- 0 356 317 97 66
Atatürk, yalnızca savaş meydanlarındaki
dehası değil, Cumhuriyet öncesi ve sonrası gösterdiği devlet adamı kimliği ile
de tarihe iz bırakmış ender liderlerden biridir.
22 Haziran 1919’da yayımlanan Amasya
genelgesinin üçüncü Maddesinde; “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve
kararı kurtaracaktır.” sözü, Mustafa Kemal’in
‘Cumhuriyet’ fikrinin işareti olup düşündüğü çağdaş, medeni, güçlü ve
dünyada sözü geçen bir ülke olabilmenin ilk ve tartışmasız adımı olarak verdiği
karardır.
Türk milleti yüzyıllar boyunca
egemenliğine engel rejimlerin acısını
çekmiş, sonunda en uygun idare şeklinin
cumhuriyet olduğunu Atatürk sayesinde görmüş ve 29 Ekim 1923’te Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyet
kurulmuştur.
Ülkenin yarınları adına, çocukları ve
gençleri her zaman ilk sayan Atatürk’ün, cumhuriyetin ilanı sonrası ilk
yaptıklarından biri “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”nu çıkarmak, öğrenimi
birleştirmek olmuştur. Hemen sonrasında Halifeliğin kaldırılması, şapka
devrimi, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması çağdaş bir cumhuriyetin
oluşmasını perçinlemiştir.
Yapılan çalışmalar sonuçlandıkça, yeni bir
Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve 1 Kasım 1928’de kabul edilen Yeni Türk
Alfabesi’nin kabulu ve Arapça’nın yerine geçmesi, sonrasında da “Laiklik”in
Anayasa’ya girmesi ve diğer devrimlerin peş peşe yapılması ile cumhuriyetimizin
sarsılmaz temelleri atılmıştır. Atatürk'ün “Demokrasinin tam ve en bariz
hükümet şekli cumhuriyettir.” diyerek de cumhuriyet ile ilgili düşüncelerini en
güzel kendi sözleriyle ortaya koymuştur.
Cumhuriyet, siyasi gücün halk ve temsilcileri
tarafından paylaşıldığı bir rejimin adı olup Türk Milleti için bir hayat
tarzıdır.
Cumhuriyet sisteminde temsil yetkisi seçimle belirlenebilir.
Cumhuriyetçilik herhangi bir kişi, zümre ya da sınıf fark etmeksizin
egemenliğin belli bir topluma değil tüm halka ait olduğunu anlatmaktadır.
Atatürk’ün büyük söylevi’nin başında, “Az zamanda çok büyük işler yaptık.
Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan
Türkiye Cumhuriyeti’dir.” Sözü bize kültür ile bilimin bütünleştiği ve sanatın
önemsendiği bir anlayış kazandırmıştır.
Cumhuriyet demokrasinin en gelişmiş
biçimidir. Atatürk'ün dediği gibi "Demokrasi prensibinin en asri ve
mantıki tatbikini temin eden hükümet şekli, cumhuriyettir". Cumhuriyet’te “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”.
Cumhuriyetin Bize Kazandırdığı haklardan
bazıları; “Yaşama Hakkı, Sağlık Hakkı, Eğitim Hakkı, Kadınlara Seçme ve Seçilme
Hakkı, Kişi dokunulmazlığı, Özel hayatın gizliliği ve korunması, Yerleşme ve
seyahat hürriyeti, Din ve vicdan hürriyeti, Bilim ve sanat hürriyeti.” olarak
sayılabilir. Cumhuriyetle sahip olduğumuz bu değerleri korumaksa Cumhuriyete
Sahiplenme Erdemidir.
Din ve devlet işlerinin birbirinden bütünüyle
ayrıldığı, lâik düzen olan Cumhuriyet rejiminde halkın seçtiği yöneticiler
ancak halkın temsilcileri olarak iş yapabilirler. Eğer halkın seçtiği
yöneticiler kendi isteklerini keyfi ve zorla kabul ettirmeğe kalkışırlarsa o
zaman cumhuriyet yönetimi egemenliğimize
engel rejimlere dönüşür. Bu nedenle Cumhuriyet anlayışını iyi
bilmek ve Cumhuriyete sahiplenme bilinci
içinde olmak gerekmektedir.
Ulu önder, “Yurtta barış, dünyada barış”
diyerek, tarihe ve geleceğe ışık tutan çok önemli ve insani bir prensibi dile
getirmiştir.
"Bütün dünya bilsin ki, benim için bir
taraflılık vardır; Cumhuriyet taraftarlığı.” diyen Atatürk'ün Türk ulusuna ve
gençliğine olan inancı, cumhuriyetçiliğin tamamlayıcısı ve güvencesidir. Kendi
kurduğu cumhuriyeti Türk gençliğinin bekçiliğine bırakmıştır. Çünkü günümüz
koşullarında görüldüğü gibi bu Cumhuriyet’in daha çok savunulmaya
ihtiyacı vardır.
