahlanışı atının

            Zile’den çıkan 120 atlıyla

            Haksızlığa 

Yoksulluğa

            İşgale karşı dinelen

                        Atatürkçe

                        Çağdaş uygarlığa

                        Ödünsüz yönelen

            Yıllar yılı verilen sınavın

            O ulusal harbin kanı kılıcında

            Dudağının ucunda bir şehit adı

            Süvari alayından

            Kanla yoğrulu tepelerde yiten

                        O kahpe kurşun var ya

                        O kahpe kurşun

                        Gencecik bedenlere

                        Son söz

                        Vatan sağ olsun 

 Derken gülümseten

            Bu İzmir’e ilk varışlarının nişanı

            Dolu dizgin

            Süvari bölüğünde

             İsmet Paşa’dan

 Fahrettin Paşa’ya

 Kabaran hamur gibi çoğalan

                        Bu davul özgürlük davulu bilen bilir

                        Mustafa Kemal davulu

                        Güm güm

                        Gün gün vurulan

 

            Filiz fidan

            Fidan köklü bir ağaç şimdi

            Hem öyle bir ağaç ki

            Binlerce yıllık tarihiyle ulu

                        Vuruldukça Cumhuriyet davulu

                        Soluklu bir türkü olan

                        Bir büyük destan gibi duygulu

                        Kökü  Altaylar’dan gelen

                        Kahramanlıklarla dolu

            Bu o günlerin madalyası

Kırmızı şeritli

            Devletin lâyık gördüğü nişan

Cepheden cepheye dört yıl

At koşturduğu günlerin anısıyla dolu

Şimdi yorgun argın

İki otlu yaparken nohutu

Ya da 

Kırık leblebiyi ayırırken bütünden

Dünkü süvari çavuşu 

Harp sonu leblebici Mustafa usta

Kulağı zar zor aldığı bataryalı radyoda

Yenilikleri sıralıyor bir bir

Başı boş akmayacak diyor ırmakların suyu

Köy Enstitüsü diyor

Halkevleri diyor

Okuma yazma kursları diyor radyo

Her ajansı dinledikçe

Daha rahat uyuyor uykuyu

            Çakırkaya Bağlarında

            Bağ budarken  

            Daha bir yürekten söylüyor  Zile türkülerini

Kiraz Seyri gibi cıvıl cıvıl geliyor

            Günübirlik gittiği bağ yolu

Yedi çocuğu düşünüyor

            Yedi umudu

Yaşayacak elbette

Mustafa Çavuş gibilerinin bu memlekette

Şehitlerle

Gazilerle dolu soyu    

                                   Mehmet YARDIMCI