Atatürk'ün
ilkelerinden biri olan cumhuriyetçilik devlet idaresinde millî egemenliği, millî
iradeyi ve hür seçimi esas kabul eden ilkenin adıdır. Bu ilkenin yönetim biçimi
ve siyasal rejim olarak ifadesi cumhuriyettir. Bu tarz yönetim, millî egemenlik
kavramım en iyi temsil edecek, en iyi uygulatacak bir devlet şekli olup
demokrasinin de en gelişmiş şeklidir. Dolayısıyla, lâiklik, halkçılık,
devrimcilik, devletçilik, ulusçuluk yanında yer alan cumhuriyetçilik en çok
önem verilendir. Laiklik ise Türkiye Cumhuriyetinin olmazsa olmazıdır. Çünkü
Türkiye’de 10’ larca din, 10’larca mezhep, yüzlerce tarikat, cemaat ve grup
bulunmaktadır. Bütün bunların üzerinde devletin tarafsız kalabilmesi gruplar
arası adaleti hoşgörüyü ve diyaloğu sağlayabilmesi ancak laiklikle mümkündür.
“Türk milleti çalışkandır, Türk milleti
zekidir. Çünkü Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini
bilmiştir.” diyen Atatürk’ün
milliyetçilik anlayışı çağdaş, akılcı, medeni, demokratik, toplayıcı,
birleştirici ve barışçıdır.
“Ne mutlu Türküm
Diyene” sözü ile ırka dayalı olmayan bir milliyetçilik anlayışını ortaya koyar.
Ona göre Cumhuriyetin temeli Türklerdir. Diğer zümreler Türk kimliğine aitlik
hissettiği ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kanunlarına bağlı kaldığı sürece
her türlü hakka sahip olabilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin devam ettirilmesi ve
iyiye her geçen gün daha da yükseltilmesi Atatürk'ün düşüncelerinin çok iyi
anlaşılması ile mümkündür.
CUMHURİYET DAVULU
-İzmir’e ilk giren süvari Bölüğünde
yer alan
Muharip Gazi
Süvari Çavuşu
Babam Mustafa Yardımcı’nın Aziz Anısına-
Bu ilk teskere Doğu Cephesinden
315’linin ilk
teskeresi
Zile’den
Onbeşli türküsüyle uğurlanıp
Tokat Talimgâh kışlasına giden
Sonra Doğu Cephesinde
Soğukla
Karla
Ölümle burun buruna
Üç yıllık serüven
Nice arkadaşı dönemese de geriye
Erzurum’un karı
Dadaşın barıyla ötelerden
Geride kalanlara
Özgürlük muştusu gelen
Batum dağlarında sıkılan kurşunun
Barutu kokan parmaklarında
Silah arkadaşlarının kaybı
Yüreğini sızlatan
Mustafa Çavuş’un usundaki hep
Babası
Dayısı
Amcası
Bu kaçıncı kaybı
Doğu cephesinde
Belirsiz topraklarda
bırakılan
Bu ikinci teskere batı cephesinden
Bu ikinci yara
İkinci şahlanışı atının
Zile’den çıkan 120 atlıyla
Haksızlığa
Yoksulluğa
İşgale karşı dinelen
Atatürkçe
Çağdaş uygarlığa
Ödünsüz yönelen
Yıllar yılı verilen sınavın
O ulusal harbin kanı kılıcında
Dudağının ucunda bir şehit adı
Süvari alayından
Kanla yoğrulu tepelerde yiten
O kahpe kurşun var ya
O kahpe kurşun
Gencecik bedenlere
Son söz
Vatan sağ olsun
Derken gülümseten
Bu İzmir’e ilk varışlarının nişanı
Dolu dizgin
Süvari bölüğünde
İsmet Paşa’dan
Fahrettin Paşa’ya
Kabaran hamur gibi
çoğalan
Bu davul özgürlük davulu bilen bilir
Mustafa Kemal davulu
Güm güm
Gün gün vurulan
Filiz fidan
Fidan köklü bir ağaç şimdi
Hem öyle bir ağaç ki
Binlerce yıllık tarihiyle ulu
Vuruldukça Cumhuriyet davulu
Soluklu bir türkü olan
Bir büyük destan gibi duygulu
Kökü Altaylar’dan gelen
Kahramanlıklarla dolu
Bu o günlerin madalyası
Kırmızı şeritli
Devletin lâyık gördüğü nişan
Cepheden cepheye dört
yıl
At koşturduğu günlerin
anısıyla dolu
Şimdi yorgun argın
İki otlu yaparken nohutu
Ya da
Kırık leblebiyi
ayırırken bütünden
Dünkü süvari çavuşu
Harp sonu leblebici
Mustafa usta
Kulağı zar zor aldığı
bataryalı radyoda
Yenilikleri sıralıyor
bir bir
Başı boş akmayacak diyor
ırmakların suyu
Köy Enstitüsü diyor
Halkevleri diyor
Okuma yazma kursları
diyor radyo
Her ajansı dinledikçe
Daha rahat uyuyor uykuyu
Çakırkaya Bağlarında
Bağ budarken
Daha bir yürekten söylüyor Zile türkülerini
Kiraz Seyri gibi cıvıl cıvıl
geliyor
Günübirlik gittiği bağ yolu
Yedi çocuğu düşünüyor
Yedi umudu
Yaşayacak elbette
Mustafa Çavuş
gibilerinin bu memlekette
Şehitlerle
Gazilerle dolu
soyu
Mehmet YARDIMCI